AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-06-18
Milliyet Sanat Dergisi'nin son sayısında, meslektaşımız Banu Güven'in, babasıyla ilgili etkileyici bir yazısına rastladım. Okuyan herkesin duygulanacağı içtenlikte bir 'babaya özlem' mektubuydu. Banu Güven küçük yaşlardayken kaybettiği babasının eksikliğini nasıl derinden hissettiğini, 'sevgi dolu bir kız evlat' olarak okurlarla paylaşıyordu. Banu şu an 36 yaşındaymış ve 'babam öldüğünde benden küçüktü' diyor, nasıl da insanın içine dokunuyor bu cümle.
Banu bir an şu yaşındaki halini düşünüyor, bir de bu yaşa erişemeden hayatını kaybetmiş babasını...
Aklıma, Teoman'ın 'Babamın öldüğü yaştayım' şarkısı geliyor.
Anneler Günü'ne denk gelen programlarında, haftanın maçlarını yorumlarken Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu hararetli bir tartışmaya tutuşmuştu. Hayır, ikilinin bu defaki heyecanlı atışmaları maçlarla ilgili değildi, anneler ve babalarla ilgiliydi.
Büyüka, annesi başta, bütün anneleri kutladı, onlara şükran duygularını, o kendine has üslubuyla ekranda dile getirdi. Elini kalbine götürüp, 'anneler kalplerimizde' dedi. Erman hoca 'itirazım var' dedikten sonra babalara haksızlık yapıldığını, hep Anneler Günü'ne önem verildiğini söyledi, 'babalar unutuluyor, onlar yokmuş gibi davranılıyor' diyerek sözlerini sürdürdü. Bayağı tartıştılar, görüş birliğine de anlaşılabilir sebeplerle varamadılar.
Evet, yeni bir Babalar Günü yaklaşıyor. Bu yazıyı da 'bir hafta önceden, erken bir Babalar Günü yazısı' olarak düşünüyorum.
Anneler Günü'ndeki kadar olmasa da babalarımıza olan sevgimizi, saygımızı veya özlemimizi dile getireceğimiz senenin o müstesna günlerinden biri geliyor. İşin kapitalizm boyutunu, alışverişle ilgili kısmını geçiyoruz, kampanyalar başladı bile.
Hıncal Uluç'un her yıl tekrarladığı o dokunaklı yazısını okuyacağız bir defa daha. Babalarımızdan miras aldığımız yaşam deneyimleri, ilkeler, alışkanlıklar ve içimizde, bir daha atılamayacak dek sağlam kökleşmiş sahici duyguları hatırlayacağız.
Babalarımız, çoğumuz için hayattaki en önemli motivasyon kaynaklarıdır. Onların sevgisine layık olmak ve takdirini kazanmak isteriz hep.
Baba ve anne ile kurulan ilişkiler tüm yaşamımızı ve bütün ilişkilerimizi belirliyor. İşte bunun için denir ya, 'her yakın ilişki aslında anne ve babaları da kapsayan en az altı kişiliktir.'
Anne daha çok iç dünyamızı, baba ise dış dünyayı, yaşamın zorluklarını ve onlarla mücadeleyi imler. Anne bizim için sevgiyi, şefkati ve duygusallığı temsil ederken, babalar güç, otorite, akıl, mücadele ve saygıyı... Anne kalptir, baba beyin.
Otorite ile kurduğumuz ilk ilişki babalarımızla gerçekleşiyor. Oradaki çatışma, uzlaşma ve bunların sonucu oluşan çerçeve bütün yaşam boyu güç ve otorite olan ilişkimizi belirliyor. Unutulmasın ki 'baba, aşılması gereken bir figürdür.' Babalarımız da bizden bunu beklerler, bayrağı daha ileri taşımamızı.
Bu, ömür boyu süren bir çabanın adıdır. Onların bizi daima izlediklerini biliriz.
Babasız büyüyen çocukların dramı cidden ağırdır. Bir de babaların yaşadığı acılar, dramlar var... Günlerdir bir babanın, kızının vahşice öldürülmesinin ardından yaşadığı tarifi imkansız kederi izliyoruz. Artık onu teselli edecek tek bir konu var: 'Adaletin yerini bulması.'
Cem'le Münevver'in yazışmalarından, Münevver'in çok da iyi yetişmiş ve temiz yürekli bir genç kız olduğunu anlıyoruz, zaten okulunda da başarılıymış.
Olayın bir boyutu daha var, onu ihmal ediyoruz. Cem'in ailesi, babası...
Çocukların kaderi anne-babalar üzerinden yürürken, bazen de babaların kader çizgisi çocuklarının yaşadıkları ile kırılır, değişir.
Cem'in babasının yaşadıklarını, hissettiklerini tahmin etmeye, anlamaya çalışıyorum. Olayın, adaleti ilgilendiren kısmını ve esrar perdesini, komplo teorilerini bir yana bırakıyorum. Oğlu firarda, kendisi hapiste bir baba daha var. Acaba o nasıl bir psikoloji içinde? Darmaduman olan ailesinin geri kalan hayatı için nasıl bir gelecek görüyor? Yine Cem'le Münevver'in mesajlaşmalarından Cem'in nasıl bir genç olduğunu görüyoruz. Maalesef onun için Münevver gibi 'iyi yetişmiş' diyemeyeceğiz.
İşte o tablo bir baba için en ağır acıyı yaşatıyor. Babalar daima sorumluluk hissederler böylesi durumlarda. Başka hiçbir ceza, en ağır hapishane koşulları bile daha kötü değildir.
Yaklaşan Babalar Günü bana babalarımızı düşündürttü, özellikle de Münevver'in acılı babasıyla, Cem'in esrarengiz babasını...