AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-06-18
Küresel krizin derinliği, yarattığı tahribat ve gidişatı üzerine, nereye baktığınıza göre farklı öngörülerde bulunabilirsiniz. Eğer borsa, döviz kuru, faiz, emtia, petrol ya da altın fiyatlarına bakıyorsanız, krizden çıkış başlıyor diyebilirsiniz. Yok, eğer iç ve dış talep, gelir dağılımı, üretim ve istihdam verilerine bakıyorsanız, krize ilişkin karamsarlığınız devam edecek demektir. Çünkü bu piyasalar reel piyasalardır. Bu piyasaların istikrara kavuşması zordur, zaman alır ve daha çok çaba gerektirir. Dolayısıyla bu piyasalarda manipülasyona gitmek de kolay değildir. TÜİK'in açıkladığı işsizlik ve sanayi cirosu verileri, reel piyasalarda işlerin hala iyi gitmediğini gösteriyor.
TÜİK hafta başında mart ayına ilişkin işgücü verilerini açıkladı. İşsizlik oranı ülke genelinde yüzde 15.8 olarak açıklandı. Şubat ayında bu oran yüzde 16.1 idi. Bazı kesimler bunu iyileşme olarak adlandırdı. Peki, durum gerçekten öyle mi? Şubat ayından mart ayına geçince neler oluyor bir düşünelim. Tarım mevsimi başlar, inşaat sezonuna gireriz ve turizm sektöründe canlanma görülür. En azından bu üç etken belirli bir istihdam artışına ve işsizlikte azalmaya neden olur. Örneğin 2007 ve 2008 işsizlik serilerine baktığımızda mart ayı işsizlik oranında şubat ayına nazaran yaklaşık bir puanlık bir düşüş olduğunu görüyoruz. Demek ki mevsimsel etkileri dikkate aldığımızda işsizlikte daha yüksek bir düşüş gerçekleşmeliydi. Üstelik bu yıl yağışlar iyi gittiği için tarımda işlerin iyi gitmesi bekleniyorken...
Bu acı tablo 2008'le karşılaştırma yapınca daha net ortaya çıkıyor. 2008 Mart'ında yüzde 12.7 olan kentteki işsizlik oranı 18'e; yüzde 7.5 olan kırsal alan işsizliği 11'e; yüzde 11 olan genel işsizlik oranı ise yüzde 15.8'e çıkmış durumdadır. (Resmi işsiz sayısı 3 milyon 776 bin kişiye çıktı.) Bu tabloda ürkütücü olan bir diğer nokta ise kentlerdeki genç işsizliğinin tırmanıyor olmasıdır. Kentlerdeki genel işsizlik oranında 5.3 baz puanlık bir artış varken, gençlerde bu artış 8.2 baz puana tırmanmıştır. Yoğun genç nüfusa sahip olan bir ülkede genç işsizliğinin bu denli hızlı tırmanması potansiyel sosyo-ekonomik tehlikelere çanak tutmaktadır.
İstihdam verileriyle ilgili tek olumlu nokta işgücüne katılma oranında küçük de olsa bir artışın gözlenmesidir. Mart ayı işgücü verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranı geçen yıla nazaran yüzde 1,3 artmış ve erkeklerde bu artış yüzde 1,1 olarak gerçekleşmiştir. 2007 ILO verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranı Arjantin'de yüzde 57, Brezilya'da yüzde 64, Çin'de 77, Almanya'da 69, Kore'de 54 ve İran'da yüzde 33'tür. Türkiye'de ise bu oran yüzde 25 civarında seyretmektedir.
Son verilere göre: Lise altı eğitimlilerde erkeklerin işgücüne katılma oranı yüzde 67.8 iken, kadınlarda yüzde 19.8; lise ve dengi okul mezunlarında erkeklerde işgücüne katılma oranı yüzde 73.9 iken, kadınlarda yüzde 33.9; buna karşın yükseköğretim mezunlarında erkeklerde işgücüne katılma oranı yüzde 82.7 iken, kadınlarda yüzde 70,3'tür. Demek ki eğitim seviyesi, işgücüne katılımı kadınlarda çok daha belirgin bir biçimde etkilemektedir.
Ciro ve Sipariş verilerinde de durum pek parlak gözükmüyor. TÜİK tarafından açıklanan sanayide ciro endeksi nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17.1 azalarak 140.4 oldu. İmalat sanayii endeksi ise yüzde 17.3 azalarak 168.9'dan 139.6'ya düştü. Aylık Sipariş Endeksi de, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20.4 gerileyerek 137.9 oldu.
Aylık Sanayi Ciro ve Sipariş Endeksi verileri ile istihdamla ilgili gelen veriler birlikte değerlendirdiğinde, reel piyasalarda suların ne zaman durulacağı belli değildir. Bu dönemde rehavete kapılıp, popülist uygulamalara girmek, var olan krizi derinleştirmekten başka işe yaramayacaktır.