AKŞAM | PAZAR | 14 HAZİRAN 2009, PAZAR
Dünya Akıl Sağlığı Örgütü açıkladı: Şu anda dünyada akıl sağlığı konusunda karşılaşılan en yaygın problem anksiyete, yani kaygı. Çünkü kaygı katsayısı son bir yılda yüzde 20 oranında arttı. Ekonomik krizler, işsizlik, parasızlık, küresel ısınma, kıtlık, kuraklık derken akıl ve ruh sağılığımız hızla elden gidiyor.

Son dönemde haberlere baktığımızda şok edici olaylarla karşılaşıyoruz. Mardin'de bir düğün basılıyor, 44 kişi göz kırpmadan katlediliyor... Bir kadın haftalar boyunca televizyonda 'çocuğum kayboldu' diye ağlıyor ve sonra çocuğunu kendisinin öldürdüğü ortaya çıkıyor... Bir baba, 4 çocuğunu ve eşini vurduktan sonra silahı kendi kafasına dayayıp intihar ediyor... Bir kadın komşusunun çocuğunu sobada yakıyor... Ve son olarak geçen haftalarda Adana'da bir adam aralarında anne, baba ve kardeşlerinin de bulunduğu, 3'ü çocuk 8 aile üyesini bir solukta öldürüyor... Herkes çıldırmış, herkes kontrolü kaybetmiş sanki. Adana'daki feci olayın zanlısı, borç batağında olduğu söylenen Murat Yüksel'in sözleri de bunu gösteriyor: 'Üzerime çok geliyorlardı, ne olduğunu hatırlamıyorum.'
Geçen hafta, son dönemde yaşanan bu akıl almaz vahşet, şiddet, cinnet olaylarına kendi köşesinde değinen Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil şöyle yazıyordu: 'Psikiyatrlar bangır bangır bağırıyor, her 4 kişiden 1'i ruh hastası bu ülkede... Ekonominin bu kadar bozuk olmadığı 10 sene önce 7 kişiden 1'iydi... Herkes domuz gribinden korkuyor ama, panik atak salgını var şu anda... Depresyon had safhada, canımız burnumuzda... 15 milyon kişi stres kaynaklı uyku bozukluğu yaşıyor mesela...' Ve Özdil şu vurucu cümleyi de ekliyordu yazısına: '17 milyon yürüyen mayın var memlekette... Aramızda dolaşan, trafikte arkamızdan gelen, vapurda yanımızda oturan, belki kapı komşumuz, belki akrabamız, damarına ne zaman basılacağını bilmediğimiz, hareket halinde 17 milyon mayın...'
Fazla söze hacet yok; durum belli, sadece Türkiye'de değil tüm dünyada insanlar patlamanın artık eşiğine geldi. Zira ekonomik kriz, istikrarsızlık, hayat pahalılığı, iş dünyasındaki acımasız rekabet, işsizlik gibi sorunlar yetmezmiş gibi küresel ısınma, su ve yiyecek sıkıntısı, nüfus artışı, enerji kaynaklarının tükenmesi ve dünyanın sonunun yaklaşmakta olduğunu söyleyen felaket senaryoları da üzerimize bastırdıkça bastırıyor. Tüm dünyanın akıl ve ruh sağlığı büyük bir hızla elden gidiyor.
ANKSİYETE ORANI 1 YILDA YÜZDE 20 ARTTI
Bilim dünyası da içine düştüğümüz bu toplumsal sendromu geçen aylarda belgeledi. Dünya Akıl Sağlığı Örgütü, 18 ülkeyi kapsayan araştırmalarının sonuçlarını açıkladı. Buna göre anksiyete (yani kaygı) şu anda akıl sağlığı konusunda dünyada karşılaşılan en yaygın problem. Zira panik atak, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, fobiler gibi klinik olarak saptanan bütün anksiyete vakalarında son yıllarda büyük bir artış yaşanıyor. Sadece son bir yılda ise anksiyete oranında yüzde 20'lik bir artış oldu. Yani rakamlarla belli: Günümüz toplumu kaygı toplumu!
