AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-06-23
Türkiye Partisi'ni henüz bir hafta önce kuran Abdüllatif Şener ile Ahmet Hakan'ın 'Tarafsız Bölge'sinde bir araya geldik. Yayın arasında tartıştığımız konulardan biri, DTP'nin Anayasa'nın 3. maddesine 'Resmi dili Türkçe'dir' ibaresi konmasını teklif etmesiydi. (Madde 3'ü hatırlatalım: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Mill” marşı 'İstiklal Marşı'dır. Başkenti Ankara'dır.)
İyi de zaten Türkçe, bu ülkenin resmi dili değil mi? Anayasa'da 'Devletin dili Türkçe'dir denmesinin farkı ne? 'Anayasa'nın ilk üç maddesinin değiştirilmesi teklif dahi edilemez' hükmü varken, DTP 'resmi dil'de ısrar ederek neyi amaçlıyor?
Şener, 'Resmi dil Türkçe'dir demek zorundalar, aksi takdirde kapatma gerekçesi olur' yorumunu yaptı... CHP'nin hukukçu milletvekili Bülent Baratalı da 'Devletin dili Türkçe'dir' ifadesi ile 'Resmi dil Türkçe'dir' kavramı arasında hukuki anlamda bir farklılık olmadığını söylüyor: 'Üniter bir devlette, özellikle emperyalden boşalan bir ülkede, birden fazla ana dil olması doğaldır. Ancak üniter devlet yapısı bunları tek bir yapı altında birleştirir. Bu da Türkçe'dir. Resmi dilin Türkçe olmasıyla, devletin dilinin Türkçe olması arasında bir fark görmüyorum.'
Sivil değil, Kürt anayasası
Ancak iş bununla bitmiyor. DTP ve hemen her Kürt aydınının asıl savunduğu, 'Kürtçe dilde eğitim'i kabul ettirmek, yani devlet okullarında Kürtçe eğitimin yapılabilmesi. Mesela Kürtçe 'seçmeli dil' olarak konsa o da kesmiyor; Kürtçe isimle okul açabilme, eğitimin tümünü Kürtçe yapabilme ve en nihayetinde Kürt üniversitesi kurma hakkını istiyorlar. Bu nedenle Kürtçe dil kurslarının açılması (pek çoğu talep olmadığı için kapandı) veya TRT Şeş'in yayını onları tatmin etmiyor. Anayasa'ya göre Kürtçe yayın yapan özel televizyon kurma hakları da yok; bunun da yolunu açmak istiyorlar.
DTP'nin hazırladığı Anayasa taslağında 'demokratik özerklik' talebi de yer alıyor: Mevcut Anayasa'nın ülkenin idari yapısını belirleyen ilgili maddesindeki, '... illere ayrılır' ifadesi yerine, '... bölgelere ayrılır' denmesiyle 'bölgesel özerklik' isteniyor.
'Sivil Anayasa' hazırlama iddiasıyla DTP'nin yaptığı bu teklifler, henüz ne olduğu belli bile olmadığı halde tepki toplayan 'Kürt açılımı'na yarardan ziyade, zarar veriyor... Evet, Kürtçe seçmeli ders olarak okutulabilmeli, serbestçe konuşulabilmeli (DTP'liler hakkında Kürtçe 'su' istedikleri için bile fezleke hazırlanıyor!), Kürdoloji Enstitüsü açılabilmeli, Kürtçe yayın yapan özel TV'ler kurulabilmeli, bir belediye başkanı Kürtçe-Türkçe çocuk oyun kitabı bastırdığı için yargılanmamalı, köylere, parklara Kürtçe isim verilebilmeli... Ancak Anayasa'nın değiştirilemez maddeleriyle uğraşmak, bölgesel özerklik talep etmek, kafadan çatışma istemek anlamına geliyor. Baykal'ın dahi Kürt açılımına katkıda bulunduğu bir dönemde, gerginlik yaratmanın ne alemi var?
Her şeyden önce, şu sorunun cevabını öğrenmeliyiz: Acaba Kürtçe eğitim veren okullar kurulsa, kaç Kürt gitmek ister?
TV'de gazete okumak yasaklansın!
HilafsIz her TV kanalı, her sabah gazeteleri okuyor. Özel haberden alıntı yapmak, yazar yorumlarına yer vermek, hangi gazetenin hangi manşeti nasıl verdiğini incelemek elbette gerekli. Ancak pek çok kanalda iş, çığrından çıkmış vaziyette: Spikerler resmen saatlerce, satır satır gazete haberi okuyor! Zoom yapılıyor, 1. sayfanın haberleri didik okunuyor! Zoom yapılıyor, köşe yazarları okunuyor...
Peki bu durumda herhangi bir vatandaş için gazete almasının mantığı ne? Almaz! Gazetelerin tirajının düşmesinden doğal ne olabilir? İnternet yayıncılığından önce, tembellikten ve imkansızlıktan kendi içeriğini yaratamayan televizyonlar, gazeteleri sona sürüklüyor.
Gazete patronları, en değerli varlıkları olan 'içeriği' korumak için önlem almalı ve ekranda 'gazete okuma saatini' kısıtlamalı. Gazetelerin internet sitelerine de üyelik koşuluyla girilmeli, hatta paralı yapılmalı.