AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-06-23

kategori2

İran; Türkiye olacak (mı)!

Dün komşu ülke İran'da seçim vardı.
Bu yazı yazıldığında oy verme işlemi devam ediyordu.

Seçimde dört aday yarıştı:
1-
Şu andaki Cumhurbaşkanı Ahmedinecad. Muhafazakar, toplumun yoksul ve orta sınıfı, nükleer dosya ve İsrail karşıtı söylemlerinden hoşlanan milliyetçi kesimler, ordu ve Devrim Muhafızları'nın desteğine sahip.

2-Eski Başbakan (1981-1989) Musavi. Kadınların, gençlerin, liberallerin ve açılım isteyen piyasa çevrelerinin desteklediği Musavi eski muhafazakar ve yeni reformcu. Söylemlerinde daha çok ekonomik açılımlara ve bireysel özgürlüklere vurgu yapıyor.
Eski cumhurbaşkanlarından Hatemi ile Rafsancani'nin desteklediği Musavi Anayasayı Korumu Konseyi üyesi.

3-Eski Meclis Başkanı reformcu Karrubi.

4-Devrim Muhafızları eski komutanı muhafazakar Rızai.
Yapılan seçimde adaylardan biri %50 +1 almaması durumunda haftaya yapılacak  ikinci turda en çok oy alan iki aday yarışacak.
Büyük olasılıkla bu iki kişi 2005'te de ikinci turda seçilen Ahmedinecad ve Musavi olacak.
Televizyonda ilk kez adayların toplum önünde tartıştığı bu seçimlerde temel konu ekonomik sıkıntılar, yoksulluk ve yolsuzluk.
Nükleer dosya konusunda Ahmedinecad ile hemfikir olan adayların üçü İsrail ve Yahudi soykırım konusundaki sert tutumundan dolayı Ahmedinecad'ı eleştirmekte ve bu tür tutumların İran'ı dışarıda zor durumda bıraktığını söylemektedir.
Başta ABD olmak üzere tüm Batı'nın yakından izlediği seçimler doğal olarak Türkiye'yi ve tüm bölge ülkelerini ilgilendirmektedir.
Oysa bu seçimde kim kazanırsa kazansın ABD ve AB'nin tavrında radikal değişiklikler olmadığı sürece Tahran'ın dış politikasında radikal değişimler olmayacaktır. Daha açık bir ifade ile ABD ve Batı, İran'ın nükleer dosyasına onay vermediği ve Tahran'ın başta Irak olmak üzere bölgesel rolüne yeşil ışık yakmadığı sürece İranlı liderler 30 yıldır izledikleri politikalardan vazgeçmeyeceklerdir. İranlı liderler  diyorum çünkü ülke cumhurbaşkanı tarafından değil başkaları tarafından da yönetilmektedir.
Peki kim bunlar?

Önem sırasına göre;
1-
Dini lider Hamanei. Görevden alınmadığı sürece ölümüne kadar İran'ın en önemli kişisi. Hakimleri, ordu ile kuvvet komutanlarını, Devrim Muhafızları komutanını, Radyo ve Televizyon Kurumu genel müdürünü, Yüksek Yargı Konseyi başkanını ve daha birçok önemli kişiyi atar. Hamanei tümü din adamı olan 86 üyeli Uzmanlar Konseyi tarafından seçilir ve neredeyse tüm yetkileri elinde toplar.

2-Eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'nin başkanı olduğu Anayasayı Korumu Konseyi. Meclis, hükümet  ve cumhurbaşkanının kararları ile politikalarını denetler ve anayasaya uygunluğuna bakar. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olanları bile veto etme hakkına sahip Konsey hemen hemen her konuda yetkilidir.
Yetkilerin böylesi karmaşık bir şekilde paylaşıldığını özetle anlattıktan sonra devrimin 30.yıldönümünü kutlayan İran'da bu seçimden sonra işlerin aynen devam etmeyeceğini de söyleyelim. Çünkü bu seçim kampanyası sırasında taraflar arasında çizgiler o denli belirginleşti ve keskinleşti ki geriye dönüşün olmayacağı ortadadır.

Peki bu ne anlama geliyor?
Hatırlayın yıllar önce ve hatta şu ünlü Cumhuriyet mitinglerinde sokağa dökülen insanlar ''Türkiye; İran olamaz' diye bağırıyordu.
Yani laik Türkiye Müslüman İran olmayacak.
Ben ise Hatemi'nin seçildiği 1997 yılından ve özellikle 'İslamcı' AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana farklı bir şey söylüyorum: Zamanla İran; Türkiye olabilir.
Yani yaklaşık 30 yıl Batı yanlısı Şah tarafından yönetilen ve halkının %30'u Türk televizyonlarını izleyen Türk kökenli Azeri olan ve Acemlerin de bir bölümünün bile Türkçe konuştuğu ve anladığı İran İslam Cumhuriyeti süreç içinde laik Türkiye'nin  siyasal, sosyal ve kültürel yaşam biçiminden etkilenebilir ve süreç içinde Türkiye Cumhuriyeti'ne benzeşebilir.
Dün yapılan seçimler bu benzeme ve etkilenmenin dönüm noktası olabilir.
Özetle kim kazanırsa kazansın; yılda bir milyon vatandaşı Türkiye'ye turist olarak gelen bugünün İran'ı dünkü gibi olmayacaktır.
Bu değişimde de Türkiye'nin çok büyük rolü vardı ve bundan böyle de olacaktır.
Ama bunun önemli bir koşulu var: 'Ilımlı, uyumlu, laik, demokratik ve İslamcı' AKP iktidarda kalmalı.