Amerika'da, onlara kendi ülkelerini anlatan bir kitabı bastırıp sattırmayı düÅŸünüyorum. Zor mu hem de çok zor. İmkansız bir hayal mi, vallahi bilemiyorum, bazen imkansızı hayal etmek de gerekir bu hayatta. Neyin imkansız neyin aslında imkanlı olduÄŸunu denemeden bilemeyiz. Bu nedenle atacağım ben bu adımı. En kötü ihtimalle ileride en azından denedim ama baÅŸaramadım demek imkanım olur. Denemeye cesaret edemedim demek herhalde çok daha berbat bir alternatif olmalı.
Bu adımı atmak için hayli elveriÅŸli ortam da var diye düÅŸünüyorum. Çünkü;
Amerika'da New York'un 1870'li yıllarına ilgi olaÄŸanüstü arttı. Ekonomik kriz nedeniyle ÅŸehrin tekrar o dönemin pis ve ürkütücü haline dönüÅŸeceÄŸi düÅŸünülmeye baÅŸlanmıştı... O dönemi yaÅŸamamış olanlar 1970'li yılları kitaplardan, filmlerden öÄŸrenmeye çalışmaya baÅŸladılar.
Popüler kültürde 1970'li yılların New York'u fantastik bir fantezi olarak düÅŸünülmeye baÅŸladı.
New York'un ÅŸimdiki haline alışık olan insanlar eskinin fotoÄŸraflarında ve filmlerinde gördüklerine inanamadılar, inananlar ise korktular...
Allan Tennebaum'un 'New York In The 1970's' adlı fotoÄŸraf kitabında öyle fotoÄŸraflar var ki gördüÄŸümde benim bile tüylerim ürperdi 'Vay be' dedim kendi kendime. 'Burada başıma vahim bir ÅŸeyler gelmeden nasıl yaÅŸamışım ben' diye düÅŸündüm.
Hele iki fotoÄŸraf vardı ki; bunları size mutlaka anlatmam gerekiyor. Bir tanesi Bronx'tan diÄŸeri de 42. SokaÄŸa yakın bir sokak olmalı. Bronx'ta toplanmamış çöp poÅŸetleri tüm caddeyi daÄŸ gibi kaplamış, park etmiÅŸ arabalar bile altında kalmış çöp dağının ve iki insan bulabildikleri açıklıkta yürümeye çalışıyorlardı.
DiÄŸer fotoÄŸrafta ise '24 saat porno filmleri üst katta' diyordu dükkanın tabelasında. O üst katlara çıkan merdivenlerde insanın ölümü ensesinde hissettiÄŸini çok iyi bilirim ve birçok kez ölümden bile beter olabilecek hayli tatsız belalardan kurtulmuÅŸumdur o merdivenlerde.
KORKU NOSTALJİSİ
Åžimdi insanlar ortadan kaldırılmış ve steril hale getirilmiÅŸ ÅŸehrin o eski tehlikeli ve berbat haline tuhaf bir özlem dıuymaya baÅŸladılar. Disneyland'i gezerken insan bir süre sonra Mickey Mouse'tan nasıl sıkılabilirse ÅŸehirdeki insanlar da tehlikesiz ve steril ortamlarından bıkmaya baÅŸladılar ve 'Korku nostaljisi' sardı etrafı.
O yılları anlatan kitaplar, o yıllarda geçen filmler ve hatta o yıllarda gösterime girmiÅŸ olan filmler bile pek raÄŸbette bugünlerde.
1970'li yıllarda ÅŸehrin berbat sinema salonlarından bir tanesinde büyük bir keyifle izlediÄŸim 'The Taking of Pelham 1-2-3' adlı filmin, yönetmen Tony Scott tarafından yönetilen yeni versiyonu bu aralar gösterime girdi. Pelham 1-2-3, ÅŸehrin metro hatlarından bir tanesine verilen addı. O yıllarda metroya inmek cehenneme inmek gibi bir duygu verirdi insana. Hayatta görebileceÄŸiniz en berbat, en tuhaf tipler orada dolaşır ve yaÅŸarlardı. Etrafta iri fareler yerde yatan baygın, yarı çıplak insanların üstünde gezerlerdi.
