AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-06-20
Salih Ecer'i tanımayanlar için hemen kısa bir bilgilendirme vereyim; kendisi ülkenin en parlak reklamcılarından biriydi. Hayatını İstanbul-Paris arası gidiş gelişlerle geçirdi. Yazdığı şiirler, sanatla içli dışlı oluşu ve elbette meslek gereği ülkede yaşamakta olan neredeyse tüm 'saygın ünlü'lerle arkadaş olmasına sebep oldu. Eğlenceli sohbetleri, uzun ve keyifli içki masaları dilden dile yayılırdı. Sonraları sağlık sorunları yaşamaya başladı ve stresli iş hayatını bırakıp sadece yazmak-çizmekle ilgilendi. Şiirleri ciddi hayranlıklar topladı.
İşte geçen hafta pazartesi akşamı o iddialı masayı bir araya toplayan da Salih Ecer'den başkası değildi.
Yer: Çiçek Bar.
Amaç: Uzun zamandır bir araya gelemeyen arkadaşların Ecer'le güzel bir gece geçirmek istemesi.
Çiçek Bar'ı bilenler bilir, gideni de geleni de aynıdır.
Yine o gece sabit kadro: Mustafa Alabora, Rutkay Aziz, Haldun Dormen, Tarık Akan ve Bülent Kayabaş aynı masada oturmaktaydı. Aslında gecenin tek değişik masası Salih Ecer'inkiydi. Önce Mustafa-Gül Oğuz geldi. Ardından Samim-Harika Baki. Samim Baki korkunç bir tekne kazası geçirmiş, ölümden dönmüştü. 'Mümkün değil eski haline dönmesi' diyenler o gece Samim Bey'i görmeliydi.
Bir süre sonra tanınmamak adına taktığı şapka ve gözlüğüyle içeriye Şener Şen girdi. Sanırım İstiklal Caddesi'nden yürüyerek gelmiş ve o şapka yolda hızının kesilmemesine yardımcı olmuştu. Masaya geçildi. Çiçek Bar'ın adıyla bütünleşen dolma ve köfteler servis edilmeye başlandı.
Kahkahanın eksik olmadığı, anlatılan hikayelerin bitmediği bir masaydı bu. Yemeğin ortasına gelinmişti ki kapıdan Sezen Aksu girdi. 'Merhaba' demek isteyenlerin sayı çokluğundan masaya ulaşması biraz zaman aldı. Geç gelmişti çünkü stüdyoda albüm hazırlığındaydı. Albümün iki hafta içinde piyasaya çıkması planlandığından stüdyoda kamp kurma dönemindeydi. Elbette masaya gelişiyle hava akımında değişim de oldu. Bir ara düşünmeden edemedim 'Sezen Aksu olmak da zor iş'.
Masada konuşulan özel konuları yazmayacağıma göre lafı fazla uzatmayayım. Yenildi, içildi, gülündü, eğlenildi. Sağımda Figen Batur, solumda Sezen Aksu, tam ortalarında oturmaktaydım. Fazlaca güçlü, çocukluğumdan beri beni etkilemiş, bazı temel çıkmazlarıma yön göstermiş bu iki kadının arasında oturmak sanırım herkesten önce sarhoş olmama sebep oldu.
Sabancı'nın misafirperverliği
Son günlerde cemiyet ve iş dünyasından tanıdığımız isimlerin telefonları aynı konu için çalıyor. Arayan hanım, karşısındaki kişiye 'Ayak numaranız kaç?' sorusunu yöneltiyor.
Yaklaşan yaz, tekne sahiplerini hummalı bir hazırlık aşamasına soktu. Teknesini bakıma sokanlar ayrı, yeni tekne alıp onu sezona hazırlayanlar ayrı koşturmaca içinde.
İşte telefon aracılığıyla sorulan bu sorunun sebebi de bu. Ali Sabancı yeni bir tekne almış.
Bu yaz teknesine davet etmeyi planladığı konuklarının listesini yapmış. Şimdilerde sekreteri bu listeyi tek tek arayıp ayak numarası soruyormuş. Amaç ise tekneye misafir olanların ayaklarına göre palet bulundurmak.
Dersimiz Atatürk
Elbette Atatürk dersi verme niyetim yok. Bu yeni Atatürk filminin adı. Biliyorsunuz son günlerde sinemacılık sektöründe dolaşan çok sayıda Atatürk projesi var. Ama bizim bahsimiz olan bu film oyuncu seçme aşamasına kadar gelmiş.
Adı: Dersimiz Atatürk. Yönetmeni: Hamdi Alkan. Başrol oyuncusu: Çetin Tekindor. Yapımcısı: Sadettin Saran.
Bir dede ve torunun hikayesi işlenecekmiş filmde. Sanırım çekimleri yazın yapılacak. Sadettin Saran'ın adı Fenerbahçe Başkanlığı, yeni televizyon kanalı kurmak gibi birçok haberle anılıyor ama bu haberler bir türlü gerçeğe dönüşmüyor. Sanırım bu seferki öyle olmayacak.
NOT: Şehir-ülke değiştirmeden önce size haber veriyorum. Çünkü gittiğim yerlerden sonra yazdığım yazılara 'Şunu da çok merak ediyorum' soruları yağıyor fakat şehre geri dönmüş bulunduğum için memnun edici cevaplar veremiyorum.
Diyeceğim odur ki; önümüzdeki hafta Ankara'da olacağım. Haliyle Ankara'dan bazı haberlerle döneceğim. Şimdiden söylüyorum, özel olarak araştırılmasını, öğrenilmesini istediğiniz konular varsa bana mail atın.