AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-06-23
Bazen boşluklar, ara vermeler, şöyle ufka bakıp düşüncelere dalacak vakit bulmak güzeldir. Güzelliğin ötesinde, sürekli dili dışarda nefes nefese koşturmaktan daha faydalı olabilir mola verip kafayı toparlamak.
Son bir yıl benim için böyle geçti. Yazarak, çizerek, günlük gazete temposu dışında hayata başka bir pencereden bakarak... Bu süreçte zaman zaman yabancı medyaya makaleler yazdım, okudum, Ankara'dan kurtulup İstanbul'a taşındım, sevdiğim insanları gördüm ve beynimin pili tükenmeye yüz tutan bölgelerini şarj etme fırsatı buldum.
Güzeldi. Ve her tatil gibi kısa sürmeye mahkumdu. Bir süre önce İsmail'in telefonuyla başlayan Akşam yolculuğuna geçmiş dönemlerden daha cesur, Sabah'ta Ankara temsilciliği yaptığım dönemlerden daha özgür, ancak Türkiye konusunda daha karamsar bir havayla başlıyorum. Gazetecilik heyecanı, evet. Gelecekle ilgili idealizm, hayır.
Neden bu karamsarlık? Bu mola esnasında uzun uzadıya Türkiye'yi düşünme, değişen dünya dengelerindeki yerini tartma fırsatım oldu.
Üzülerek söylüyorum ki, Türkiye'nin 2000'li yılların ortasında yakaladığı yükseliş trendi durmuştur. 2005-2006'ya damgasını vuran değişim heyecanı, ne devlette ne toplumda kalmıştır. Ekonomisi şaha kalkmış, Avrupa yolunda ilerleyen, toplumsal barış ve heyecanın hüküm sürdüğü umut ülkesi yerine karşımızda kutuplaşmış, içine kapanmış, temel konularda toplumsal konsensüs sağlayamamış ekşimtrak bir tablo vardır.
Eskiden herkese kök söktüren ama en azından hepimizin ortak nefretini toplayan tek bir derin devlet varken, şimdi kırıkları, çatlakları, sızmaları olan, kendine sadık medya adacıkları üzerinden seviyesiz bir itiş kakış yaşayan derin devletçikler vardır.
Asıl kaygı veren, vizyonu ve ortak misyonu ortadan kalkmış, şiddete ve nefrete meyilli 'Derin Toplum'dur. Derin toplum kah gider kız kardeşini camdan atıp namus adına 5 yerinden bıçaklar, kah Facebook'ta 'Cem Garipoğlu'nu Sevenler' sayfası açar. Hırslı ama cahildir. Bir gecede 'hurra' diye kendi vatandaşlarına linç kampanyasına girişebilir, vatan millet adına her türlü işe soyunabilir. Ama oturup Türkiye'nin sağında ne var, solunda ne oluyor diye sorduğunda, televizyondaki yarışma programlarının ötesinde bir bilgi kırıntısına rastlayamazsınız. Okumaz, anlamaz, umursamaz. Dest-i İzdivaç tutkunudur.
Ne yazık ki Derin Toplum, en düşük ortak payda üzerinden Türkiye'yi şekillendirmeye devam edecektir.
Yanlış anlamayın. Türkiye, önümüzdeki 10 yılda ekonomik olarak gelişecek, uluslararası planda belki profili yükselmeye devam edecektir.
Ama sağlıklı toplum ve Değişim'den yana sınıfta kalacağından, bu coğrafyanın dikte ettiği potansiyeli değerlendiremeyeceğinden endişeliyim. Türkiye'nin fetret devri yaşamamak için temel meselelerde toplumsal barış sağlaması, acilen Kürt sorununu çözmesi gerekiyor. Ama siyaset ya da toplumun bunları başarabileceğinden kuşkuluyum.
Biz birbirimizi yerken, içinde bulunduğumuz coğrafya değişmekte, önü açılmaktadır. İslam dünyası, Bin Ladinizm ve demokrasi arasında bir iç mücadele yaşarken Müslümanlar arasında özgürlüğü seçenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. İster beğenin ister beğenmeyin, Irak ve Kuzey Irak belli oranda sorunlarını çözme, hatta bazı konularda bizden daha sağlıklı demokratik adımlar atmaya başlamıştır. Lübnan umut vericidir. Komşumuz İran'da halk mollalara karşı sesini yükseltmiş, Türkiye'nin hiç ilgilenmediği seçimlerde Twitter ve İnternet üzerinden rejime kafa tutmuştur. (Türkiye'de halkçı değil statükocu davranan sol çevrelerin bakışı 'İran halkı rejimden çok çekiyor. Ama o rejim ve Ahmedinecad bizim sevmediğimiz Amerika'ya kafa tutuyor. O yüzden İran halkı değil düşmanımın düşmanı Ahmedinecad kazansın' şeklindedir.)
Akşam'da yazılarıma başlarken, 'yalnız ve güzel' ülkemde ahval ve şerait, kör cehalet beni korkutmaktadır.