AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-06-18
Roma
Benim 10 yıl önce bu gruba katılmamı sağlayan, bu nedenle daima şükranla anacağım ve her zaman düşünce derinliğine hayran olduğum o adam, 'işleyen bir sistem kurmayan yöneticiler hiçbir zaman ağız tadıyla tatil yapamazlar, tatil yapmıyorum diye övünme, sistem kur' demişti, bu sözleri hiç unutmam.
İki gündür, Roma'dayım, dünya futbolunun sezonun en önemli finaline ev sahipliği yapan o eşsiz şehirde.
Ben sistem takıntılıyımdır, futbola da hayata da yönettiğim kuruma da bu gözle bakarım. Gerçi teknolojinin olağanüstü imkanları sayesinde her yerden her şeyi takip edebiliyorsunuz. Ben yazımı tam şu anda 'Aşk Çeşmesi'nde cep telefonumla yazıyorum. Ama gazeteme bakınca da tıkır tıkır işleyen bu sistemle nasıl gururlandığımı bilemezsiniz. Arkadaşlarım sağolsun.
Hepsi bir tarafa; şu Münevver cinayetinin böylesine ısrarla ve başarıyla izini süren muhabirimiz Ercan Öztürk'e nasıl teşekkür etsem diye düşünüyorum.
Şampiyonlar Ligi finali için Roma'dayız. Şansal Büyüka'ya havaalanından itibaren gösterilen ilgiyi gördükçe futbolun cazibesinin hayatın tüm renklerine baskın gelen gücünü düşünüyorum.
Ali Koç ve Ali Sabancı Roma'daydılar. Burada Enerji Bakanı Taner Yıldız da vardı, zirveye katıldı ve Irak'a gitti. Enerji politikaları bağlamında Irak'ta önemli gelişmeler yaşanıyor. Biz de hafta sonu Irak'a gidiyoruz, bu konuya çok detaylı değineceğiz, şimdi konumuz futbolun büyüsü ve sistemin gücü...
Bilemiyorum Roma'ya kaçıncı gelişim, en az 15 olmuştur sanırım, hiç bu kadar renkli, hareketli, coşkulu görmemiştim. Şu anda bile sokaklar Barcelona'nın çılgın taraftarlarının tezahüratlarıyla çınlıyor. Manchester'lılar da fena değil ama ne derseniz deyin İspanyol ateşi her zaman daha güçlü ve parlaktır. Akdeniz ruhunun tüm yakıcı özelliklerini İspanyollar yansıtıyorlar.
Piazza di Spagna, (İspanyol merdivenleri) diye bilinen İspanyol Meydanı belki tarihinde ilk defa bu kadar İspanyol olmuştur. Gün boyu Barçalılar, 138 basamaklı, 1773 tarihli İspanyol merdivenlerinde şampiyonluk sloganları attılar.
Gelelim dünyaca meşhur, 'Fontana di Trevi'ye, yani 'Trevi Çeşmesi'ne... Bizim 'Aşk Çeşmesi' dediğimiz o muazzam Barok esere. Havuza arkanı dönerek sol elinle para atarsan Roma'ya tekrar geleceğine inanılıyor. Bu, daha sonraları parayı atıp dilek tutmaya dönüşmüş. Her gün ortalama 3 bin Euro toplanıyor havuzdan ve fakirlere veriliyor. İki gündür bu paranın, iki takım taraftarlarınca tarihi rekor seviyelere çıkarıldığı besbelli. Gözler kapanınca da herkesin şampiyonluk dileği tuttuğuna şüphe yok.
FERGUSON'UN YOLU
Roma'da taraftarın maç öncesi şans verdiği takım Barça oldu. Karşısında istikrar abidesi Manchester United vardı. Başında Alex Ferguson. Bence dünya futbolunun bir numaralı ismi, düşünün 20 yıldır bu devasa kulübü yönetiyor. Bizim kulüplerin Avrupa şampiyonu, dünya birincisi teknik adamları getirip bir sezon ancak dayanabildiklerini hatırlayınca insan 20 yıllık bu istikrara inanamıyor.
İngiltere'nin en fazla kupa kazanan teknik adamı, binden fazla maçta takımının başındaydı, sayısız kupaların sahibi.
Televizyon görüntülerine baktığınızda Ferguson'un, antrenmanlarda futbolcularıyla ilişkisinde hem çok sıkı bir disiplini hem de güler yüzünün yansıttığı sevecenliğin hakim olduğunu görürsünüz. Alex bir sistem adamıdır. 'Hiçbir futbolcu teknik direktörden üstün değildir' ve 'ya benim yolumdan gidersin ya da gidersin' görüşünden asla taviz vermez. Maalesef bu uğurda geçmişte bazı yıldızları kaybetme bedelini ödemiştir. Aynı zamanda sayısız yıldızları kazanmayı bilmiştir. En önemlisi; takım zor başarıları elde etmiştir.
Evet, takım oyunlarında yıldızlara da ihtiyaç vardır. Onlara belli marjları tanımak içlerindeki yeteneği çıkarmak için gereklidir, bu da kesin. İşte onun sınırını ve çerçevesini takımın genel dengesini düşünerek teknik adam çizer. Direktörlük, adalet duygusu içinde yıldızları yönetmektir. Ferguson'dan öğrendiğimiz budur. Futbol asla sadece futbol değildir ve bize hayatın bütün kurallarını bu oyun gösterir. Liderlik bir sistemi çalıştırmayı bilmeyi gerektirir, kolektif çaba ister, uzun vadeli düşünmeyi zorunlu kılar. En son noktada ise liderlik, kolektiflikten ayrılır ve sizi tek otorite yapar, işte bu paylaşılmaz ve sorgulanmaz olan noktadır. Ferguson'un asla taviz vermediği prensibi de budur. Bilir ki liderliğin sorgulandığı tek mecra performansıdır.
Maçı izlerken iki takımdan birini tutmak zorunda olmamak güzel. Hangisi kazanırsa kazansın ayakta alkışlamaya hazır olmak da öyle...