AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-06-18
Cuma günü, bu sütunlarda ABD Başkanı'nın konuşmasının İslam ile bir ateşkes ilanı olduğu kadar; Avrupa ile Amerika arasında bir kopuş'u da gösterdiğini ve konuşmanın asıl öneminin burada yattığı tezini okudunuz.
Açıkçası, bu tez konusunda yalnız kalmıştım. Tüm yorumcuların dikkati, Obama'nın 'Esselamün Aleyküm'ündeydi.
Ama tarih bugünlerde çok yoğun ve hızlı yazılıyor.
Cumartesi, Sarkozy ve Obama; Türkiye'nin AB'ye üyeliği ve türban serbestisi konularındaki farklı görüşlerini açıkladılar ve akşamında Obama'nın Sarkozy'nin eşli yemek teklifini reddettiği haberleri yayınlandı.
Obama, Bush dönemindeki Hıristiyancı siyaseti tasfiye edip, Amerika Birleşik Devletleri'nin 'deist' Kurucu İlkeleri'ne dönüş sürecinde Avrupa'yı da yanında görmek istiyor. Hatta Avrupa'yı zorluyor.
Deizmi,'Din tercihinde bulunmayan ama imanlı' diye tarif edebiliriz.
Amerika'nın parası üzerindeki 'In God We Trust' (Tanrıya İnanırız) sözünden başlayarak bir dizi kurumsal simgesinin Tanrı'ya referans verdiğini ve fakat bir dine işaret etmediğini hatırlayalım.
Amerikan devletinin kuruluş niteliği deisttir. Ve prensipte vatandaşlarının istediği dine, istedikleri şekilde inanmalarına saygı gösterir.
Obama'nın Kongre'de üyelerin Kur'an-ı Kerim üzerine yemin edebildikleri örneğini vermesi de devletin bu niteliğini tarif etmeyi hedefliyordu.
Ancak, Obama'nın halkların dinsel yaşamlarını serbestleştirip, devletleri ve uluslaraşırı kuruluşları deistleştirmeye çalışan girişimi belli ki Avupa'nın direnişiyle karşılaşacak.
Amerika, 'Dinlerin Aşkın Birlikteliği' çerçevesinde İslam'ı da kendi değerleri içinde sayarken; Avrupa, Müslüman nüfuslu Türkiye'nin üyeliğine ve türban serbestisine direnecek.
Buradan Türkiye için çıkacak sonuç şu:
ABD'nin İslam ile savaşmayacağını ilan etmesi bir Kültürler Arası Ateşkes (Modus Vivendi) idi.
Fakat, Obama'nın Kahire konuşması, Kültürler Arası Ateşkes'ten daha da ileri gitti ve isteyenin inancını istediği gibi eyleyebileceği bir düzenin tesisi arzusunu (Modus Operandi) gündeme getirdi.
Bu konuşma ile, ABD çatışan kültürler resminden dışarı çıktı.
Geride birbiriyle çatışan kutuplar olarak; Avrupa ile yalnız halklarının değil, devletlerinin de İslam olduğunu iddia eden ülkeler kaldı.
Bunun dünya için ne anlama geldiği kısa sürede berraklaşacaktır.
Avrupa bu tutumda ısrar ettiği sürece; kendisini bu otoriter yönetimlerle aynı kategoride pozisyonluyor diye algılanacak.
Türkiye'nin ise, önünde, tarihin derinliklerinden gelen bir fırsat var.
Osmanlı'dan beri ve Cumhuriyet ile, Modus Vivendi ve Modus Operendi'yi tesis edebilmiş bu ülke; hem Avrupa'yı hem de İslam Devleti iddiasındaki devletleri dönüştürebilecek bir niteliğe sahip kültürel miras taşıyor.
Avrupa'ya veya İslam Dünyası'na savrulup, Amerika'nın kendisini parantezin dışına aldığı bu çatışmanın bir tarafı olmak tuzağına düşmediği müddetçe; Türkiye yeni dünyanın şekillenmesinde en büyük payı olacak iki ülkeden biri olabilir.
Hem Avrupa'da hem de İslam Dünyası'nda büyük değişimler bekleyelim.
Avrupa'da da, Dinsel (kültürel) çatışma parantezinin dışına çıkmak isteyen her ülke, kendisini Türkiye'nin yanında konumlamak mecburiyetiyle karşı karşıya kalacaktır.