New York ÅŸehrinde yitirilmiÅŸ zamanın peÅŸinde koÅŸturmak benim için çok duygusal bir deneyim oluyor.
Bir zamanlar tamamen farklı olan ÅŸehirde genç olarak yaptıklarımı hatırlamak için ÅŸimdi gençler tarafından ihtiyar muamelesi yapılan bir insan olarak geçmiÅŸin peÅŸinden koÅŸturuyorum.
Birkaç gün önce BirleÅŸmiÅŸ Milletler binasının karşısında gösterilere ayrılan alana gittim. Askeri darbeler dönemlerinde Türkiye aleyhine ne gösteriler yapmış, burada nasıl da bağırmıştık 'FaÅŸist iktidar', 'Kahrolsun faÅŸizm', 'Kahrolsun cunta' diye.
O gün ise İranlı gençler vardı alanda. 'Kahrolsun diktatörler' diye bağırıyorlardı. 'Marg bar doktator', 'Marg bar doktator.'
GeçmiÅŸten kalan bir hayalet gibi arkadaşım Abed'in yüzü beliriverdi gözlerimin önünde.
Türkiye'de kendisine 'Sol-liberal' diyen insanların çok dikkatle okuması gereken bir hayat hikayesi vardır Abed'in.
1970'li yıllarda kendileri için bir mutlak kötülük sembolü haline gelmiÅŸ olan Åžah Pehlevi rejiminin düÅŸürülmesi için radikal dincilerle ortak çalışılmasına inanan solculardan bir tanesiydi Abed. Radikal dinciler, demokrasiye inandıklarına inandırmışlardı bizim yoldaÅŸlarımızı.
Åžah, o günlerde ziyaret için geldiÄŸi ÅŸehirde Park Oteli'nde kaldığı zaman radikal İslam'cısı, Marksist İranlı'sı ve Marksist Türk'ü, hepimiz omuz omuza Central Park'ın giriÅŸinde toplanmış ve ÅŸehirde ender görülen coÅŸkuda bir protesto gösterisi yapmıştık: 'Kahrolsun Åžah', 'FaÅŸist Åžah', 'Marg bar shah.'
Sonra ABD'den, demokratik bir sistem geleceğine inanarak İran'a gitme kararı aldı.
İlk önce Åžah'ın gizli polisi SAVAK'ın eline düÅŸtü, yara aldı ama ölmedi. Sonra 'Devrim' oldu. Bu kez de Devrim Muhafızları'nın eline düÅŸtü. Yaraları arttı ama yine ölmedi.
Ben yıllar sonra bir gün metroya binmek üzereyken ileride Abed'in beklediÄŸini gördüm. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış sandım, bitmiÅŸ, tükemiÅŸti. Bu sadece fiziksel acılardan deÄŸildi, ruhu ölmüÅŸtü Abed'in... Genç bir insan olarak içinde alevlenmiÅŸ tüm gelecek umutları, güzel bir ülkeye sahip olma hayali, ülkesi için iyi bir ÅŸeyler yapabilme arzusu tamamen öldürülmüÅŸtü. Fiziksel olarak öldüremedikleri Abed'i ruhen öldürmüÅŸlerdi. Sarıldık kucaklaÅŸtık ve onu ondan sonra bir daha hiç görmedim.
30 yıl geçti aradan. EÄŸer hala hayatta ve İran'daysa Abed, mutlaka göstericilerin en ön safında mücadele ediyordur. Ve ÅŸimdi de haykırıyordur. 'Marg bar doktator', 'Marg bar doktator.'
Yazıklar olsun. Onca yıl o kadar insanı bir hiç uÄŸruna kaybettiler. Hepsinin arzularını öldürdüler, ruhlarını tükettiler.
İRAN'DA OLANLAR TÜRKİYE'DE DE OLURSA
Toparlanabilecekler mi bilemiyorum. Aslında İran çok da derdim deÄŸil artık. Benim derdim Türkiye ile. İran'ın yakın tarihinin Türkiye'de tekrarlanması ihtimalinden çok korkuyorum.
Bizde de çok sayıda Abed benzeri insan var. Öyle bir yolda öyle insanlarla yol arkadaÅŸlığı yaparak yürüyorlar ki; geri dönüÅŸü olmayan noktayı aÅŸtıklarında piÅŸman olsalar da bir ÅŸey fark etmeyecek. Çünkü hem kendileri hem de Türkiye, İran gibi mahvolmuÅŸ olacak o aÅŸamada.
Åžunu da unutmayalım; İran'da sokaklarda canını riske atarak gösteri yapan erkek ve kadınların aslında bir tek talepleri var; o da 'Bizler gibi hayatta aynı arzulara sahip olmak, o arzular hakkında hayaller kurabilmek ve bazen de eÄŸer ÅŸanslıysalar o arzularını gerçekleÅŸtirebilmek'. Bunu düÅŸünmeyi bile yasakladılar diktatörler, onlar da bunu talep ediyorlar. Büyük ihtimalle çoÄŸu Türkiye'de yaÅŸayabilmek için çok ağır bedeller ödemeye bile razıdır. Abed'in yaÅŸam hikayesinden ve İran'ın çektiklerinden ders alması gerekenler bunu da düÅŸünsünler...