AKŞAM | YASAM | 20 HAZİRAN 2009, CUMARTESİ

Zuhal Olcay-Banu Alkan karışımı

İlginç bir karakteristiği var Galatasaray adasının. Yüzde 60 Zuhal Olcay, yüzde 40 Banu Alkan karışımı bir karakter bu. İnanılmaz sosyetik (ama ucuzundan) ve itiraf etmeli ki birazcık sonradan görme havası var

GÜLÜM DAĞLI gulumdagli@gmail.com

Galiba Altın Kelebek Ödül Gecesi’nin dedikodularını okuya okuya domuz gribi oldum ben. Ya da onun gibi bir şey… Okumadan duramadım, hastalık gibi tünedi! Saba Tümer’in göğüs dekoltesinden, İclal Aydın’ın “aman tanrım nasıl da zayıflamış”larına kadar her bir detay ezberimde şimdi. Hürriyet.com.tr isimli erotik sitede (+18 ), geceye katılan kadınların fotoğraflarına bakarsanız beni anlarsınız. Nasıl içler acısı kılıktalar! Dünya natürelleşmeye doğru gidiyor ama bizimkiler yüzünü gözünü boyamaktan, allı pullu kıyafetler giymekten asla vazgeçmiyorlar. Muazzam bir makyaj / giyim özürlülüğü var kadınlarda.  Kendilerini çirkinleştirmek için öyle çaba gösteriyorlar ki, bir ay öncesinden kıyafet / süs / ayakkabı / zart / zurt provalarına başlayanları biliyorum.

Kadınlardaki süslenme manyaklığını, Kristal Elma Ödül Töreni’ne de bizzat katılarak tespit ettim sayın seyirciler, değerli konuklar. Gönül isterdi ki gitmişken başka şeyler de tespit edeyim, geleyim burada “öyle oldu böyle oldu, ne acayip şeyler di mi?” diye uzun uzun anlatayım ama yok; törende enteresan hiçbir şey olmadı. Galatasaray Adası’nda (janti ismiyle Suada’da) çok güzel bir organizasyon yapmışlar; davetlileri Kuruçeşme İskelesi’nden alıp motorla adaya götürüyorlardı. Ben de oraya hiç gitmediğim için çok merak ediyordum; sırf bu yüzden katıldım zaten. Yoksa bana ödül verilmeyen törene gitmem. (hoh hoh!)

İşin en eğlenceli kısmı, Kuruçeşme İskelesi’ne kadar motosikletle gelmekti. Yolda biraz eteğim uçuştuğu için bir takım Ayşe Arman pozları kesmiş olabilirim. Ama motosiklet her koşulda (etekle de) müthiş eğlenceli bir olay. Böyle klas törenlere de rock’n roll ruhumuzdan bir parça götürmek, en azından iskeleye kadar motosikletle gitmek de ayrı eğlenceli.

Zuhal Olcay ve Banu Alkan karışımı

Kaskı başımdan çıkarıp da gerçek dünyaya döndüğümde, hayatımın inanılmayacak şekilde değiştiğini gördüm. Sağ yanımda Reklamcılar Derneği Asbaşkanı Aytül Özkan (nasıl da hoş bir kadın), öteki yanımda müthiş güzel (ama ölesiye süslenmiş) kızlar birbirlerinin kıyafetlerini düzeltiyor, makyajlarını övüyorlardı. Aniden dünyam değişti doğal olarak. Daha az önce motordayken, malum Ortaköy trafiğine terbiyesiz laflar ediyordum bütün trafikzedelerle beraber. Şimdi onlardan ayrılıp çok kibar hanımlar, yakışıklı beylerle birlikte adaya doğru huzurlu bir geziye çıkmış buldum kendimi. Süratle ortama uyum sağlamaya çalıştım. Hemen bacak bacak üstüne attım ve saçlarımı da düzeltme amaçlı çekiştirmeye başladım.


Ada sahiden çok güzel. Bir yaz mutlaka gidip görün derim ben, havuza girip güneşlenin, hatta düğününüzü de burada yapın. Neden olmasın? İlginç bir karakteristiği var adanın. Yüzde 60 Zuhal Olcay, yüzde 40 Banu Alkan karışımı bir karakter bu. İnanılmaz sosyetik (ama ucuzundan) ve itiraf etmeli ki birazcık sonradan görme havası var. Ama öyle güzel saklıyor ki kendini, dışarıdan baktığında, “aa negzel yapmışlar yea, di mi?” diyor benim gibiler. Hemen Zuhal Olcay’a konsantre oluyorsunuz yani. Banu karakteri ilerleyen saatlerde çıkıyor ortaya.  