İlla klinik boyutlarda olması gerekmiyor. Ekonomik krizin ağır bir yük olarak sırtımıza bindiği son dönemde 'ya kiramı ödeyemezsem,', 'ya işsiz kalırsam', 'ya borçlarım yüzünden haciz gelirse' gibi kaygı ve tedirginlikler tüm toplumlarda bir salgın hastalık gibi yayılıyor.
Ruh sağlığı merkezleri, rehabilitasyon klinikleri, psikolog ve psikiyatrlara gelen başvurulardaki artış da bunun kanıtı. İngiltere'nin en ünlü ve en büyük ruh sağlığı merkezi Priory Klinik'ten psikiyatr Dr. Richard Bowskill de hayat koşullarına bağlı olarak kaygı yaşayanların ve bu sebeple uzman yardımına başvuranların hızla arttığını doğruluyor: 'Bir süredir kredi kartı ve mortgage ödemeleri yüzünden ciddi kaygılara kapılanların kliniklere başvuruları göze çarpıyordu. Ama şimdi buna bir de işini kaybetme kaygısı yaşayanlar eklendi. Bu sebeple iş hayatında kendini fazlasıyla zorlayıp harap edenler de başvuruyor. Günümüz koşulları insanlar üzerinde hayli yıkıcı bir etki yaratıyor. Kaygıları yüzünden bizi arayanlar giderek artıyor.'
Bowskill sözlerine şöyle devam ediyor: 'Zihin insan vücudunun parçalarından biridir. Normal koşullarda düzgün şekilde çalışan bir organdır, ancak aşırı zorlama ve gerginlik zihnin de düzgün çalışmasını engeller, görevlerini yerine getiremiz. Dahası anksiyete çarpıntı, titreme, nefes darlığı, mide bulantısı, uykusuzluk gibi bir çok fiziksel sorunu da beraberinde getirir. Bu yüzden bu kaygılarla zihne fazla yüklenmemek gerekiyor.'
Prof. Dr. Yanı Yazgan da bir yazısında kaygının beraberinde getirebileceği büyük tehlikelere şu sözlerle dikkat çekiyor: 'Krizler yoklukların ve bilinmeyenlerin çok arttığı, geleceğe ilişkin varoluş kaygılarının yükseklerde seyrettiği zamanlardır. Krizler daha önceden varolan psikolojik zaaflarımızı belirginleştirebilir, yetkinliklerimizi zayıflatabilir... Umutsuzluk ve karamsarlık toplumsal kriz dönemlerinin yaygın ruh hallerinden birisidir. Bu ruh halleri davranışlara yansırken, kızgınlık, taşkınlık, boşvermişlik ya da savurganlık biçimlerini alabilir... Doğru ve rasyonel düşünme sistemlerimiz, kaygının etkisi ile felç olabilir. Kaygı, sonuçta basiret bağlayıcı bir etki yapar.'
KRİZ ÖFKE VE ŞİDDETİ DE TETİKLİYOR
Ankara Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik de yaptığı açıklamada ekonomi ile psikoloji arasında yakın ilişki olduğunu, ekonomideki bozulmaların iş verenlerde ve çalışanlarda ruhsal ve bedensel problemlere yol açabileceğini söylüyor. Çevik bu kişilerde ortaya çıkabilecek fiziksel sorunları şöyle sıralıyor: 'Fizyolojik olarak uykusuzluk veya aşırı uyuma isteği, cinsel fonksiyon bozluklukları, yeme bozuklukları, kalp, damar, tansiyon şikayetleri, sebebi açıklanamayan bedensel ağrılar, ülser, romatizmal yakınlamalar.' Ancak krizin tetiklediği psikolojik sorunlar çok daha tehlikeli görünüyor: 'Depresyon, kaygı, saplantı, güvensizlik, çabuk öfkelenme, alınganlık, kendini değersiz hissetme, aşırı temkinli olma durumları, ikili ilişkilerde bozulma ve intihar eğilimleri.''
Bu ürkütücü psikolojik bozuklukların beraberinde şiddet, cinayet ve cinneti de getirmesi sürpriz değil. Geçtiğimiz günlerde İngiltere'deki Coventry Universitesi'nin yayınladığı yeni bir araştırma, ekonomik kriz sebebiyle toplumda oluşan stres, kaygı ve depresyonun artık had safhaya geldiği ve bu ruhsal sıkıntıların agresif ve şiddet yüklü davranışları da beraberinde getirebileceğini söylüyordu. Uzman psikolog Füsun Budak da verdiği bir röportajda aynı konuya dikkat çekmişti: 'İnsan geleceğini garantiye almak ve geleceğine güvenmek ister. Geleceğini tehdit eden her olaya kaygıyla bakar. Ve insan temel ihtiyaçlarını karşılamada sorun yaşadığında daha agresif ve saldırgan olabilir.'
