Dün son kriz dönemde ekonomi tartışmalarında yeniden gündeme oturan ve ön plana çıkan Keynes ve Keynesyen makroekonomi politikaları ile klasik iktisat yanlılar ve parasalcıların tartışmalarında, Keynes'in üç ciltlik en son biyografisini yazan ekonomi tarihçisi Robert Skidelsky'nin 'Keynes gerçekten burada olsa ne derdi veya demişti?' şeklindeki tezlerini aktardık.
Dün de söyledik. Skidelsky önümüzdeki salı günü Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu'nda saat 16.00'da bir konferans verecek. İlginç olacağını düşünmekteyim. Ben de orada olacak ve konuşulanları size bir gün sonra olsa da aktaracağım. Ancak vurgulanması gereken önemli bir şey de var. 1883-1946 arasında yaşayan Keynes'in yakından gözlemlediği global ekonomik yapı ile bugünkü ekonomik yapı arasında önemli farkların olduğu. Hatta şöyle bir şey de söylenebilir. Bundan 20 sene öncesindeki ekonomik yapı ile bugün arasında çok önemli, dev boyutta farklar var. Bu nedenle bazı tezler de geçerli olmayabilir.
Aşağıda Ian Bremmer adlı yazarın verdiği bilgilere dayanarak 'devlet kapitalizmi ve serbest piyasa' konusunda geçmiş ile bugün arasındaki önemli farkları belirtmek istiyorum.
Krizde ABD, Avrupa ve hatta geri kalan gelişmiş ülkelerin nerede ise tümünde devlet ile özel kurumlar, şirket ve bankalar ortak oldu. Devlet ileride satıp çıkacağını söylüyor ama bugün denilebilir ki artık dünyanın finans merkezi New York değil, Washington'dur. Ama bu son iki yılın trendi değil. Bunu neden diyoruz?
Dünyada dört adet hızla güçlenen dört adet kurum ortaya çıktı. Bunların bir tanesi uluslararası yerine ulusal petrol şirketleri, bir tanesi devlet tarafından sahip olunan ve beslenen dev ulusal monopolcu şirketler, bir diğeri özel olmakla beraber devlet tarafından korunan ve beslenen ulusal özel şampiyonlar ve en son olarak da SWF (sovereign wealth funds) denen devletin yönettiği portföy fonları.
Önce petrole bakalım. Eskiden uluslararası BP, Chevron, Exonmobil, Shell ve Total gibi özel petrol devlerinden bahsedilirdi ama şu anda petrol rezervleri açından en büyük 13 şirketin devlet tarafından malik olunduğu ve işletildiği bir dünyadayız artık. Örnekler, Saudi Aramco, İran Ulusal Petrol Şirketi, Petroleos de Venezuela SA, Rusya'da Gazprom ve Rosneft, Çin'de Ulusal Petrol Şirketi, Malezya'nın Petronas ve Brezilya'nın Petrobras gibi kamusal devleri! Özetle ulusal kamusal petrol şirketleri şu anda petrol rezervlerinin ve üretiminin yüzde 75 kadarına hakimler. Özel ve büyük uluslararası şirketler ise rezervlerin yüzde 3 ve üretimin yüzde 10 kadarını kontrol ediyorlar.
Ama iş petrolle bitmiyor. Bazı ülkeler bazı sektörlerde bütün sektörü konsolide edip, devlete verip, birleştiriyorlar. Angola'da elmas şirketi Endiama, Azerbaycan'da elektrik üreten Azerenerji, Kazakistan'da Kazatomprom adlı uranyum şirketi ve Fas'ta Office Cherifien des Phosphates adlı hepsi devlet tarafından sahip olunan şirketler sektörün tümü birleştirilerek kurulmuş kamusal şirketler. Rusya'da sabit telefon şirketi ve silah ihracat şirketi, Çin'de alüminyum monopolü, elektrik dağıtım düopolü, büyük telekomünikasyon şirketleri ve havayolları, Hindistan'da ise ulusal demiryolları, dev kamu şirketleri.
Bu trendin bir başka parçası da özel şirket gibi kişiler tarafından kontrol edilen ama devlet ile 'imam nikahlı' şirketler. Bu yapı en iyi Rusya'ya bakılarak anlaşılabilir. Oligark'lar tarafından sahip olunan şirketler Norilsk Nickel madencilik, Novopelitsk ve NMK Holding adlı metalurji şirketleri veya Evraz, SeverStal ve Metalloinvest adlı çelik şirketleri gibileri.
Ama aynı yapı birçok ülkede de var. Çin'e bakılırsa AVIC uçak şirketi, Huawei telekomünikasyon ve Lenovo bilgisayar şirketi gibi. Benzer şirketler Cezayir'de Cevital agrosanayi şirketi, Brezilya'da Vale madencilik, Hindistan'da Tata otomotiv, çelik ve kimya şirketi, İsrail'de Tnuva et ve süt ürünleri şirketi, Lübnan'da Solidere inşaat şirketi, ve Filipinler'de San Miguel gıda ve içecek şirketi gibileri.
Bu ülkelerde sadece kamu mülkiyetindeki şirketler değil, belirttiğim gibi kamu korumasında olan özel şirketler de çoklukla SWF dediğimiz kamu potföyündeki fonlar tarafından finanse edilmekte. Bu da tabii siyaseti ve bürokrasiyi tamamen iş hayatının içine sokmakta.
Hatırlayalım ve anlayalım: Rusya eski Başbakanı Mikhail Fradkov şimdi Gazprom'un başında, Gazprom'un bir evvelki başkanı Dmitry Medvedev ise şimdi Rusya'nın tepesinde! Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Yarın SWF olgusuna bakacağız!