AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-06-18

kategori2

Böyle Genel Yayın Yönetmeni olur mu?

Erdal Şafak şu ömründe bir de Genel Yayın Yönetmeni oldu, peki ilk olarak ne yaptı dersiniz? Eline gelen ve Türkiye'yi sarsacak çok önemli bir haberi yayımlamadı. Büyük bir gazetecilik başarısı, 'haber' tanımına uyacak her türlü unsuru barındıran ve belki de çok uzun süre tartışılacak, konuşulacak bir manşeti atladı!

Nereden mi biliyorum?
Kendisi söyledi de ondan. Dünkü 'Sabah'tan Mektup'ta bu haberi durdurma hikayesini anlatmış. Beraber okuyalım:
'Son ayrıntıları almak için temas kurduğumuz devletin ilgili birimlerinin temsilcileri ve yine konuya taraf olan ilgili odaların üst düzey yöneticileri gazetemize akın ettiler ve şöyle dediler: '[Yayınlarsanız] Türkiye'nin milli menfaatlerinin ağır zarar göreceğini ve patlak verecek sorunun yıllarca başımızı ağrıtacağını bilmenizi rica ederiz.' İnanın, bir dakika bile bocalamadık. Sadece yırtıpatmakla kalmadık, belleğimizden de sildik.'
Şaşkınlıkla donup kaldığım anlardan biri. Bir Genel Yayın Yönetmeni devlet yetkilileri tarafından 'Haberi yapmayın' diye uyarılıyor, o da kabul ediyor. Bir de marifetmiş gibi bunu anlatıyor. Tam bir 'Tak deyince şak diye yapma' örneği değil mi?

İşin teorik kısmı şu:
Gazetecinin sorumluluğu devletin milli menfaat ve çıkarlarını korumaya yönelik değildir. Bunun için devletin kurumları vardır, ordusu vardır, hükümeti vardır. İkincisi, yaptığımız haberlerin doğuracağı sonuçlara dair sorumluluğumuz muğlak bir alandır; tartışmalıdır. Sonuçta gazetecinin görevi sadece haber yapmaktır, haberden dolayı doğacak sonuçlarda sorumluluğu kastıyla orantılıdır.
Bu ayrıntıların Erdal Şafak'ı ilgilendirdiğini sanmıyorum. Çünkü bildiğim Erdal Şafak zaten bu kaygılarla değil, sadece gelen emrin şiddetine göre pozisyon alır. Geçmişte de böyle olmuştur, şimdi de aynı huyu devam ediyor demek ki.
Biri diyor ki 'Haberi yapma' o da 'Evet efendim' diyor.
Oysa artık 'Evet efendim sepet efendim' demekten, 'emir eri' pozisyonundan vazgeçme vakti değil mi? Genel Yayın Yönetmenliği bunu gerektirmez mi?
Söz konusu Şafak'sa hayır. Çünkü onun gazetecilikten tek bildiği dengedir.
Kim bilir yazıişleri toplantısında ona haberler önerilirken aklından neler geçiyor mudur?
Patronun dengesi, patronun karısının dengesi, 'Hıncal Abi bozulacak mı' dengesi, evdeki köpeklerin dengesi, karısının dengesi, imajının dengesi derken hesabın içinde kaybolup gider.
Onu kırmayayım, bunu üzmeyeyim, hükümeti ürkütmeyeyim ama askerler de beni sevsin derken bütün bir gün geçer ve sonunda 'Sarsıcı bir haber vardı ama yayınlamadık' gibi absürd bir yorum çıkar ortaya.
Bu arada, ben Sabah'ın böyle 'sarsıcı' bir haber bulduğunu da düşünmüyorum. 'Belleğimizden sildik' diyor ama ucundan iştah kabartıyor, bu bile çelişkili değil mi?
Hem her şey bir yana iyi bir haberi tutmak imkansızdır. Bu gazeteciliğin doğasıdır.
Ama Erdal Şafak'tan neden Genel Yayın Yönetmeni olmaz, bir zamanlar Zafer Mutlu'nun veya Ufuk Güldemir'in oturduğu koltuğu neden dolduramaz, kendi yazısıyla ortaya çıktı işte.

Ayşe Arman'a itirazım var
Adalet Ağaoğlu kendisine sorulan bir soruya verdiği yanıtla, edebiyatta bir 'catfight' başlattı. İki kadın yazarın kavgası ateşli konularımızdan biri.
Elif Şafak'ın 'Siyah Süt'te kendisinden bahsediş şeklinden hiç memnun olmamış Ağaoğlu, bunu da anlatmaya çalışmış röportajda.
Ayşe Arman da topa girmiş ve Ağaoğlu'nun yaklaşımını 'kıskançlık' olarak tanımlamış Hürriyet'te. Meseleyi eski-yeni çatışması ya da bir büyük yazarın yeni bir yazara yönelik kıskançlığı olarak yorumlamak doğrusu işin kolayına kaçmak gibi geliyor.
Bana kalırsa Adalet Ağaoğlu'nunki Elif Şafak'ın medyayı kullanma ve kendini sunma biçimine bir isyan.
Elif Şafak, 'Siyah Süt'te hiç de öyle olmadığı halde Adalet Ağaoğlu'nu domestik, geleneksel, eski, demode ve açıkçası epey de sıradan gibi göstermeye çalışıyor. Ev kadınından hallice. Oysa edebiyat dünyasındaki herkes bilir ki Ağaoğlu'nun anlatılan portreyle uzaktan yakından ilgisi yok.
Elif Şafak'ın da niyeti belli: Adalet Ağaoğlu üzerinden kendisine yeni bir imaj biçmek. Sıradışı, uçuk, orijinal, 'unique' ve en önemlisi yeni olduğunu göstermek. Özenle inşa edilmiş bir portre.
Satır aralarında, medyaya yansıdığından çok daha derinlikli bir entelektüel polemik var.
Ayrıca, edebiyat dünyasında çoktandır Elif Şafak'a yönelik bir rezerv var. Bunun sebebi asla kıskançlık değil, daha çok bir yazarın popstar'laşmasına yönelik bir tartışma. Bu da bir yöntemdir, denebilir.
Ama Adalet Ağaoğlu bana kalırsa bu medyatikleşme sürecinde en azından kendisinin bir basamak olarak kullanılmasına isyan ediyor. Buna da sonuna kadar hakkı vardır.
Eminim, Ayşe Arman da kendi tecrübelerinden yola çıkarak Ağaoğlu'yla empati yapabilir. Yıllardır kaç kişi kendini Ayşe Arman üzerinden aklamaya kalkmadı ki!
Son olarak şunu da eklemek gerek: Elif Şafak ünlü ve çok satar bir yazardır, ama unutmamak gerekir ki Adalet Ağaoğlu Türk Edebiyatı'nın mihenk taşlarındandır. Böyle bir yazar için 'Kıskanıyor' demek ne derece akla yatkın?