Cuma günü, bu sütunlarda ABD BaÅŸkanı'nın konuÅŸmasının İslam ile bir ateÅŸkes ilanı olduÄŸu kadar; Avrupa ile Amerika arasında bir kopuÅŸ'u da gösterdiÄŸini ve konuÅŸmanın asıl öneminin burada yattığı tezini okudunuz.
Açıkçası, bu tez konusunda yalnız kalmıştım. Tüm yorumcuların dikkati, Obama'nın 'Esselamün Aleyküm'ündeydi.
Ama tarih bugünlerde çok yoÄŸun ve hızlı yazılıyor.
Cumartesi, Sarkozy ve Obama; Türkiye'nin AB'ye üyeliÄŸi ve türban serbestisi konularındaki farklı görüÅŸlerini açıkladılar ve akÅŸamında Obama'nın Sarkozy'nin eÅŸli yemek teklifini reddettiÄŸi haberleri yayınlandı.
Obama, Bush dönemindeki Hıristiyancı siyaseti tasfiye edip, Amerika BirleÅŸik Devletleri'nin 'deist' Kurucu İlkeleri'ne dönüÅŸ sürecinde Avrupa'yı da yanında görmek istiyor. Hatta Avrupa'yı zorluyor.
Deizmi,'Din tercihinde bulunmayan ama imanlı' diye tarif edebiliriz.
Amerika'nın parası üzerindeki 'In God We Trust' (Tanrıya İnanırız) sözünden baÅŸlayarak bir dizi kurumsal simgesinin Tanrı'ya referans verdiÄŸini ve fakat bir dine iÅŸaret etmediÄŸini hatırlayalım.
Amerikan devletinin kuruluÅŸ niteliÄŸi deisttir. Ve prensipte vatandaÅŸlarının istediÄŸi dine, istedikleri ÅŸekilde inanmalarına saygı gösterir.
Obama'nın Kongre'de üyelerin Kur'an-ı Kerim üzerine yemin edebildikleri örneÄŸini vermesi de devletin bu niteliÄŸini tarif etmeyi hedefliyordu.
Ancak, Obama'nın halkların dinsel yaÅŸamlarını serbestleÅŸtirip, devletleri ve uluslaraşırı kuruluÅŸları deistleÅŸtirmeye çalışan giriÅŸimi belli ki Avupa'nın direniÅŸiyle karşılaÅŸacak.
Amerika, 'Dinlerin AÅŸkın BirlikteliÄŸi' çerçevesinde İslam'ı da kendi deÄŸerleri içinde sayarken; Avrupa, Müslüman nüfuslu Türkiye'nin üyeliÄŸine ve türban serbestisine direnecek.
Buradan Türkiye için çıkacak sonuç ÅŸu:
ABD'nin İslam ile savaÅŸmayacağını ilan etmesi bir Kültürler Arası AteÅŸkes (Modus Vivendi) idi.
Fakat, Obama'nın Kahire konuÅŸması, Kültürler Arası AteÅŸkes'ten daha da ileri gitti ve isteyenin inancını istediÄŸi gibi eyleyebileceÄŸi bir düzenin tesisi arzusunu (Modus Operandi) gündeme getirdi.
Bu konuÅŸma ile, ABD çatışan kültürler resminden dışarı çıktı.
Geride birbiriyle çatışan kutuplar olarak; Avrupa ile yalnız halklarının deÄŸil, devletlerinin de İslam olduÄŸunu iddia eden ülkeler kaldı.
Bunun dünya için ne anlama geldiÄŸi kısa sürede berraklaÅŸacaktır.
Avrupa bu tutumda ısrar ettiÄŸi sürece; kendisini bu otoriter yönetimlerle aynı kategoride pozisyonluyor diye algılanacak.
Türkiye'nin ise, önünde, tarihin derinliklerinden gelen bir fırsat var.
Osmanlı'dan beri ve Cumhuriyet ile, Modus Vivendi ve Modus Operendi'yi tesis edebilmiÅŸ bu ülke; hem Avrupa'yı hem de İslam Devleti iddiasındaki devletleri dönüÅŸtürebilecek bir niteliÄŸe sahip kültürel miras taşıyor.
Avrupa'ya veya İslam Dünyası'na savrulup, Amerika'nın kendisini parantezin dışına aldığı bu çatışmanın bir tarafı olmak tuzağına düÅŸmediÄŸi müddetçe; Türkiye yeni dünyanın ÅŸekillenmesinde en büyük payı olacak iki ülkeden biri olabilir.
Hem Avrupa'da hem de İslam Dünyası'nda büyük deÄŸiÅŸimler bekleyelim.
Avrupa'da da, Dinsel (kültürel) çatışma parantezinin dışına çıkmak isteyen her ülke, kendisini Türkiye'nin yanında konumlamak mecburiyetiyle karşı karşıya kalacaktır.