TBMM'de görüşülmekte olan ve Genel Kurula ekimde geleceği açıklanan 'Tam Gün Yasası' en çok sağlık hizmetlerinin geleceğini ilgilendiriyor.
Yasanın getirdiği en önemli reform, tabiplerin yarım gün kamu hastanelerinde, yarım gün ise özel sağlık kuruluşlarında veya muayenehanelerinde çalışması imkanına son vermesi. Tam gün kamuda çalışmak ile tamamen özele geçmek arasında seçim yapmaya zorlaması. Kamuda çalışmayı teşvik için de döner sermayeden ödenecek payın artırılması.
Günümüzde sosyal devlet olmanın en 'olmazsa olmaz' iki şartı, maddi durumu elvermeyenlere asgari seviyede düzgün 'temel eğitim' ve 'temel sağlık' hizmetlerinin devletçe sunulabilmesi.
Temel eğitim konusunda önemli mesafe alınmış görünmesine karşın, temel sağlık hizmetlerinde durum pek iç açıcı değil. Hem de son yıllardaki olumlu gelişmelere rağmen.
Etkin bir konumda biriyle 'dost-ahbap' bağlantınız yok veya maddi durumunuz parlak değilse, sosyal güvenceniz olsa bile düzgün bir sağlık hizmeti alma şansınız çok az. Böyle 'halktan' biriyseniz başınıza gelecekler şunlar: Kamu hastanelerinde muayene veya tetkik için haftalar hatta aylar sonrasına gün alabilirsiniz; boş yatak bulabilmeniz mucizelere kalmıştır; hastane kuyruklarında baygınlık geçirirsiniz. Bütün bunlar yolunda gitse bile, tabip ve sağlık personelinin hasta olarak 'özel bir şefkat' bekleyen sizinle ilgilenmesi için genelde birkaç dakikadan fazla vakti olmaz!
Konuya bir de tabipler cephesinden bakalım.
Liseden mezun olan başarılı bir öğrenci tıp fakültesine adımını attığı anda, boynuna bir tür modern 'kölelik zincirinin halkası' geçmiş oluyor. 6 yıl çok zor bir eğitimin ardından, 'pratisyen' yani bir 'hiç' olarak 'mecburen' ücra bir yerde bir süre çalışıyor. Binlerce kişiyle yarışarak kazandığı uzmanlık eğitimi boyunca tek görevi, üstündeki kıdemli 'efendilere' 'paryalık' etmek. Hele bir de akademik kariyer yapmayı seçerse, bu 'paryalık' rahatlıkla 40-45 yaşlarına kadar sürebiliyor. Bu 'paryalık' yıllarında tek motivasyon kaynağı ise, bir gün kendisinin 'efendi' konumuna geçip, alttan gelen yeni 'köleleri' tepe tepe kullanabilecek olma lüksü.
Bir diğer motivasyon kaynağı ise, 'efendi' olmanın doğal bir sonucu olarak, part-time statüye geçmek. Kamu hastanesinde daha iyi hizmet almak isteyenleri kendi özel muayenehanesine 'uğramaya' ikna ederek, cepleri şişirmek. Böylece kamu hastanesindeki 'efendi' konumunu kullanarak, tamamen özele geçse bulamayacağı sayıda müşteri kitlesine konuvermek!
Sonuçta part-time çalışabilme imkanı, bu modern kölelik düzeninde son aşamaya kadar 'paryalık' yapmış tabibin, bu cefasını 'efendi' olduktan sonra telafi etmekten ibaret bir şey.
Bunun toplumsal 'maliyeti' ise, bu sistemin 'kamu hizmeti' niteliğinde olan sağlık hizmetlerini fiilen 'özelleştirmiş' olması. Düzgün sağlık hizmeti almak için gerçekte ya çok para bastırıp özel hastanelere gideceksiniz. Ya da kamuda çalışan tabibin muayenehanesine gidip (biraz daha az) para bastırarak, yine kamunun imkanlarını dolaylı yoldan satın alacaksınız. Orada sıraya girmiş bir garibanın bu yolla önüne geçeceksiniz.
Bunun adı da aslında pekala 'özelleştirme'. Bu gerçeği göre göre, ütopik sosyalistlerin hala 'sağlıkta özelleştirmeye geçit yok!' demeleri tam bir komedi.
O halde bu 'kölelik zincirinin' bir yerden kırılması gerekiyor. Hem de acilen. Bu açıdan 'Tam Gün Yasası' bana olumlu görünüyor. 'Paryalığı' yeni bitip tam da 'efendi' olacaklara haksızlık olsa da...