İstanbul 2010'da Avrupa Kültür BaÅŸkenti oluyor. Nedense bu konu etrafında fazla heyecan algılamıyorum. Neredeyse Abu Dabi'de Kültür BaÅŸkenti olmak heyecanı, İstanbul'da olandan çok daha fazla gibi... BirleÅŸik Arap Krallığı'nın Avrupa Kültür BaÅŸkenti olması iddiası tabii ki olamaz ama onlar baÅŸka bir ÅŸeyi amaçlıyor. Onlar bölgelerinin kültürel aktiviteler açısından en zengin, en içerikli ÅŸehrini yaratmayı planlıyor.
Gayet tabii ki çok paraları var ve büyük kaynaklarını da bu Kültür BaÅŸkenti'ni yaratmaya yönlendirmiÅŸ durumdalar. Abu Dabi'den sadece transit geçseniz bile ÅŸehirde inanılmaz bir yatırım faaliyeti olduÄŸunu görebilirsiniz. Hatta bir ara dünyada var olduÄŸu bilinen inÅŸaat vinçlerinin toplamının yüzde 30'u ÅŸehirde faaliyetteymiÅŸ, düÅŸünebiliyor musunuz?
Müzeler (Frank Gehry'nin Guggenheim Müzesi de dahil bunlara), konser alanları, çoÄŸu Batı'da eÄŸitim almış kültürlü yöneticilerin denetimi altında ortaya çıkarılıyor.
Bu trendi İstanbul'un çok yakından izlemesi ve tüm bölgenin Kültür BaÅŸkenti olma pozisyonunu Araplar'a kaptırmaması gerekiyor. Çünkü bu hem bir prestij meselesi hem de büyük paralar kazanılacak bir pozisyon.
Paramız BirleÅŸik Arap Krallığı kadar fazla olmayabilir ama bizim de İstanbul'umuz var. İstanbul ile Abu Dabi isimlerini yan yana görmek bile, onlar ne kadar canlı dinamik ve derinliÄŸi olan bir yaÅŸam inÅŸa etmeye çalışsalar da İstanbul ile karşılaÅŸtırıldığında baÅŸka hiçbir ÅŸehirde olamayacak bir gizemimiz, güzelliÄŸimiz ve doÄŸal oluÅŸmuÅŸ tarihe dayalı bir derinliÄŸimiz var bizim ÅŸehrimizin.
Bizde de kültürlü, bilgili insan kaynağı hayli çok. Bu Kültür BaÅŸkenti olma yarışında biraz konsantre olsak, baÅŸka hiçbir ÅŸehrin bize karşı ÅŸansı olmayabilir. 2010 Avrupa Kültür BaÅŸkenti olmamız yaklaşırken bugün kültür ÅŸehri olabilmenin birtakım detayda kalabilecek önemli noktalarını tartışacağız ama biliyorsunuz ki hem ÅŸeytan hem de melek ayrıntılardadır.
Müze inÅŸa etmekle olmaz bu iÅŸ
Abu Dabi bir inÅŸaat çılgınlığı içinde olabilir. Bunun bir zararı da yok kimseye tabii ki.. Ama maalesef müze inÅŸa ederek kültür canlılığı yaratılamaz.
Bu konuda ben Alain de Botton ile hemfikirim. Åžehirlerde insanların yeni toplanma alanı olarak yani yeni agoralar olarak, müzeleri, alışveriÅŸ merkezlerini görmek ÅŸehre hiçbir ruh katamaz, aksine ruhunu öldürebilir.
Abu Dabi'de bu yanlış yapılıyor. Åžehirde müzeler, alışveriÅŸ merkezleri ve kapalı eÄŸlence merkezleri oluÅŸturunca ÅŸehre canlılık geleceÄŸini düÅŸünüyorlar. Biraz kıpırdanma olabilir tabii ki ama kendi doÄŸal tarihi sürecinde geliÅŸmiÅŸ bir sokak kültürü olmadığında o ÅŸehirden pek bir ÅŸey de olmaz.
İstanbul'un bazı yanlış ÅŸehirleÅŸme adımları nedeniyle hayli darbe yemiÅŸ de olsa zengin bir tarihi bulunan gayet dinamik sokak kültürü var ve bir üst kültür bu temel alınarak rahatlıkla oluÅŸturabilir. Planlı bir ÅŸekilde inÅŸa edilen ÅŸehir ile İstanbul'un her yanı tarih kokan sokaklarını karşılaÅŸtırmak gereksiz gibi gözüküyor.
