AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-06-18
Başbakan Erdoğan'ın yandaş medyada bile tepki çeken 'edepsizlik' demecini duymuşsunuzdur. Edepli olanlar AK Parti, edepsiz olanlarsa AKP dermiş. Türkiye'nin siyasi kültüründe partiler kısaltmalarıyla bilinirler, bugüne kadar kişisel ahlakla ilgili bir yere çekildiğini görmemiştik.
Ancak AKP (ya da AK Parti) kurulduğundan beri bu partiyi telaffuz etmenin simgesel bir anlamı oluştu. Bilindiği gibi yandaşlar AK Parti demeyi tercih ediyor, mesafeliler AKP...
Aslında Türkiye'de kelimelerin politizasyonu yeni değil.
80'lerde PKK telaffuzu için de ciddi tartışmalar doğmuştu. Kürtçüler 'Pekeke' derken, ulusalcılar 'Pekaka' demekte ısrar ediyordu. Mehmet Ali Birand gibi orta yolcuların ise dilimize 'Pekeka' telaffuzunu armağan edişi unutulmasın.
Aynı şey futbol sahalarında bile var. Türkiye'yi temsil eden takımın adı 'ulusal takım' mı 'milli takım' mı; yine safınıza göre tercihiniz de değişiyor.
Doğrusu, bireysel pozisyon alma çabası ve belli bir desteği ifade etmek için gösterilen bir tepki olduğunu düşünüyorum bu farklı dillendirmelerin. Kullandığınız sözcük fazla söze gerek olmadan nerede durduğunuzu da özetliyor; kullanan da zaten kendi pozisyonunu belli etmek için bunu yapıyor.
Ben kendi adıma kelimelere haddinden fazla anlam yüklenmesini ise benimsemekte zorlanıyorum. Hala Milli Takım diye yazarım mesela... Duruşun telaffuzdan daha öte bir önemi olmalı.
Ancak 'edepsizlik' fazlasıyla maksadını aşan bir yorum oldu. İşin ilginç tarafı bu edepsizlik tartışmasının, tam da Başbakan'ın canının yandaş medya tarafından sıkılmaya başladığı günlerde ağzından çıkmasıydı.
Özellikle mayın tartışması Başbakan'la kendi yandaşlarının, kendi mahallesinin mensuplarının bile arasını bozdu.
Çeşitli yandaş gazetelerde ağır eleştiriler yayımlanıyor bu konuyla ilgili. Başbakan da huyu olduğu üzere kendisine ters düşen gazetecilerin üzerini çiziyor.
Erdoğan, belki de mayın konusunda tepki vermeyip partisinin telaffuzu üzerinden inceden inceye bir mesaj veriyor galiba.
İşin ilginci, basındaki en büyük Erdoğan yandaşları bile AKP kısaltmasını kullanıyor Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında.
Kesin olan bir şey varsa, o da Başbakan Erdoğan'ın 'iletişim' konusunda bir kez daha problemli olduğu. Üstelik giderek verdiği tepkiler yakın çevresinde bile ciddiye alınmaktan uzak, anlam yüklenemeyen çıkışlar haline geldi.
Bunun da sebebi olsa olsa zayıflamanın ve güçsüzleşmenin paniğidir.
Bu arada: AKP yazılır A-Ke-Pe diye okunur.
Milliyet halkı eğitiyor
DÜNKÜ Milliyet'in Cafe ekinin birinci sayfası bir 'toplum mühendisliği' örneği gibiydi. Magazin haberleri için çıkan ek bir 'öğretelim-eğitelim' kampanyasına kurban gitmiş adeta. Birinci sayfada iki haber var. Biri, türkücü Nihat Doğan ve Cem Davran'ın kemer takmadığına ilişkin. Diğeri de Sinan Çetin'in oğlu Rüzgar'ın iki kişilik arabasına dört kişi sığdırdığıyla ilgili. Tabii ki toplumu eğitmek isteyen Milliyet editörleri bu haberleri bir 'Bay Yanlış Doğru Ahmet' üslubuyla kaleme almış, öyle sunmuşlar. Okurken, düzgün bir toplum inşa edilmeye çalışıldığı geçmiş yıllarına döndüm Türkiye'nin...
Çay Nazizmi
Geçen sabah bir çay tadımında buldum kendimi. Bugünlerde denk geliyor zaten, içim dışım çay oldu. Birkaç gün önce de Rize'de bir çay tarlasındaydım... Neyse, yabancı bir uzmanın bize çok tüketmemize rağmen pek de iyi tanımadığımız çay hakkında sunum yapacağı bilgisiyle gittim. Yeni bir şeyler öğrenirim diye...
Fakat ne göreyim, bir çay disiplini ki sormayın...
Normalde çay Türk toplumu için keyif demektir, ama burada bir çay firmasının sahibi Alman'ın disiplinine uyup akademik bir eğitimden geçtik adeta. Peki bir çay sunumu ne kadar sürer sizce? Yarım saat, bilemediniz bir saat değil mi?
Tam üç saat sürdü! Kalkıp gitmek de mümkün değil, adeta öğretmenden korkar gibi bir halimiz vardı. Tam çaylar dolduruluyor, kendi aramızda sohbete başlayacağız çay firmasının sahibi çatalını bardağa vurarak herkesi susturuyor ve başlıyor bir söyleve... Uzadıkça uzuyor, detaylandıkça detaylandırıyor... Sanki Türk Basını'nda çay eleştirmenleri var!
Keyif alıp, kendi aramızda tatsak belki de keyfine varacağız ama bu disiplin ters tepti, bu yüzden de sunumu yapan kişiye uygun olacak bir tanım verdim: Çay Nazisi!
Sunumun sonlarına doğru Türk ortağına dert yanarken sözlerine kulak misafiri oldum: 'Tamam konuşmamı dinlemek istemiyorlar ama çok önemli ayrıntılar var, anlatmak zorundayım' deyip duruyordu.
Burada hata uzmanda değil, onu Türkiye'ye getirip Türkler'in davranış biçimleri hakkında yeteri kadar bilgi vermeyen halkla ilişkilercilerde... Adam belki de Almanya'daki bir çay dergisine konuştuğunu düşünüyordu, ama bize yansıması bir bardak çayda boğulmak gibi oldu. Sanırım bir süre çay görmeyeceğim. Darjeeling'miş, Earl Grey'miş, yeşilmiş, fümeymiş, beyazmış, benden uzak dursun.