Tören başlamadan önce, loca mı diyorsunuz ne diyorsunuz, işte öyle bir yerde, 4 kişi yemek yedik biz. Benim motorcu arkadaş Oğuz; Ütopya isimli bir ajanstan gelen Gürkan Çağan ve Ekrem Can’la beraber. Çok tatlı adamlardı. Sayelerinde sıkılmadan yemek faslının bitmesini bekleyebildik.  


Kristal Elma’lar için adanın öbür tarafındaki kapalı bir mekana götürdüler davetlileri. Adet yerini bulsun diye törenden kısa notlar da verelim:

- Gelirken yan yana oturduğumuz asbaşkan Aytül Özkan giriş konuşmasını yaparken, “sponsor” kelimesini “spansır” diye telaffuz edince, ben de eski reklamcılık günlerimdeki Türkçe jargonunu hatırladım. Reklamcıların kullandığı dil ve telaffuzları çok acayip oluyor. “İşin teslim edileceği son tarih” değil de, “dedlayn (deadline)” derler mesela. Underline etmek, pozitif feedback almak, brief vermek, prezentasyon yapmak, revize etmek benim aklıma ilk gelenler…

-Reklamcılar Derneği Başkanı Yiğit Şardan konuşmasında, “Herkes bir gün Galatasaraylı olacak” dedi garip bir şekilde. Böyle bir laf söylerseniz korkunç bir alkışın yanında bonus olarak yuhalamalar da duyarsınız. Yine aynı şey olunca Yiğit Şardan, Beşiktaş’ı tebrik etti, Fenerbahçelilere de selam çaktı. Gereksiz bir muhabbet saçmasapan uzadı gitti.

- Gecenin en güzel yanı, büyük halk kahramanı Kaan Sezyum’la karşılaşmaktı benim için.

- Cem Yılmaz oradaydı ve “en iyi reklam cıngılı” ödülünü aldı.

- Gecenin en heyecanlı ve eğlenceli kalabalığı Manajans çalışanlarının grubuydu. İsimleri her okunduğunda müthiş bir alkış ve tezahüratla gösteri yaptılar. Çok tatlılardı.

- En çok ödül alan ajanslar DDB&Co., Markom Leo Burnett, TBWA\İstanbul, Y&R Reklamevi, Rafineri ve Manajans/JWT oldu. “Her zamanki gibi” dersem çok ayıp olur. Demiyorum.
 
Haftanın Notları
Yalın’ın “Ah Be Kardeşim” klibini çeken güzel insana, çok değerli aferinlerimi yolluyorum. Sokakta yürüyerek çekilen kliplere ayrı bir ilgi ve alaka beslediğim için çok beğenmiş olabilirim.

Candan Erçetin’in “Hangi Aşk Adil Ki?” klibi de yıllardır benim için bir ekoldür. Keza Mirkelam’ın koşa koşa kendini helak ettiği klibi de öyle. Ah Be Kardeşim’e de böyle bir şey yapılmış. Yalın’ın sempatik el kol hareketleriyle ilerliyor ve ustaca tek planda bitiriyorlar işi. Hiç ‘cut’ yok.


Nişantaşı’nda Mango poşetiyle gezmenin çok farklı bir anlamı olduğuna kanaat getirdim bu hafta. Vali Konağı’nda gördüğüm 10 kadından en az 5’i, bu mağazanın poşetini taşıyor elinde. Mango’dan alışveriş yapmak bir sınıf göstergesi mi (pahalı bir marka da değil esasen, çok kaliteli de değil) yoksa poşeti çok beğenip illa ki taşımak mı istiyorlar; anlamadım.

Işın Karaca’nın son albümünde, Ege Çubukçu’yla düet yaptığı “5 Dakika” diye bir şarkı var. Ege Çubukçu şarkının ilk 40 saniyesinde saçmalamak için kendini yırtıyor. “Hayalimde değerli müzisyenlerle çalışmak vardı” gibi çok komik lafları var. “Selam Işın Karaca ihihi” diye gülüşüyorlar beraber ve daha neler neler... 40ıncı saniyeden sonrası sonrası güzel ilerliyor ama.

Ve bu yazın en şahane, en sofistike, en kendini iyi hissettiren albümünü açıklıyorum. Hiçbir şüpheniz olmasın, Mansur Ark’ın “Sen De Bizdensin” albümü en iyisi. Hepsi çok güzel ama “Bodrum” şarkısı benim favorim.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3