Topkapı Sarayı'nda konser
Bu yaz İstanbul Müzik Festivali'ne Batı'da ilgi çok fazlaydı. Wall Street Journal gazetesi hafta sonu edisyonunda İstanbul'da bu yaz yapılabileceklere neredeyse tam bir sayfasını ayırdı. Festivalin zengin içeriÄŸini ve detayları bizim gazetelerden deÄŸil de yabancı bir gazeteden almış olmamı benim Batı kaynaklarından baÅŸka bir ÅŸey göremeyen önyargılı gözüme baÄŸlayabilirsiniz tabii ki ama baÅŸka bir boyut daha var.
Yazının giriÅŸinde bahsettiÄŸim gibi ben Kültür BaÅŸkenti olmamız üzerine ÅŸehirde yaratılmış biar heyecan havası hissedemiyorum. Gerçi çarÅŸamba toplantıları gibi ÅŸehir üzerine, mimari üzerine çok da güzel konferans/toplantılar yapılıyor ama Kültür BaÅŸkenti olmamız heyecanını popüler kültüre de mutlaka yaymamız gerekiyor.
Galiba ÅŸunu hatırlattıktan sonra Abu Dabi ile rekabet konusunda fazla bir ÅŸey de söylemek gerekmeyecek:
Bu yaz Topkapı Sarayı'nın avlusunda bir klasik müzik konseri verilecek. Saray güzel ışıklandırıldığı takdirde o gecenin büyüsünden sonra Abu Dabi'de yeni inÅŸa edilen bir modern konser salonunun içi ne kadar konforlu olursa olsun aynı büyüyü yakalayabilmesine imkan var mı?
İstanbul'a da bir Gehry Müzesi lazım
Aslında yazıyı uzatmayacaktım çünkü kendi haline bırakılsa bile İstanbul, Kültür BaÅŸkenti olma unvanını uzun süre doÄŸal olarak taşıyacak gibi görünüyor ama maça üstünlük duygularıyla, rakip takımı küçük görerek çıkan futbol takımı gibi sürpriz bir maÄŸlubiyet ile karşı karşıya kalmamak için kültür temeli aslında gayet iyi ve saÄŸlam olan ÅŸehrimize doÄŸal yapıyı bozmayan eklemeler de mutlaka yapmalıyız.
ÖrneÄŸin; 2010 faaliyetleri esnasında tarihi yarımadanın İstanbul'un her tarafından görülebilecek gibi güzel ışıklandırılacağını biliyorum. Bu çok güzel bir adım. Bunun gibi ayrıntılarla, zaten güzel olan ÅŸehrin güzelliÄŸinin daha da ortaya çıkmasını saÄŸlayabiliriz. Frank Gehry'nin o tipik mimarisi ile bir müze oluÅŸturması o ÅŸehrin dinamizminin ve zenginliÄŸinin bir sembolü olarak kabul ediliyor artık. Gehry'nin yaptığı bir Guggenheim Müzesi'ni gören her insan o ÅŸehir hakkında otomatik olarak güzel duygulara sahip oluyor. New York'ta, Barselona'da bu yapıldı.
Kıyı doldurularak oluÅŸturulan yapma adada Gehry'nin Guggenheim'ını görenler Abu Dabi hakkında da güzel duygulara sahip olacaklar ama o ÅŸehrin o otomatik oluÅŸan duyguların içini doldurabileceÄŸinden ÅŸüpheliyim ben.
İstanbul'a da bir Gehry'nin Guggenheim Müzesi acilen gerekiyor. Üstelik ÅŸehrin her tarafından görülecek bir yerde, tercihen Topkapı Sarayı'na yakın bir mesafede inÅŸa edilmesi lazım. Bu iÅŸi ancak özel sermaye ile kamu ortak ve planlı çalışarak yapabilir. 2010 için İstanbul'a gelecek yabancı misafirlere ÅŸehrimizde bir Frank Gehry Guggenheim Müzesi inÅŸaatının baÅŸlamış olduÄŸu göstermemiz gerekiyor.