AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-06-23

kategori2

Bu belgeden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Genelkurmay Başkanlığı, eskimiş yöntemlerle bu gerilla savaşını kazanamayacak. Evet, bu bir gerilla savaşı artık. Geçmişte olduğu gibi zaman kazanarak, ağırdan alarak, mesai saatleri bitti diye değerlendirmeden vazgeçerek bu iş olmayacak. Kamuoyu açıklama bekliyor ve her geçen süre Türk Ordusu'nun lehine işliyor. Peki TSK bunun farkında değil mi?
Bir gerilla savaşı ataklığında çözülmesi gerekiyor bu belge şaibesinin. Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı ve gerçek olup olmadığını bilmediğimiz belgeyle ilgili geç kalındı bile. Bu olağanüstü bir durumdur ve askerin önde gelenleri konuyu en fazla 24 saat içinde açıklığa kavuşturmalıydı. Şimdi kaybedilen zaman kafalarımızda soru işaretleri oluşmasına ve 'Acaba gerçek mi' kuşkusuna yer vermelidir.
Eğer gerçekse, Türk Silahlı Kuvvetleri kendi içinde çok ciddi bir arınma hareketine girişmeli. Bir kurum, bağlı bulunduğu Cumhuriyet'in tehlikede olduğunu görüp buna göre tedbir alabilir, rapor hazırlayabilir ama bu belgede halkın iradesini hiçe sayan ve demokrasiye aykırı bir çalışmanın izleri görülüyor. Dahası, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin entrika, psikolojik harp, belaltı yöntemlerle öngördüğü bu 'tehlikeye' karşı mücadele etmesi de kabul edilemez. Bu askerin itibarını ve güvenirliğini zedeler.
Bir de belgenin doğru çıkmama ihtimali var.
Soruşturmanın sonunda 'TSK'nın AKP ve Cemaat'le mücadele planı' olarak özetleyeceğimiz belgenin doğruluğu ortaya çıkacaktır. Ancak bu belge, geçmişte sızdırılan ve sonradan yalan olduğu anlaşılan başka belgeler gibiyse bu da kolay geçiştirilebilecek, unutulacak, üzeri kapatılacak bir durum değildir.
O zaman da Türk Silahlı Kuvvetleri, tıpkı dağdaki teröristle savaştığı gibi bu psikolojik harbin mimarlarıyla da bire bir savaşmak zorundadır. Başka bütün belgelerin sahteliğinin bir açıklaması olabilir, geçiştirilebilir, unutturulabilir, üzeri kapatılabilir ancak bu seferki yenilir yutulur cinsten değil ve doğru değilse ciddi bir provokasyon demektir.
Dün, konuya en analitik yaklaşan Milliyet'in başyazısında da dediği gibi her iki ihtimal de TSK'nın ciddi bir çalışma yapmasını şart koşuyor. Bu soruşturma bir an önce sonlandırılmalı.
Ya kendi içinde bu belgenin faillerini bulacak, ya da psikolojik harbin ne boyuta geldiğini kavrayıp ona göre bir 'savaş dili' geliştirecek.
Her iki ihtimalin şimdiden kestirebileceğimiz ortak amacı ise Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hedef haline getirildiğidir. Ve bu belgeden sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır; belki de Türkiye'nin geleceğinin tasarımıyla ilgili en önemli dönemeç budur.
Türkiye'yi başka bir yöne sokmak isteyenlerle, Türkiye'nin mevcut pozisyonunu korumasına inananlar arasındaki kırılma noktasıdır, şimdiden tarihe geçmiş bir dönemeçtir.

