AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-06-23
Habertürk gazetesi, cuma günü Türk basın tarihine kanlı bir imza attı; Münevver Karabulut'un başının kesildiği testerenin fotoğrafını, 1. sayfadan kocaman yayınladı. Suç işlendikten sonra çekilen bu fotoğrafta, cinayete dair tüm ayrıntılar vardı. Haberde ise, 'kanlı olay'ın tüyler ürperten detayları, ballandıra ballandıra anlatılıyordu:
'Kanlar içindeki testerenin etiketinin bile üzerinde olduğu görülüyor. Testereyi katil zanlısı Cem G.'nin yatağının altında bulan bir polis şöyle konuştu: 'Evde tuhaf koku vardı. Kan kokuyordu. Testereyi bulduk. Kan içindeydi, üzerinde saçlar vardı'.
Ertesi gün Fatih Altaylı, yazısının sonuna eklediği 'Bir fotoğraf' kutusunda, üstadı Ertuğrul Özkök'ten öğrendiği 'bir yayın yönetmeninin meslekteki dramatik kararı-Sophie's Choice' tadında kendini şöyle savunuyordu:
'Bu fotoğraf 'saklanan zanlının' kimliği ve 'cinayetin işleniş biçimi' hakkında binlerce cümleden fazla bir anlatım gücüne sahipti. Bu fotoğrafın toplum tarafından bilinip görülmesi, bu olayı örtbas etmek, suçu cezasız bırakmak isteyenlerin 'neyi örtbas etmek istediklerini' herkese anlatacak etkideydi.'
Sanki toplum bu korkunç cinayetin her ayrıntısını bilmiyormuş da kanlı testereyi görünce infiale geçecekmiş gibi! Sanki yetkililer, o fotoğrafı görünce korkunç bir cinayetin işlendiği anlayacak, 'ah, so!' diyerek Garipoğlu'nun peşine düşecekmiş gibi...
Aynı gün Akşam gazetesi, aynı fotoğrafa ulaştığını ancak yayınlamayacağını okurlarına duyurdu. Hangisi doğru gazetecilik? Tirajını iki-üç bin daha artırmak adına HT'nin yaptığı mı, yoksa Akşam'ın duruşu mu?
Ailenin haberi yok!
Ne yazık ki Altaylı'nın içinde kalan son empati kırıntısını un ufak edecek bir haberim daha var: İddia ettiği gibi, Karabulut ailesinin bu fotoğrafın yayınlanmasını istediği falan yoktu...
Nereden mi biliyorum? Süreyya Karabulut'a telefon açıp 'Bu fotoğraftan haberiniz var mıydı' diye sordum. Yanıt, hayır. 'Peki bu fotoğrafın yayınlanmasını onayladınız mı?' Yanıt; yine hayır. Süreyya Bey, halen acısından konuşacak, lafı uzatacak durumda değildi; ben utandım ve telefonu kapattım.
Fakat bazıları utanma nedir bilmiyor. Üstüne üstlük yaranın üstüne tuz basmayı erdem zannediyor. İşte Fatih-name'den son bölüm:
'Bu fotoğrafı yayınlayacağız. Herkes yaşanan vahşeti bilsin. Herkes bu olayın takipçisi olsun. Gençler arkadaş seçerken dikkatli olsun'.
Neymiş, demek ki kanlı testereyi gören gençler, 'ha ben arkadaş seçerken dikkatli olayım' diyecek!
Cümlenin altında yatan anafikir şu: 'Ya, bu kıza çok yazık olmuş ama o da bu psikopatla arkadaşlık etmeseydi...' Şimdi bu düşünce yapısının, Osmaniye'ye güya vali olarak sürülen Celalettin Cerrah'ın Karabulut ailesi için sarf ettiği 'Ailesi de sahip çıksaymış!' sözlerinden farkı ne?
Aynı sığ mantalitenin izleri, Siirt'te erkek arkadaşının yanına gittiği için 5. kattan atlayan (ya da atılan) ve düştükten sonra akrabalarından bıçak yiyen N.E. için yazılan şu 'yorumlar'da da saklı değil mi: 'O saatte orada ne işi var bir genç kızın?'
Yani bu kızlar, 'yanlış' tiplerle arkadaşlık ettikleri, hava karardıktan sonra sokağa çıktıkları ya da 'aileleri yeterince otoriter olamadığı' için aslında ölümlerine susamış gibi sunuluyor!
'Neden şiddet olayları bu kadar arttı, neler oluyor bize' diye hiç timsah gözyaşları dökmeyiniz, failleri uzaklarda aramayınız... Toplumun psikolojisini bozan, sadece siyasetçilerin yanlış tavırları, ekonomik krizin getirdiği sosyal çatışma ortamı değil, medyanın ta kendisi.
Testere'den sonra ne bekliyorum?
- BASIN etiği bilirkişilerinin, gazetecilik dersleri verenlerin sırf 'HT'ye transfer şansım olabilir' diye, bu yakışıksız yayını görmezden gelmeye devam etmesini...
- HT'nin, Siirt'te N.E.'yi ölümün kıyısına götüren o kanlı bıçağın da fotoğrafını yayınlamasını... İbret olsun, aileler kızlarını kesmesin diye! Mümkünse Mardin-Mazıdağı felaketinin de kanlı delillerini ele geçirip, yayınlasınlar... Ne kadar kan, o kadar tiraj!
- Bir zamanlar köprüden atlayanların fotoğraflarını yayınlamak salgına dönüşmüştü. Sırf TV'ye çıkmak için şov yapanlar da artınca, gazeteler ortak bir kararla 'intihar' haberlerini özendirici bir şekilde vermeyeceğini açıkladı. Bilin bakalım köprüden intihar vakaları arttı mı, azaldı mı? Benzer bir uygulamanın tartışılmasını...
- Okurun, oturduğu yerden medyaya söylenmek yerine 'ben ne yapabilirim' düşünmesini. Mesela Adana'da bir kişi, testere fotoğrafının Habertürk gazetesinde yayımlanması üzerine suç duyurusunda bulundu.
- Kızları korkunç bir şekilde öldürülen aile için, en azından yetkiili makamlara gelmiş kız babalarının bir gram olsun empati yapıpı 'Ya benim başıma gelseydi' diye düşünebilmesini...