En son 15 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte Suriye'deydim . Döndüğümde kendimi Suriye sınırındaki mayınlarla ilgili tartışmaların içinde buldum. Bu konu ile ilgili görüşümü 25 Mayıs'ta bu köşede özetlemiştim. Bunun dışında çeşitli televizyon program ve haber bültenlerine katılarak bu konu ve özellikle Suriye'nin olası tavrı ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunmuştum. Suriye ise kendisini direkt ilgilendirmesine rağmen Türkiye içi tartışmalarla ilgili olarak bir açıklama yapmıyordu.
Bana göre bunun üç nedeni vardı:
1-Henüz tartışma düzeyinde olan bir konu ile ilgili olarak Suriye bir şeyler söyleyerek Türkiye'nin iç işlerine karışmak istemiyor.
2-Suriye; yasanın çıkmasına rağmen sonraki süreci görmeyi tercih ediyor.
3- Suriye; AK Parti hükümetinin bu konuyu İsrail firmalarına ihale edeceğine inanmıyor.
Sayın Cumuhurbaşkanı'nın onayladığı mayın yasasının bir sonraki sürecini beklemeye koyulurken ben bugün başka bir konu üzerinde duracağım.
Suriye Lideri Beşşar Esad, çarşamba ve perşembe günleri Ermenistan'daydı. Her nedense ve benim izleyebildiğim ölçüde hiçbir Türk gazetesi, televizyonu ya da internet sitesi bu konu ile ilgili olarak bir tek satır yayınlamamıştı.
Oysa Esad; Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan ile düzenlediği basın toplantısında ve onuruna verilen akşam yemeğinde iki kez Türkiye-Ermenistan ilişkilerine detaylı bir şekilde değinmiş, Suriye olarak bu ilişkilerde yaşanan olumluluklardan mutlu olduklarını ve bu olumlulukları geliştirmek amacıyla katkı sağlamaya hazır olduklarını söylemişti.
Esad bununla da yetinmeyerek Karabağ sorununun giderek kronikleştiğine dikkat çektikten sonra Ermeni yöneticilere 'Artık bu sorunu çözme zamanı gelmiştir' telkinlerinde bulundu ve en kısa zamanda Bakü'ye giderek aynı konuyu Cumhurbaşkanı Aliyev ile görüşeceğini söyledi.
Söylediğim gibi haber değeri olan bu haberle her nedense ne 'yandaş' ne de 'karşı' medya hiçbir şekilde ilgilenmemişti.
Başka bir şeyler demek istemiyorum ama bilerek ya da bilmeyerek bu ilgisizliği gösterenler kusura bakmasın ama habercilik adına sınıfta kaldılar.
Bu medyanın bir kısmı geçen yıl aynı ilgisizliği benzer bir konuda göstermişti.
Suriye hükümeti; Suriye'nin Lazkiye kenti ile KKTC'nin Mağusa limanı arasında feribot seferlerinin başlamasına onay vermişti.
Böyle bir davranış ABD, Avrupa ya da İsrail'den gelmiş olsaydı o bir kısım medya konuyu manşetlere taşır ve göklere çıkarırdı.
Daha sonra Şam hükümeti Kıbrıslı Türklerin Türkiye hariç hiçbir ülke tarafından tanınmayan KKTC pasaportu ile Suriye'ye girişlerine izin verdi. Şimdi KKTC resmi temsilciliğini yine Şam'da açmaya hazırlanıyor. Suriye ayrıca Arap Birliği Örgütü üzerinden KKTC'nin Arap ülkelerinde daha fazla tanınması için de özel çaba harcıyor.
Dönelim Ermenistan-Türkiye konusuna...
Türkiye'yi rencide etmemek için Erivan'daki 'soykırım anıtı'nı ziyaret etmeyen Başkan Esad, Ermeni liderlerle olan yakın ilişkisini Türk-Ermeni yakınlaşması için kullandı ve onlara 'Türkiye ile daha fazla dost olun' telkinlerinde bulundu. Esad'ın bu telkinlerinin etkili olabileceğini düşünüyorum. Çünkü Suriye'de çok büyük bir Ermeni topluluğu yaşıyor ve bunların Ermenistan üzerinde etkisi var. Hatırlatmak açısından Ermenistan'ın ilk cumhurbaşkanı Ter Petrosyan ve geçen dönem Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan Halep kökenli. Hatta Petrosyan, Arap Dili ve Edebiyatı mezunu ve ailesinin büyük bölümü hala Halep'te yaşar. Suriye'deki Ermeniler ise 1915 tehciri ile buralara gönderilen Anadolu Ermenileri. Buradan Lübnan sonra da ABD, Kanada ve başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerine göç ettiler. Suriye ve Lübnan'da yaşayan Ermenilerden özellikle orta yaş ve üstü olanlar hala Türkçe konuşur ve Türkiye'ye karşı büyük bir özlem duyar. Sürekli olarak Türk televizyonlarındaki Türk film ve dizilerini seyreder, Türkçe şarkı ile türküleri dinlerler.
Özetle, Türkiye; İsrail ile arasını bulmaya çalıştığı Suriye'den şimdi de karşılık buluyor. Suriye; Türkiye ile Ermenistan arasında gönüllü bir arabulucu ve bana göre ABD ve diğer Avrupalı ülkelerden çok daha etkili olacaktır. Yakında bu arabuluculuğun yansıma ve sonuçlarını hep birlikte görebiliriz. Belki de benzer sonuçları Kıbrıs konusunda yaşayabiliriz. Çünkü Başkan Esad bu hafta Şam'da misafir edeceği Yunan Cumhurbaşkanı'na da benzer telkinlerde bulunarak 'Gelin birlikte biz Araplar, Türkler, Acemler, Grekler, Ermeniler, Kürtler, Süryaniler ve diğerleri kendi coğrafyamıza hep birlikte sahip çıkalım ve barış içinde yaşayalım' diyecektir.
Unutmamak gerekir ki; coğrafya kelimesi yukarda saydığım tüm halklar tarafından farklı yazımlarla da olsa aynen kullanılmakta.