Davul deyİp geçmeyİn

Bu akşam ve yarın, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu muhteşem bir gösteriye ev sahipliği yapıyor. Japonların geleneksel 'taiko' adlı davullarını kullanan ve 48 kişiden oluşan (24'ü sahnede, 24'ü geride) bir grup olan Kodo'yu izleme şansına sahip olacağız.
Aslında İstanbul izleyicisi Kodo'ya yabancı değil, ancak 1998'de gelip şehrimizde sahne aldıktan sonra yeni bir kuşak yetişti bile. Bu arada 90'larda şöhretinin zirvesinde olan bu performans ekibi de ünlendikçe ünlendi. Şovları da değişti, gelişti.
Tam 11 sene sonra Kodo'nun performansını izlemek bir fırsat.
Bu kadar övgünün ardından 'Gidip de ne göreceğiz' diyenlere de kısaca söylemek istiyorum: Vurmalı çalgıların aldığı boyutu ve insanı götürdüğü yeni evreni keşfetme olanağı yetmez mi?
İKSV, bu gösteri için bilet fiyatlarını da gayet makul belirlemiş: 90 TL (sahne önü), 60 TL, 50 TL, 40 TL, 30 TL. Öğrencilere ise sadece 20 TL. Kaçmaz. Kaçırırsanız sonra 10 yıl daha beklemeniz gerekebilir.

Yeme-içme raporu

CUMA: Akaretler'deki W Otel'in içindeki Spice Market'ta akşam yemeği... Kesinlikle İstanbul'daki en başarılı mutfak. Karpuzlu gazpacho ve çupra olağanüstü, şeftali çorbası ise mükemmel bir tatlı. Mönüden pek çok şeyi denedik, hepsi de başarılıydı. Tutturulması zor bir mükemmelliyetçilik. Ancak yemekler bu kadar iyiyken ortamın bu kadar 'tenha' olması can sıkıcı... Masada bunun bir mimari hata olduğuna karar verdik. Bu kadar güzel bir teras, bu kadar amatörce kullanılır herhalde. Mesela her yer olması gerekenden daha karanlık. Mimar, adeta insanlar gelmesin diye tasarlamış burayı.
   Serdar Bilgili'nin bir an önce ortama el atıp aklı başında, işi bilen bir mimarla burayı yeniden düzenlemesi gerek. O zaman Spice Market da hak ettiği doluluğa kavuşacak.
CUMARTESİ: Öğlen Four Seasons Bosphorus'ta 'club sandwich' tadımı. Maalesef bu otel, bütün güzelliğine rağmen mutfağıyla sınıfta kalıyor. Patates kızartması ise felaket, dondurulmuş patates yakışmamış bu otele. Tyler Brule'nin en önemli otel kriteri, Four Seasons'ın karnesinde bir eksi puan. Acaba bu yüzden mi Financial Times'a bu otelle ilgili kötü bir yazı yazdı?.. Akşam, Sabancı Müzesi'nin içinde bir 'hazine' gibi saklı duran muzedeChanga'da yemek. Changa'nın yemeklerini övmeye gerek yok zaten, sadece mönüyü biraz daha Taksim'den ayrıştırabilirlermiş. Belki mönü genişleyerek Changa klasiklerine yeni lezzetler eklenir. 12 kişilik yerli-yabancı karışık masamızda ilk kez Changa'da yemek yiyenler büyülendi. Atlı Köşk ise zaten İstanbul'un en özel mekanlarından biri.
PAZAR: Salomanje yaz tatili
için pazar günleri kepenk indirince, kahvaltılar da otomatik olarak sahile indi. Sortie'de, Sahan'la işbirliği yapılan bir brunch. Ne ama ne isterseniz var, dahası otel lobilerindeki standart açık büfeler gibi değil.
   Arap köftesi, katmer, çılbır gibi yerel lezzetler ağırlıklı. Gündüz güneşini her yere yerleştirilen pervaneler ve tenteler engelliyor.

Bilmecenin yanıtı

Son yazımda (Perşembe günü) ekranlara çıkıp kulağını kalemle karıştıran bir 'pasaklı profesör'den bahsetmiştim ve 'Bilin bakalım bu kim' diye sormuştum... Herkes arayıp soruyor, bu arada pek çok kişi tahminde de bulunuyor. Okurlardan gelen yanıtlar ise şu yönde:
Eser
Karakaş
Mehmet
Altan
Toktamış Ateş
Seçenekler üçe indi, bulabildiniz mi?