AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-06-23

kategori2

Hıncal Uluç'a cevap veren yok mu?

Sabah yazarı Hıncal Uluç günlerdir yazıyor, 'Ankara büroları uyuyor mu, Celalettin Cerrah neden, nasıl Osmaniye'ye vali olarak gitti' diye.
Ancak herkes 'İrtica ile Mücadele Planı'na kilitlenmiş vaziyette. Kimse Cerrah neden gitti, acaba bu tayinde İstanbul'a tekrar geri dönme planı var mı, diye sormuyor... Ya da soruyor, cevap alamıyor... Daha beter senaryo: Soruyor, bir şeyler öğreniyor, fakat yazamıyor... Mesela bu tayinde Dink suikastındaki 'ihmaller zinciri'nin rolü ne? Ya da Karabulut ailesi avukatının Ayşe Arman'a söylediği gibi, cinayet gününe ait kamera kayıtlarının 'yok' denilmesi, hatta bir kısımının silinmeye çalışıldığı, ancak avukatların çabalarıyla 36 gün sonra ortaya çıkarılmasıyla bağlantısı var mı? Cerrah, vali olarak atansa bile bu son derecede ciddi suçlamalarla ilgili hesap vermekle yükümlü değil mi? 

'Cerrah'a ne oldu' sorusunu, 'İrtica ile Mücadele Planı' gündemdeyken çok anlamlı buluyorum. Zira herkesin dikkati TSK'ya, TSK'nın 'yıpratılması'na yoğunlaştı ama gözden kaçan önemli bir detay var:
Polisteki Fethullah Gülenci yapılanma hakkında ileri geri her tür yorum, alenen yapılıyor ama Emniyet Teşkilatı'ndan tek bir yetkili çıkıp 'biz de yıpratılıyoruz' diye şikayet etmiyor... Neden? Üç ihtimal var: 

1. Polis gerçekten Fethullah Gülen cemaatinin elinde.  
2. Poliste cemaatçiler de var, cemaatçi olmayanlar da... Ancak yetkili Emniyetçiler 'cemaatçi' diye anılmaktan rahatsızlık duymuyor. Rahatsızlık duyanlar varsa da etkisiz konumda.
3. Türk polisi cemaatle ilgisi olsa da olmasa da, görevini sessizce yapıyor, polemiğe girmiyor...

POLİS NİYE 'YIPRANMIYOR'?
  TSK'nın içinde kopan fırtınalar, son 'belge'yle birlikte iyice tartışılır hale gelmişken, polisin içinde kopan fırtınalardan bihaberiz. Oysa polise yönelik suçlamalar hiç de hafife alınacak gibi değil: Sadece Ergenekon soruşturmasında defalarca polisin görevi dışında hareket ettiği, kanunu çiğnediği iddia edildi, hatta Türkan Saylan'ın evi basıldığında savcılar bile topu polise attı... Yine ses yok!
Benim poliste ne tanıdığım var, ne de kaynağım. Bu yüzden polis içindeki yapılanmayı daha iyi bildiğini tahmin ettiğim bir alıntı yapayım:
'TSK'nın kurumsal zeka'sında çok ciddi sorunlar var iken, Emniyet'in kurumsal zeka katsayısı tam aksi yönde ilerliyor... Çoğunlukla yaşı 30-45 arasında olan bu Emniyetçiler, istihbarat ve güvenlik işlerinden başka bir şey düşünmeyen, tüm beyinsel faaliyetini buna odaklamış, dünya literatüründeki gelişmeleri takip eden bir kuşağı ifade ediyor... Ve evet bu Emniyetçiler içinde Gülen hareketinin kurumlarından yetişmiş, o okullardan, evlerden, dershanelerden gelen ciddi sayıda insan var...' (Rasim Ozan Kütahyalı, Taraf, 17.06.2009)
TSK'nın kurumsal iletişimde çok ciddi sorunlar yaşadığı ortada. Fakat İçişleri Bakanlığı'nın ketumiyeti, 'mükemmel kurumsal zeka' ile açıklanamaz. Polisten, Cerrah'ın tayini ve yeni İstanbul Emniyet Müdürü'nün atanması konusunda, beyinsel faaliyetlerini doğrulayacak açıklamalar bekliyoruz...

ASFALT PARASI!
SİZİN de başınıza gelirse hiç şaşırmayın: Beykoz Belediyesi, 2002 yılında nereye yapıldığı bile belli olmayan 'asfalt dökme' işlemi için bizim mahallenin sakinlerine ihbarname yolladı. Gariptir, 'asfalt' borcu gayrimenkulun fiyatına göre belirlenmiş... Aradan yedi yıl geçmiş, 1 daireden iştirak nisbeti olarak 550 bin TL isteniyor. Tıpkı trafik cezalarında olduğu gibi, 1 ay içinde ödeme yaparsanız yüzde 25 damping yapmışlar! Yoksa, dörde bölüp taksitler halinde ödeme 'kolaylığı' verilmiş.
Asfalt parası, ne zamandan beri vatandaştan kesiliyor? İyi bir ihale imzalanamadığında mı? Yoksa toplanan vergiler yetmeyip, 'açık'ları kapatmak için bulunan yeni bir formül mü? Normal yollarla cevap alamadım, belki Beykoz Belediyesi şimdi cevap verebilir.