AKŞAM GAZETESİ | Elif Aktuğ | 2009-06-20
Bu yaşta olacak şey değil, hala cinsel kimlik arayışındaysan eğer, gidip tedavi olacaksın. Gay'lere sulanmak da neyin nesi?
Paris'te olmak için en güzel zamandı herhalde. Ne çok sıcak ne çok soğuk, tam olması gerektiği gibi...
Dayanamayacağım, elbette havadan bahsetmek istemiyorum; ılık hava kimin umurunda! Paris'i güzel yapan hayatımda gördüğüm en güzel insanların orada yaşıyor olması. Nereye bakacağımı, kime aşık olacağımı, kime evlenme teklif edeceğimi şaşırdım. Bu kadar yakışıklı, tarz, cool ve sevimli erkek aynı şehirde yaşayamaz, haksızlık bu, hatta vicdansızlık.
Bir ara Rue De Rivoli'den Madeleine Kilisesi'ne doğru yürürken (kilisenin basamakları çiçek bahçesi gibi, cadde boydan boya 'hercai kokular' içinde, baş döndürücü...) durakladım ve tuhaf bir gerçekle yüz yüze geldim:
Ben gay'leri beğeniyorum!!!
Bu duygunun beni nasıl kimliklediği ya da Dr. Kerem Doksat'ın yapacağı tanımlama umurumda değil; fazlasıyla yakışıklı, tertemiz, güzel giyinen, güzel kokan, güzel müzik dinleyen, iyi yerlere takılan erkeklere hayranım ve kusursuzluğa doğru gittikçe, erkeklerin 'gay' olduklarını düşünüyorum. Öyle imkansız, öyle tuhaf bir ruh hali ki yaşadığım, onları pahalı vitrinleri seyreder gibi uzaktan ama iç geçirerek izliyorum. Daha da berbat aslında, paraya kıyıp hemen karşımdaki marka dükkana dalıp vitrindeki topukları Eyfel Kulesi şeklindeki ayakkabıyı almak hiç de zor değil. Sevişmek ihtimalim olmayan erkeklerin, el ele, kol kola önümden geçip gitmeleri ancak tedavideki bir alkoliğin JB şişesine iç geçirmesi olarak tarif edilebilir belki de...
ROLAND GARROS'TA OLMAK YA DA OLMAMAK
Roland Garros'ta olup da Federer, Nadal ve Sharapova'dan daha çok ilgimi ne çekebilir? Tamam gay'lerin dışında? Hayden Christensen elbette. Lacoste'un RG alanı içinde sponsorlar için (ve zengin ve ünlü ve aristokratlar için) oluşturulmuş La Village'inde şampanya kadehi elimde az sonra seyredeceğimiz Nadal maçı hakkında konuşurken fark ettiğim Hayden'in yanına gidip yanakları sivilceli teenager edasıyla fotoğraf çektirmek, biraz karizmamı zedeliyor ama adam o kadar ünlü ve hoş ki dayanamıyorum. Nasıl da havalı La Village anlatamam. Ya da anlatırım; çok şık küçük restoranlar var sırayla, özel kostümlü kızlar lekelenen güneş gözlüklerimizi temizliyorlar, yarım kalan kadehler sormadan anında değişiyor, tanımlayamadığım tuhaf atıştırmalıkları zorla ikram eden bakmaya doyamayacağınız garsonlar etrafınızda dönüp duruyor, onlarca paparazzi fotoğraf çekiyor, ardı ardına 'ünlü' birileri gelip poz veriyor...
'Star Wars'un Anakin'i Hayden, çocukluğunda tenis oynamış Vancouver'de, belli sporu çok seviyor. Ancak işin ilginci şu; Hayden yıllar önce Kanada Açık Tenis Turnuvası sırasında 'ballboy' yani top toplayıcı olarak görev yapmış. Hatta bir zamanların efsane tenisçisi John McEnroe'nun maçı sırasında, yanlış bir hareket yapmış ve maç Hayden yüzünden kesilmiş! Şimdi bütün edasıyla Court Philippe Chatrier'de kız arkadaşı Rachel Bilson ile RG'da... Ben de Nadal yerine onu seyretmekteyim. Paris güzel neticede, sürprizlerle dolu.
Antichrist ve David LaChapelle
Parİs'te her yerde Lars Von Trier'in Cannes'da olay yaratan filmi 'Antichrist'in afişleri var. Hükümet politikalarını beğenmediği için hayatında hiç ABD'ye gitmemiş Danimarkalı yönetmen Trier'in, 'Ben de tanımlayamadım' dediği filmini heyecanla bekliyorum. Rahatsızlık veren filmler yapmasıyla ünlü yönetmen, bakalım ne kadar ileri gidebilmiş, karı-kocanın bunalımını anlattığı 'Antichrist'te...
Büyük bomba! Le Palais de La Monnaie'de, David LaChapelle sergisi vardı. Moda fotoğrafçısı olarak bilinen LaChapelle'i pek çok tanınmış ismin aykırı, çıplak ve tarif edilemez fotoğraflarından hatırlayacaksınız, hatta Louis Vuitton için Lil Kim'i çırılçıplak çekmişti. Kim'in vücudunda sadece LV monogramları mevcut!
David LaChapell'in iflah olmaz bir din anlayışı ve ifade etme biçimi var; sistemi sorgulayan ve sorgularken kendi düşünce biçimini maddelerle kurnazca ortaya koyabilen bir de 'imkansız' hayal gücü. Modern zamanların Michelangelo'su, savaş tasvirleri yaptığı fotoğraf çalışması ile ağlattı beni: Irak Savaşı'nda ölen bir ABD'li askerin elindeki cep telefonunun ekranında Arapça bir cümle yazmaktaydı; 'cennetten başka gidilecek yer yoktur'!