Geçen aylarda Kanada Aile İçi Şiddet İzleme Komisyonu'nun hem Kanada hem de ABD'yi kapsayan çalışması da krizin insanları saldırganlaştırdığına vurgu yapıyordu. Zira rapor ekonomik krizin başgösterdiği son 1 yıl içerisinde aile içi şiddet olaylarının ikiye katlandığını uygulanan şiddetin de seviyesinin her zamankinden daha fazla olduğunu ortaya koyuyordu. Calagary Kadın Sığınma Evi yöneticisi Lisa Falkowsky 'Çok uzun zamandır böylesine bir yoğunluk ve bu denli şoke edici saldırılar görmemiştik' diyor ve bunda krizin payını şöyle açıklıyor: 'Şiddet güç ve kontrolle bağlantılıdır. Bir kişi iş sahibi olduğunda, güçlü ve kontrollü iken bunları birden bire işsiz kalıp kaybederse veya krizin etkisiyle kaybedeceği kaygısı yaşamaya başlarsa bunun psikolojik yansımaları ev hayatında ortaya çıkabilir. Gelecek kaygısı yüzünden yitirilen güç ve kontrolü tekrar ele geçirmek isteyen kişi aile içi şiddete yönelebilir. Aynı şekilde aileye destek olamama, fayda sağlayamama, kendini değersiz hissetme gibi durumlar da kişiyi intiharın yanı sıra ailesine karşı agresyona itebilir.'
Tüm bu bilgiler ışığında son dönemde karşılaştığımız akıl almaz şiddet, cinnet, cinayet ve intihar olaylarının, insanların içine düştüğü hastalıklı ruh halinin ve büyük çoğunluğumuzun patlamaya hazır birer bombaya dönüşmesinin sorumlularından birinin de ekonomik krizi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Zira bunun farkına varan gelişmiş ülkelerde şimdilerde insanlar kriz yüzünden delirmesin, kendine veya bir başkasına zarar vermesin diye 24 saat hizmet veren psikolojik yardım hatları, depresyon ve kaygıya kapılanlara tavsiyeler vererek vatandaşın ruh sağlığını korumak için çalışan resmi internet siteleri kuruluyor.
Bizde krizi sadece para ve iş cephesinden değerlendiren hükümetin de Türkiye'de son dönemde yaşanan şok edici olaylara bakıp, millet hep birlikte patlamadan acilen işin psikolojik boyutu için de ciddi önlemler alması gerekiyor.
Artan cinayetlerin altında ekonomik kriz yatıyor
Alanur Özalp / Uzm. Psikolog
Son dönemde medyanın gündeminde çok sayıda cinayet olayı var. Bu tip olarlardaki artış o kadar belirgin ki, bu üçüncü sayfa haberleri artık manşetlere taşınır hale geldi. Kendi çocuğunu öldürenler, komşusunun çocuğunu sobada yakanlar, akrabalarını toplu halde katledenler... Tüm bu cinayet ve şiddet olaylarına bakıp 'insanlara bir şeyler oluyor' diyoruz. Ama bu çıldırma halinin altında ekonomik krizin yattığını kesinlikle söyleyebiliriz. Çünkü bu olayları tetikleyen ekonomik krizin sonuçları olan işsizlik, parasızlık ve depresyon. Kriz ortamının yarattığı psikolojiyle bugün insanlar çabuk sinirlenir, kendini anlık saldırılara daha çabuk kaptırabilir hale geldi. Aile içi şiddette, çocuklara yönelik şiddet ve tacizde, boşanmalarda da aynı şekilde büyük bir artış görüyorum. Kriz insanların psikolojisini etkileyerek toplumda çok riskli bir ortam yaratıyor. Böyle giderse daha pek çok olumsuzluğun yaşanacağını ve bu tür olayların daha da artacağını düşünüyorum.
MİNE AKVERDİ