Paşa oğlu doğana kadar kız babasıydı, İlyas. İki küçük, beyaz kız. İkincisi, annesinin kopyası. İlyas'ın annesi Fatma Hanım'ın... Zamanında dört erkek çocuğunu yanına katıp kocayı boşama cesareti gösteren muhterem bir Boşnak kadını, Fatma Hanım. Gezmeyi, sohbeti, yemeği seven, üzümü ekmekle yiyen, torunlarını 'maykanın zılatası' (annesinin altını) diye seven Fatma Hanım... İlyas, evin iki numarası. Mustafa'dan küçük, ikiz olan Ahmet'le Mehmet'ten büyük.
Zor yaşamış İlyas. Hiçbir işi kolay olmamış. Daha yürümeden hastalık sahibi olmuş. Dört yaşına kadar oturmuş bir köşede, minderin üstünde. Doktor filan hak getire, 1940 senesi, Bursa'nın taşrasında bir ev. Babası muhacır, Viyana'da üniversite bitirmiş ama Türkçe'si kırık dökük. Bir fabrikaya yerleştirmiş eş dost İbrahim Bey'i. Fötr şapkasız, çantasız gittiğini gören olmamış işe. Giyimine kuşamına düşkün fakat aileye soğuk adammış İbrahim Bey. İlyas, hastalanınca düşüvermiş gözünden. Tıbba inancı zaten yok. Para pul desen o da yok. Bırakmış ölsün diye. Fatma Hanım'ın gözyaşları mı şifa oldu ne olduysa bir gün dikilmiş İlyas ayağa...
Okula gitmiş. Yaşıtlarından küçük kalmış boyu ama hastalık, kafaca erken büyütüyor herhalde ki insanı; beşi bitirip işe başlamış İlyas. Sanat öğrenmiş, kalfa çıkmış tez zamanda. Babadan hayır zaten yok, ağabeyi de babası gibi sade kendi için yaşayan bir adam olup çıkınca... Bir çanta çakmış İlyas, tahtadan, öpmüş Fatma Hanım'ın elini, doğru köylere. Tenekeci İlyas...
Fener yapıyor en çok, elektrik yok tabii o zaman. Herkesin elinde bir fener geceleri. 'Yeniyi kim alacak, kimsede para yok, tamir işi çıkar en çok, ama iş beğenmezlik etmedim hiç' diyor İlyas. İşini de herkesten iyi yapıyor. Hızlı çalışıyor bir kere. Öyle bir tencereyle bir kapakla uğraşsa zaten bütün gün sermayeyi çıkaramaz. Çok geçmeden nam salıyor İlyas; 'Küçük Usta' diyorlar... Hele kızlar, kadınlar pek hürmet ediyor, ikramda bulunuyor. Gencecik bir maharetli usta İlyas... Ama çok mahcup. Kızlar gülüştü mü kendi aralarında filan utanıveriyor. Kaç kere evlendirmek istemişler gittiği yerlerde. Ama anne var, kardeşler var, nasıl bıraksın ki onları...
Fatma Hanım, İbrahim Bey'den boşanıyor o ara. İlyas'ı 13'üne gelmiş de ev bakıyor evvel Allah, 17'sinde dükkan açıyor. Ne vakit evlilik lafı açılacak olsa Fatma Hanım başlıyor ağlamaya. Kavga eksik olmuyor ama lafla yenişemiyorlar ki. Bu ailede ortak kabiliyet, konuşmak. Gelişi güzel çene çalmak değil ama herkesin üslubu kendine has. İlyas'ın dükkan hiç boş kalmıyor. İş yoksa sohbete geliyor eş dost, eşraf. Makaraya, gırgıra bayılıyor İlyas. Ama çabuk hiddetleniyor. Damarına basanı affetmiyor, dere tepe düz gidiyor. Kimseden korkusu yok Allah'tan başka. 'Gözü kara olmasam yanmıştım' diyor sonraları. Sırf zevkine sopa atmak isteyeni bile bulunurmuş. Ufak ufak alemlere başlamış derken İlyas... Hafta sonu işi erken bitirip de Çiçek Pasajı'na attı mı kendini, sigara böreğiyle buz gibi biranın üstüne tanımıyor. Zamanın afili mekanlarında iyi müşteri İlyas. Hiç değilse elli kere izlemiş Dümbüllü'yü Gar Gazinosu'nda. O kadar seviyor gırgırı, şamatayı. Ölçüyü de hiç kaçırmamış hayatında. Kendini kaybetmek, gürültü yapmak, hadise çıkarmakmış, tövbe. Belanın kokusunu aldı mı terk ediyor orayı. 36 yaşında ikna etmiş Fatma Hanım'ı da evlenmiş İlyas.
İki kızı iki sene arayla doğarken, işlere nazar değmiş. Dükkanlar bir bir kapanmış. Önce bir gözüne sonra diğerine katarakt inmiş. Hazıra dağ dayanmıyor tabii... Bir kez daha ayaklanıp en baştan başlamış İlyas. Bir fabrikaya girmiş, çocukluğundan sonra ilk defa başkasının işinde çalışmış. Bir günden bir güne isyan etmemiş. 'Neden ben?' dememiş. Çocuklarına ailesine sarılmış, bir de Allah'a. 'Böyleymiş nasibimiz' diyor hala. Verdikleri için değil sade, esirgedikleri için de şükretmeyi bilmiş daima, İlyas.
Hayatını tırnaklarıyla kazanarak bugün 74 yaşına erişen İlyas Bey, benim babam. 'Babalar günü' vesilesiyle onu sizlerle tanıştırmayı istedim. Doğduğu günden beri olmazları olduran, yanlışları doğrultan, güçlü iradesiyle bütün çelikleri büken... Umuda asla sırt çevirmeyen, hayata, sonradan tanıştığım herkesten daha bağlı olan ve bizleri bir an olsun yalnız bırakmayan 'büyük usta', İlyas Gözay'ın kızı olmaktan gurur duyuyorum. Bu yazıyı ona armağan ediyor ve bana seslendiği biçimde imzalıyorum, izninizle.
Babasının aslan kızı, Sevim.