Komplo teorisyenleri Apollo aracının aslında Ay'a filan inmediÄŸini, ABD'nin bütün dünyayı iÅŸlettiÄŸini ispat etmeye çalışadursunlar, bence, ABD Aya Yolculuk projesinden muradını, daha araç Ay'a inmeden elde etmiÅŸti.
Apollo Projesi, bir bakıma yaÅŸadığımız dönemin en büyük Mısır Piramitleri projesiydi. Üretim fazlasını emmek gibi muazzam bir fonksiyonu vardı. Ki bugünlerde üretim fazlasını emmenin ne kadar müÅŸkül ve hayırlı bir marifet olduÄŸunu hep birlikte idrak etmekteyiz. Lakin projenin asıl amacı, ABD ekonomisinin transformasyonunu saÄŸlamaktı. Bunu da muazzam bir performansla gerçekleÅŸtirdi.
Kennedy seçilmeden önce, ABD ekonomisinin SSCB'nin teknolojik ataklarına cevap vermekte zorlandığı tespiti yapılmıştı. Dev firmalar, tabii olarak, teknolojik ömrünü doldurmamış olan yatırımlarını yenilemekte gönülsüzdüler. Ne üretseler satabiliyorlardı, dolayısıyla yeni alanlara girmeye de hevesleri yoktu.
Devlet, halkı ve iktisadi aktörleri Apollo Projesi için gerekli fedakarlıkları yapmaya, acı çekmeye ikna etmek amacıyla, SSCB tehdidini baÅŸarıyla kullandı. SSCB'nin gerisinde kalma korkusu, projenin ana yakıtıydı.
Bilmem artık projenin bu baÅŸarısı mı örnek oldu, ABD her dönemde yeni bir tehdit icat etmeye tiryaki oldu. SSCB'den sonraki tehdit, Japonya'ydı. Yani gençliÄŸimizi tüketen Japon mucizesi hikayesi, aslında, ABD'de hizmet içi amaçlarla imal edilmiÅŸ bir hikayeydi. Ortada öyle açıklanması çok müÅŸkül bir performans filan yoktu. Dünyanın neredeyse bütün toplumları, katma deÄŸeri sıfır olan silahlara, mecburen, milyarlarca dolar harcar, böylelikle kaynaklarının büyük bölümünü ABD veya SSCB'ye aktarırken, Japonya, aynı kaynakları yatırıma yöneltmiÅŸti. Çünkü fiilen iÅŸgal altındaydı, silahlanması yasaktı.
Paranın bugünkü ile kıyaslanmayacak kadar kıt olduÄŸu dönemlerden bahsediyorum. Mesela Türkiye'nin 60'lı ve 70'li yıllar boyunca her yıl 8-10 milyar doları yatırıma ayırdığını düÅŸünün. Talep kıtlığının çekilmediÄŸi, üretilen hemen her ÅŸeyin kolaylıkla satılabildiÄŸi bir dönemde, bu ölçekte yatırımın birikimli kıymetini hesaplamak size kalmış.
Elbette demiyorum, Japonya'nın iktisadi performansı, tek başına, silahlanma harcamalarının yokluÄŸuyla açıklanabilir diye. Ama bu faktörün, zikredilen bütün sosyal, kültürel faktörlerden daha önemli olduÄŸuna da kalıbımı basarım.
Japonya hikayesi 1980'li yılların başında hükmünü kaybetti. ABD ekonomisini kamçılayacak bir tehdidin eksikliÄŸi hissediliyordu besbelli ki, ilk fırsatta Çin paketlenip dolaşıma sokuldu. Aslında Çin'de olan ÅŸey, ABD marifetiyle dolaşıma sokulandan bir hayli baÅŸka görünüyor. SanayileÅŸme treninin lokomotifi uçurumdan aÅŸağı yuvarlanırken, Çin, kendi siyasi yapısının akıl dışılığının da katkısıyla, koskoca bir toplumu trenin son vagonuna atmayı becerebildi. Bu iÅŸin net bakiyesi, kısa bir süre içinde Çin'in dünyanın sına” imalatının büyük bölümünü üstlenmesi olacak. Ancak sına” imalat ne ciddi bir katma deÄŸer üretebilecek, ne de doÄŸru dürüst istihdam. Bizim 60'lı ve 70'li yıllarda 'Dünyada gıda açısından kendisine yeten yedi ülkeden biri olmak' böbürlenmemizi sanayiye tercüme etmeyi akıl edebilirlerse, bir süre avunabilirler belki.
Her gün tefrika halinde dallanıp budaklanan bu Çin masallarını seyretmekle eÄŸleniyor olabilirsiniz, bilemem. Ama daha ciddi sebeplerle, mesela Çin tecrübesinden ders çıkarmak filan gibi niyetlerle seyrediyorsanız diziyi, yani aslında tefrikadan sıkılmışsınız da sonunu merak ettiÄŸiniz için seyretmeye katlanıyorsanız, vakit kaybına lüzum yok. Japonya hikayesinin akıbetine bakın, göreceksiniz.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.