AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-06-20
Geçen hafta Ankara gece hayatının değişen yüzünü yazmıştım. AKP'yle beraber artan nargile salonları, sosyal hayatı ele geçiren 'Ocakbaşı kültürü'nden bahsetmiştim. İşadamlarının alkollü eğlencede görünmekten itinayla kaçındığını gözlemlemiştim.
Pazar günü yayınlanan yazıdan sonra bir telefon aldım. Ankara'nın iyi gezenlerinden, eski bir arkadaştı arayan. 'Sana Ankara'nın başka bir yüzünü göstermek istiyorum' dedi. Tereddüt etmeden kabul ettim bu teklifi. Ama inanın gideceğim, göreceğim yer hayallerimin ötesinde çıktı
Önce Kalbur'da yemek yedik. Saatin ilerlemesini bekliyorduk. Pazar akşamı olduğu için ortalık tenhaydı. Saat 23.00 olduğunda 'Hadi' dedi. Çankaya'daki Atakule'nin tam karşısında neon ışıklı 'Boncuk' tabelasını gösterdi. 'İşte buraya gidiyoruz'... Merdivenlerle yerin dibine indik. Miniminnacık bir alana sıkıştırılmış 'eski Türk filmi' dekorlu bir yerdi burası. Küçük bir barı, barda yan yana dizilmiş içki şişeleri (yıllar sonra gülümsememe sebep olan Malibu şişesi de orada duruyordu), bir org ve etrafında masalar vardı. İçerisi bomboş. Masalardan birine oturduk. İçeriye müşteri girdiğinin anlaşılmasıyla garsonlar saklandıkları odadan çıktı. Etrafa bakmaktan gözümü alamıyordum. Tavanda renkli ışıklar saçan bir disko lambası vardı. Ama en eski, en klasik olanından. Garson 'Şimdi boş olduğuna bakmayın 15 dakika sonra program başlıyor' dedi.
Program... Neydi acaba bu program? 15 dakikaya kalmadan İzzet Çapa'nın mekanlarında şov amaçlı kullandığı Drag Queen'lerin gerçekleri geldi. Her boş masaya bir tane oturdu. Mini etekli, dantel elbiseli travestiler...
Burası travesti pavyonuydu. Ankara'nın pavyon kültürü bilinir ama işi bu kadar ilerlettiklerini tahmin edemezdim. Biraz zaman geçince takım elbiseli, eli yüzü düzgün müşteriler gelmeye başladı. Eğlenmek için gelen kadınlar da vardı. Sahneye genç bir adam çıkıp Türk pop müziğinden seçmeler söyledi. Sık sık çalan cep telefonuna cevap vermek için şarkıyı yarıda kesiyordu. Mekana gelen müşterilerin neredeyse tamamı masasında bir travesti konuk ağırlıyordu. Tuvaletler alaturkaydı, hijyen sıfırın altında, bardaktan bir şey içmek, önünüze gelen fındık-fıstıkları ağzınıza atabilmek cesaret istiyordu. Arkadaşım 'Sizin Nişantaşı'nda Scotch'unuz varsa bizde de Boncuk var' dedi.
Evet; Scotch sıradışı ve geçmişten bugüne gelmiş garip bir yer ama ben ömrü hayatımda Boncuk gibisini görmedim.
O gece çok geç saatlere kadar insanlar dans etti, güldü-eğlendi, sarhoş oldu. Herkesin geliş sebebi farklıydı şüphesiz. Ankara'dan bu kadar marjinallik beklemiyordum, bu yüzüyle de beni bayağı şaşırttı.
Ali Taran ve Cem Yılmaz Göcek'te ne yapıyor?
19 Mayıs tatili, tekne sezonunun açılış tarihidir. Göcek'in belki de en kalabalık ve heyecanlı günleri şu sıralar yaşanır. Yeni tekne alanlar, sezonun açılış hevesini yaşayanlar, Göcek'i özleyenler farklı bir enerjiyle girer Mayıs'a.
Bu sene ise yeni bir isim teknecilerin ilgisini çekti. 19 Mayıs'ta Cem Yılmaz da Göcek'teydi. Ancak diğerlerinden farklı bir sebeple.
Bir aydır 'Azimut 46' model teknesiyle Göcek'te dolanan Cem Yılmaz, sakin kafayla yeni senaryosunu tamamlamaya çalışıyor. Son filminde aldığı tepkiler onu küstürmüştür, biraz sessiz kalır diye düşünenlerdendim. Ama yanılmışım. Yılmaz senaryoyu hızla bitirip, sonbaharda çekimlere başlamayı planlıyormuş.
19 Mayısçılar geçen hafta şehre döndü ama Cem Yılmaz iki hafta daha teknesinde kalacak. Cansu Dere ise İstanbul-Göcek arası gidip geliyor. Bu hafta Dere İstanbul'da, Ali Taran Göcek'te Yılmaz'ın yanında. Senaryonun üzerinden beraber geçecekler. Belki de bu sefer ortak bir film yapacaklar, bilemiyoruz. Bu ikilinin arasında yüksek 'beyin uyumu' olduğu tartışılmaz. Bakalım Göcek'ten nasıl bir film çıkacak, merakla bekliyorum.