Türkiye zor günler yaşıyor. KargaÅŸa ufkumuzu sarmış. İktidarı ve belli bir cemaati irtica ile suçlayıp, onları yok etmeye yönelik bir belge bulunduÄŸu söyleniyor. Belge ordu içinden bir grup tarafından hazırlanan bir planın belgesiymiÅŸ. Ordu daha önce de yaptığı gibi, demokrasiye, özgürlüklere müdahale etmekte imiÅŸ. İktidar, bulunduÄŸu söylenen belgeyi nedense yeterince incelemeden hemen yargıya gitmeyi seçiyor. Ordunun hükümete, hükümetin orduya güveni yok görüntüsü verilmeye çalışılıyor.
Bu ülkede Atatürk'ü, Cumhuriyet'i kuran kadroyu sevmeyen, askeri din düÅŸmanı gören bir zihniyet cumhuriyetin başından beri varlığını sürdürüyor. Yine Cumhuriyet'in başından beri irtica tehdidi duyan bir kesimin içine yerleÅŸtiriliyor ordu.
Sorunu çok duygusal, yıllardır alışılmış düÅŸünme kalıpları içinde görerek anlama ve çözüme götürme ÅŸansımız yok. Orduya sürekli saldırarak 'özgürlüÄŸün' saÄŸlanacağını sanmak bir yanılgıdır. Bu saldırılar zaman içinde giderek kabalaşıp, hakaret sınırlarını da aÅŸarak, küfüre dönüÅŸmekte.
Bu kavgada kültürümüzün hangi deÄŸerlerini, tavırlarını görmezden geliyoruz? Öncelikle, neden iki 'taraf', ordu ve karşıtları, birbirini gerektiÄŸi gibi, yeterince dinlemiyor? Ordunun irticayı algılayışında, irtica taraflısı olduÄŸu söylenen tarafın orduyu algılayışında birbirlerini anlamayı engelleyen ne gibi noktalar vardır? Ben büyük ölçüde bu ülkede bizi bir vatandaÅŸ kılan deÄŸerlerde ortaklık olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Sahip olduÄŸumuz bu deÄŸerler, yüzlerce yıllık geçmiÅŸimizin köklerinden besleniyor. Ordu bu ülkenin ordusu, Mehmetçik bu ülkenin insanıdır. Bu noktayı göremediÄŸimiz zaman hiss-i selimimizi kaybetmiÅŸ oluruz. Nedir hiss-i selim? SaÄŸlam ve insanı yanıltmayan duygu. Bu duyguyu yaÅŸayabilen kalbe, eskiler, kalb-i selim derlerdi. SaÄŸlam, güvenilir, özürlerinden olabildiÄŸince arınmış kalp.
Ülkemizde çatışan gruplar birbirini dinlemiyor. Dünya görüÅŸleri, yaÅŸam beklentileri, çıkarları farklı olduÄŸu için çatışıyor görüntüsü verebilirler. Oysa bu çatışma birbirlerini gerektiÄŸi gibi, yeterince dinlemeden gerçekleÅŸtiÄŸi için, ülkemizin geleceÄŸini hazırlamakta saÄŸlıklı bir çatışma deÄŸil. SaÄŸlıklı çatışma, saÄŸlıklı bir iletiÅŸimin ardından gelen çatışmadır. Kalb-i selim sahibi olanların hiss-i selimleriyle yaÅŸanır.
Oysa düÅŸman taraflar akl-ı selimlerini yitirebiliyorlar. DeÄŸer yaÅŸadıklarını unutuyorlar. Kendilerini güvensiz, tehdit altında hissettikleri için saldırganlaşıyorlar. Sanırım, ülkemizde siyasetle uÄŸraÅŸanların ağır iletiÅŸim sorunları var. Öfke ile kürsüye çıkıp, saldırılarla yapılan konuÅŸmalarla meram saÄŸlıklı biçimde nasıl anlatılır? Demokrasiye bir müdahale varsa, nedendir? Bu nasıl bir demokrasidir ki sık sık müdahale görür? Karşı tarafa saldırmadan önce, 'ben ne yapıyorum ki bunlar başıma geliyor?' sorusunu neden sormayız? Bir iç muhasebe neden gerçekleÅŸmez siyasetçilerimizde? Neden hemen saldırıya geçilir, 'bakın görüyor musunuz bizi yok etmek istiyorlar' denir? Neden bizden rahatsız olanları dinlemek istemeyiz? 'ArkadaÅŸ derdin ne? Nedir ÅŸikayetin? Nedir bizde rahatsız olduÄŸunu söylediÄŸin özellikler?' diye sormayız?
Önce akl-ı selim. Hiss-i selime götürecek akl-ı selim. Bunun için kalbimizi yardıma çağıracağız: Kalb-i selim. SaÄŸlam kalp. SaÄŸlam kalp dolduruÅŸa gelmeyen kalptir. Öfkelenip saldırmayan, kabalaÅŸmayan kalptir. Yanlışlar, öncelikle iletiÅŸimle çözülür. Bu ülkede hukuk da yara almıştır, birçok nedenin yanında, sorunu yeterince anlayamayan, hukukun mantıksal iÅŸleyiÅŸini gerçekleÅŸtiremeyip, iletiÅŸim sıkıntısı çeken hukukla ilgili insanımızın da bunda etkili olduÄŸunu söyleyebiliriz.
Demokrasi ve özgürlük zevk-i selim insanların baÅŸarısıdır. Elbette bu da akl-ı selim sahibi insanlarla baÅŸlar. Demokrasiye müdahale varsa elbette yasalar uygulanır. Soru ÅŸudur: Demokrasiye sahip miyiz? Åžu an ülkemizde demokrasi var mı? Yoksa olmayan bir ÅŸeye müdahale olur mu? 'Kurmak istiyoruz, bunun için müdahale istemiyoruz' diyebilirsiniz. Peki, bu ülkede demokrasinin tek düÅŸmanı ordu mudur? Ordunun geçmiÅŸte müdahaleleri demokrasiye müdahale miydi? Burada her türlü müdahalenin demokrasiye aykırı olduÄŸunu savunabilirsiniz. Demek ordu müdahale etmese bu ülkede demokrasi olacaktı, öyle mi?
Kendimizi tanımıyoruz. Duygusalız. DolduruÅŸa geliyoruz. Ordu da, ona bu ülkeye zarar verecek biçimde ona düÅŸman olanlar da akl-ı selimini korumalıdır. Ben ordumuza hep güvendim. Güveniyorum. Demokrasiyi koruyacaktır o. Bu koruma, görevleri arasındadır. Benim önerim, ondan ÅŸikayetçi olanları dinlemeye hazır olmasıdır.
Akl-ı selim, iletiÅŸime açıklıkla, kendine güvenle baÅŸlar. Bu ülke hepimizin, bu duygu kalbimizdeki mührü çözer, kalb-i selimle yaklaşırız çatıştığımız insanlara. Bizi insan kılan yüksek deÄŸerler böyle yaÅŸanır. DeÄŸer yaÅŸayamayan, karşısındakini sürekli olarak kötü gören, zevk-i selim sahibi olamamış insanlar, 'dışarıdan' hiçbir müdahale olmasa da, kendi iç dünyalarından gelen müdahalelerin engeli yüzünden, hiçbir zaman özgür olamaz, hiçbir zaman demokrasiyi yaÅŸayamaz.