AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-06-18

kategori2

AP seçimleri ve AB'ye tam üyelik süreci

Geçtiğimiz günlerde, 4-7 Haziran tarihleri arasında Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede Avrupa Parlamentosu için seçimler yapıldı. 375 milyon seçmen 736 Avrupa Milletvekili'ni seçti.
Ekonomik kriz içerisinde seçmenler için en önemli konu krizden nasıl çıkılacağıydı. Bu konudaki tepkilerini iki şekilde gösterdiler. AB'nin kendi geçim dertlerine bir çözüm bulacağına inanmayanlar sandığa gitmediler. 1979 yılından beri yapılan AB Parlamento seçimlerinde en düşük katılım % 43 ile bu seçimlerde görüldü. İkinci olarak da, sandığa gidenler, hükümet partilerine tepkilerini gösterdiler ve muhalefete oy verdiler. Küçük partiler ve radikal sağ büyük kazançlar elde etti.
Genelde yapılan yorumlar muhafazakarların bu seçimden karlı çıktığını belirtiyor. Ancak biz sonucu, 'seçimde en az kaybedenler muhafazakarlar oldu' diye yorumlayacağız. Asıl kazançlı çıkan partiler radikal sağ ve Avrupa karşıtları oldu.
Milletvekili sayılarına bakarsak kolayca bu sonuca varabiliriz. Muhafazakar partilerin oluşturduğu EVP-ED grubu 288'den 267'ye düştü. Sosyal Demokrat grup (SPE) çok büyük bir kayıpla 217'den 159'a düştü. Küçük partilerde Yeşiller (Grüne/EFA) 41'den 53'e çıkarken, bugüne kadar Parlamento'da grup kuramamış partilerin milletvekili sayısı 30'dan 90'a çıktı. Örnek vermek gerekirse: Hollanda'dan Parlamento'ya giren sağcı Geert Wilders'in partisi PVV dört milletvekili ile Hollanda'da Hristiyan Demokratlar'dan sonra ikinci parti oldu. İngiltere'den British National Party BNP (Britanya Ulusal Partisi) ilk defa iki milletvekili ile Parlamento'ya girdi. Gene İngiltere'de Avrupa Karşıtı (UKIP) 14 milletvekilliği kazanarak Muhafazakarlardan sonra ikinci parti durumuna geldi. Bulgaristan'da Türk topluluğuna karşı milliyetçi tutumuyla bilinen GERB 5 milletvekili ile Parlamento'ya girdi.
Avrupa Parlamento seçimlerinde Türk milletvekillerinin durumuna gelince. Milletvekili aday listesinde bulunan 37 Türk'ten Bulgaristan'ın Halk ve Özgürlükler Partisi'nden üç Türk milletvekili Parlamento'ya girdi. Bunun dışında Hollanda ve Belçika'dan birer, Almanya'dan iki Türk milletvekili seçimleri kazandı. Sonuç olarak yeni Avrupa Parlamentosu'nda yedi Türk milletvekili bulunmakta.
Türkiye'yi en fazla ilgilendiren muhakkak ki Fransa ve Almanya'nın seçim sonuçları. Fransa'da Sarkozy'nin başı çektiği iktidardaki UMP, iktidarda olup da oy kaybetmeyen tek parti olarak dikkatleri çekti. UMP'nin ve Sarkozy'nin seçim kampanyası Türkiye'nin AB'ye tam üye olarak kabul edilmemesi üzerine kurulmuştu. Fakat birinci parti olmasının tek sebebini bu karşıtlığa dayandırmak zor olsa gerek. Daha önemlisi Fransız halkının Fransa'nın ekonomik kriz konusunda geçerli çözümler üreten bir iktidara sahip olduğuna inanması oldu.
Almanya'da ise Sosyal Demokratlar umut ettikleri oy artışına erişemeyerek büyük bit hayal kırıklığına uğradılar. Eylül ayında yapılacak Almanya Parlamento seçimlerinden önce yapılan bu seçimler genelde bir gösterge olarak kabul edilmekteydi. Her ne kadar Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU/CSU) 2004 yılında aldığı % 44 oya karşın ancak % 37,9 oy aldıysa da % 6 oranındaki bu kaybı, büyük bir zafer olarak gördüler. Çünkü Sosyal Demokratlar'ın (SPD) aldığı % 20,7 oyla, aralarındaki fark % 17 olmuştu. Diğer taraftan Hür Demokratlar'ın % 4,9 artışla % 11 seviyesine gelmeleri, eylülde yapılacak seçimlerde birlikte koalisyon kurma olanağını ortaya çıkarmıştı. Almanya'daki seçimlerin ilginç bir diğer sonucu da eski Doğu Almanya eyaletlerinde Sol Parti'nin (Linke) oy kaybına uğramasıydı. Buna karşılık Sol Parti tüm Batı eyaletlerinde oylarını yükseltti.
Bu seçimlerin Türkiye'yi yakından ilgilendiren iki cephesine gelirsek. Parlamento'da Türkiye karşıtı milletvekillerinin çoğunlukta olmasının 2013'e kadar devam edecek olan bu dönemde fazla etkili olmayacağını düşünmekteyiz.  Çünkü bu dönemde üyelik konusunda Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu ile temaslar ön planda ve etkin olacaktır. Avrupa Konseyi'nde Fransa, Almanya, Avusturya gibi Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olan ülkelerin durumunda bir değişiklik olmayacağı gibi tam üyelik müzakereleri ağır aksak da olsa devam edecektir.
İkinci önemli unsur Avrupa Komisyonu'dur. Burada Komisyon Başkanı Barosso'nun yeniden seçilmesini Fransa ve Almanya desteklemektedir. Ancak Komisyon'daki Alman üye Günther Verheugen bu yıl görevini bırakacak ve yerine yeni bir üye gelecektir. Burada Türkiye'yi ilgilendiren konu Almanya Başbakanı Merkel ve Alman Hıristiyan Demokratları'nın SPD üyesi olan Verheugen yerine CDU/CSU üyesi bir üyeyi komisyona Almanya'yı temsilen göndermek istemeleridir. Başbakan Merkel bu konuda Almanya Parlamento seçimlerinden sonra karar  verileceğini söylese de, son seçimlerde alınan sonuçlardan sonra Alman üyenin Türkiye'nin tam üyeliğine taraftar olan SPD'den olmayacağı neredeyse kesindir.