AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-06-18
Ömr-ü hayatlarında ellerinden 200 kitap ya geçmiş ya geçmemiştir...
Ama sabah daha karga hacetini yemeden televizyon ekranlarında kitap okumanın faziletlerinden bahsedip, akşam karga yatağa girene kadar en dandirik yazarların, en dandirik kitaplarının kutsiyetini anlatırlar.
Opera derseniz...
Opera şarttır ve muhakkak Çemişgezek opera sanatını düğün ve cenazelerine sokmak durumundadır. Irgat neredeyse sopa zoruyla salona sokulup operaya maruz bırakılır, 'Çemişgezek, Çemişgezek olalı böyle zulüm görmedi,' diye mırıldanırken, onlar en derin demeçlerini verir:
'Opera şarttır.'
Ve fakat, biri yanlarından geçerken, 'libretto' diye fısıldasa,'ne diyosun lan sen, küfür mü ediyorsun,' derler.
Tiyatro hayatın kendisidir.
'Hayat kısa, sanat sonsuzdur.'
Tiyatroya gitmeyenleri insandan saymazlar.
Bu entel faşizminin teröründen yılmış bir muhabir de çıkıp, 'bize beş oyun, beş oyun yazarı tavsiye eder misiniz,' demez o anda.
Dese...
Yüce enteli, kendi afra tafralı retoriğinin insan kabul etmediği çıkar ortaya.
Gazete yazarlarını mail yağmuruna tutar... Romancılara, romanlarının sayfa sayısının fevkinde eleştiri yazarlar...
Çünkü o yazarlar, yabancı kelimeler kullanarak kültür emperyalizmine hizmet etmiş... Miş...
Osmanlıca'ya prim vererek gericiliğin yollarına gül dökmüşlerdir... Dir...
De...
Yazdıkları maillerde, dahi anlamındaki 'da'yı bile doğru yazamazlar...
Heyhat, onlar nefis ve katıksız ve safkan Türkçe'leri ile bugüne kadar ne Türk diline bir katkıda bulunabilmiş ne de bir düşünce üretebilmiştir.
'Kitap kutsaldır, okuyan insandır; opera şart ve hatta carttır; tiyatro en hakiki mürşittir ve her türlü yenilik, 'yenilik ve ilerlemenin' düşmanıdır.'
Televizyonun kendilerini ve halkı eğitmesini...
Gazetelerin, onları bir günde filozof yapmasını beklerler...
Eğitimin bütün kötülüklerin ilacı olduğuna iman etmiş, ama çok iyi eğitimli güzelim Rus kızlarının niçin fahişelik yapmak zorunda kaldıklarını henüz çözememişlerdir.
'Ama olsun,'dur...
Okudukları 200 kitap, ezberledikleri, 'opera şart' sloganı ve ilkokul seviyesindeki Türkçe ile Türk Dili'ni de, edebiyatı da, medyayı da, eğitimi de, siyaseti de yola getirecek gizli bilgiye onlar sahiptir...
Bir gün muhakkak bu halk aydınlanacak ve televizyonlarda tiyatro oyunları göste-rilecek, gazete yazarları 500 kelimelik bir sözlükle yazmak suretiyle Türkçe'yi geliştirecek, çobanlar opera bileti kuyruğuna girecek ve bu sayede bedavadan kazandıkları vatandaşlığı nihayet hak edecektir.
Dansözler, şarkı aralarında halka fenomenoloji anlatacak ve böylece Sibel Can'a 'niçin kitap okumuyorsun' tafralanmaları sonunda anlam kazanacaktır.
...
'Hadi oradan,' desem sanırım gereğinden fazla nezaket göstermiş olurum.
Bilgi demokratikleştikçe, halk kendisinin bu 'zavallı faşist'lerden daha entelektüel olduğunu görüyor...
Önce medyadan
gidecekler...