AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2009-06-23
Mahalle kasabının adından çiklet markasına kadar hayatımızı yabancı dilden sözcüklerle donanarak yaşarız.
Öz hayatını yabancı bir dilin içinden yaşamak eski bir özentimizdir.
Yabancı diller tarafından sömürgeleştirdiğimiz dilimizin, dolayısıyla zihnimizin görüntüsü yabancı sözcüklerden oluşan tabela ve marka cehennemine dönen caddelerimize benzer.
Marka, logo, sembollerin yığıntısından ibarettir.
Kendi dilimize karşı özensizliğimiz ve hoyratlığımız bütün milliyetçi reflekslerimizi adeta olumsuzlar.
Dilimizin estetiği ve dil duyarlılığında pay almayı reddederiz.
Türkçe'yi kimler yaşatacaktır sorusunu sormayız.
Dilimizin muhafazasının özümüzün muhafazası olduğu da aklımıza gelmez.
Çünkü 'Biz' dediğimizi aktaracak tek olanak Türkçe'dir geleceğe ama 'Biz'in kim olduğu cevabı henüz verilememiştir.
Gereğinde dilimizi küçümseyerek, gereğinde sözcük haznemizin darlığından başka dildeki muadillerini kullanma densizliğine de düşeriz.
Dil öğrenmek bir zahmettir ama ana dilinde şaşalayanların gösterişli yabancı dilleri de mübalağadır.
Çocuklarına hamileyken onlarla İngilizce konuşan annelerinin ülkesiyizdir.
Dilin duygusunu duyamayanların çocukları, bize ne söyleyecektir göreceğiz...
Üstelik başka dilleri de kolay öğrenen insanlar değilizdir.
Kendi dilini klişelerle konuşanların dil bilinci klişeler kadardır.
7. Türkçe Olimpiyatları'nı geçen hafta izlerken bunları düşünmeden edemiyorsunuz.
115 ülkeden Türkçe öğrenmiş ve Türkçe'yi şarkı, kompozisyon, şiir olarak da dillendirebilen 700 çocuğun kendi aralarında Türkçe anlaştıklarını öğrenince de ihmal ettiğiniz uzak bir akrabamız gibi geliyor Türkçemiz.
Size, sizin dilinizle üstelik sizin dilinizin duygusuyla seslenen başka ülkelerin çocuklarını izlerken...
Türkçe'yi belli ki severek ve sevinerek öğrenmiş bu çocukların sevinci ve coşkusu sizi de sarıyor..
Uzak diyarların güzel yüzlü, gülümseyen çocukları size, arkanızda kalmış, terk edilmiş, sizden bir şeyi geri veriyorlar.
Dilinizin, konuştukça ve söylendikçe, sizi hiç gitmediğiniz, gidemeyeceğiniz ülkelere ve kültürlere bağladığını duyuyorsunuz.
Yabancı dil bilmeseniz de bir dil akrabalığına dahil oluyorsunuz, dünyalı olduğunuzu anlıyorsunuz.
Sizi şiirlerinizle, türkülerinizle çağıran çocukları minnetle izliyorsunuz.
Sanki Türkçemiz onların dillerinde bir başka güzellikte telaffuz ediliyor.
Bir zamanlar büyük büyük dedelerinin zorla dillerinden kopartıldığı ülkelerin küçüklerinin, Türkçe coşkusu gönülden geliyor.
Hatırlıyorsunuz; çok uzak bir ülkede yanınıza yaklaşan yaşlı bir kadının sizin konuşmanızı duyup, ıslak gözleriyle 'Biraz konuşur musunuz Türkçe'yi? O kadar özledim ki!' deyişini, dilin sesinin geçmiş zamanın sesi olduğunu.
Siz de bu çocukları dinledikçe Türkçe'yi çok özlediğinizi, bunun 'kendinizi özlemek' gibi bir şey olduğunu kavrıyorsunuz.
7. Türkçe Olimpiyatları'nda kazanan Türkçemiz oluyor.
Türkçe derin hafızamızdır sakın unutmayalım.
Türkçe'yi sevdiren, belleten ve özündeki duyguyu da aktaran herkesi içten kutluyoruz.