Yolcuların treni beklemek zorunda olduÄŸu platformlarda yerde kendisine eroin iÄŸnesi yapmakla meÅŸgul insanlar otururdu. Aniden kavgalar çıkar ve insanlar yaralanırdı ama polis metrodan tamamen çekilmiÅŸ olduÄŸu için yaralıyla kimse ilgilenmez, yerde kanamadan ölürdü. Ve tren sonunda gelir, kapısı 'VuÅŸÅŸÅŸÅŸÅŸÅŸ' diye ürkütücü bir sesle açılırdı ve vagonun içine baktığınızda 'Acaba trenin içi mi daha güvenli yoksa istasyonda mı kalsam?' diye düÅŸünürdünüz.
Böyle bir durumdaydı ÅŸehir ve üstelik ÅŸehrin en tehlikeli yeri metroları da deÄŸildi. Bazen yeryüzüne çıkmak istemeyebilirdiniz.
BahsettiÄŸim filmde o dönemin metrosunda bir tren kaçırılıyor ve çok keyifli bir macera ortaya çıkıyor. Eski filmin üzerine yenisini seyretmekten hoÅŸlanmayacağımdan emin olmakla birlikte yine de dayanamayıp yenisini de göreceÄŸim.
'Lokking for Mr. Goodbar' ile 'Cruising' adlı filmlerin de yeni versiyonları üzerine düÅŸünülüyormuÅŸ. Her iki filmde de o dönemin ÅŸehrinde gecelik spontane seks aramak için sokaklara çıkmanın kesin bir intihara dönüÅŸebileceÄŸi gösteriliyor. Birincisinde spontane gecelik seks arayan kadının, ikincisinde de eÅŸcinsel seks arayan adamın başına berbat ÅŸeyler gelir. Özellikle ikincisinin gösterdiÄŸi mekanlardan bazılarına gittim, gördüm. Cehennem ortamıydı gerçekten de.
Bizde daha iyi bilinen ve televizyonlarda birkaç kez gösterilen Spike Lee'nin yönettiÄŸi 'Summer of Sam' adlı filmi seyrederseniz dönemin ÅŸehrinin boÄŸucu havasını iyice hissedebilirsiniz.
ÅžEHRİN O GÜNKÜ DURUMUNU NEW YORK'LUDAN DAHA İYİ BİLİRİM
Evet seri katil Sam'in ortada dolaÅŸtığı o yaz, ben 5 yıldır ÅŸehirde yaÅŸamaktaydım ve o yaz geçmiÅŸ yıllardaki berbatlığı bile aratıyordu... Çünkü Sam çok fazla insan öldürdü. Bronx yandı, ÅŸehirde bir gece felaket yaÅŸandı. Elektrikler kesildi ve müthiÅŸ bir yaÄŸma oldu.
Belki biliyorsunuzdur. Ben ÅŸehrin o dönemki halini anlatan bir kitap yazmış durumdayım. Adı 'ÅžAHSİ BİR NEW YORK BİYOGRAFİSİ.'
Gerçi artık kitapçılarda zor bulunuyor ama bir süre önce bayağı da sattıydı ve ilgi de çekti.
Çok keyif alarak çok da mutlu olarak yazmıştım o kitabı.
1970'ler nostaljisinin esmeye baÅŸladığı bu dönemde kitabı İngilizce'ye çevirip Amerika'da sattırmayı deneyeceÄŸim.
'Tereciye tere mi satacaksın, kendi ÅŸehirlerini senden mi öÄŸrenecekler?' diyorsanız, ben de 'Evet; aynen öyle olmalı, benden öÄŸrenmeliler' diyorum. Çünkü yaşı tutan hiçbir New York'lu bile ÅŸehrini o yıllarda benim gibi yoÄŸun ve denemelere sürekli açık olan meraklı bir zekayla yaÅŸamamıştır. Bunda iddialıyım ve üstelik o yıllardaki deneylerimi yazarken mizahı da çok iyi kullandım. Yeniden okuduÄŸumda beni bile hala daha güldürebiliyor kitap.
Çılgınlık mılgınlık evet yapacağım bu iÅŸi, atacağım adımı ve deneyeceÄŸim. Kitabın tutacağını, hatta popüler de olacağına inanıyorum.
Bu yolda bana yardımcı olacağını söyleyen en iyi insanlar da var yanımda ve heyecanlıyım.