Krizle birlikte geliÅŸmiÅŸ dünya ekonomilerinde kamu yararının korunmasına dönük çabalar; daha çok ÅŸeffaflığın saÄŸlanması, risk yönetimi, denetim ve gözetim mekanizmalarında kalitenin artırılması üzerine yoÄŸunlaÅŸmış bulunuyor. Bizde ise bunlara ilave olarak ciddi bir kayıtdışılık sorunu yaÅŸanmaktadır. Dolayısıyla, vergi oranlarında yapılan indirim sadece talebi canlandırdığı için deÄŸil, aynı zamanda kayıtdışılığı azaltmaya etki ettiÄŸi için de vergi gelirlerini artırmaktadır.
Bu nedenle vergi indirimi paketi açıklandığında bunun olumlu bir adım olduÄŸunu söylemiÅŸ fakat kapsamın yetersiz ve sürenin kısa tutulduÄŸunu yazmıştım. Daha sonra hükümet indirim oranlarını bir miktar düÅŸürerek süreyi uzattı. Uygulama sonuçları indirimli vergi oranları nedeniyle vergi gelirlerinin düÅŸmediÄŸini, aksine arttığını gösteriyor. Buna raÄŸmen, hükümet vergi oranlarında indirim kararı almakta gösterdiÄŸi temkinli tavrı sürdürmeye devam etmektedir.
Ocak-Mayıs döneminde 20 milyar 683 milyon lira açık veren bütçenin iktidarı bu temkinli tavrı göstermeye zorladığını anlıyorum. Zira hükümetlerin siyasi kaygıları olur. Büyük bütçe açıklarından korkarlar ve vergi gelirini azaltacak her tür politikadan kaçınırlar. Ancak vergilerin önemli bir kısmını harcamalar üzerinden alan bir yapıda, vergi indirimlerinin bütçe açığını büyüteceÄŸini ileri sürmek bence yersiz. ÖrneÄŸin tapu harçları yüzde 67 indirildiÄŸi halde aylık tapu harcı geliri sadece yüzde 41 düÅŸtü. Yine 2008 Ocak-Mayıs döneminde dahilde alınan KDV tutarı 7 milyar 80 milyon lira iken, 2009 yılının aynı döneminde küresel krize raÄŸmen dahilde alınan KDV tutarı 7 milyar 880 milyon liraya kadar yükselmiÅŸtir. Demek ki vergi indirimleri korkulanın aksine vergi hasılatını düÅŸürmemiÅŸ tersine arttırmıştır.
Krizle birlikte ithalde alınan KDV tahsilatıyla bütçeyi destekleme imkanı da ortadan kalkmış bulunmaktadır. Çünkü yaptığımız ihracat önemli ölçüde, ithal hammaddenin ve ara malının iÅŸlenip dışarıya satılması ÅŸeklinde cereyan ediyordu. Doların ucuz olmasını ve bol kredi imkanlarının bulunmasını fırsat bilen reel sektör, dışarıdan finansmanla aldığı ithal girdileri iÅŸleyerek daha çok Avrupa ülkelerine ihraç etmekte idi. Bu nedenle ihracatımız ithalat ile birlikte hareket ediyordu. İthalde alınan KDV tahsilatını artıran da bu süreçti. Bu süreç ayrıca reel sektörün büyük çaplı ve bazen önemli bir risk faktörü olarak dillendirilen dış borcunun da kaynağıydı. Fakat artık ne dolar ucuzdur, ne de eskisi gibi açık kredi muslukları bulunmaktadır. En büyük ihracat müÅŸterimiz olan Avrupa ülkelerinde ise kriz ağırlığını devam ettirmektedir.
EÄŸer ihracata dayalı bir büyüme modelini sürdürmek istiyorsak dış ticaret politikamızda yapısal dönüÅŸümlerin hayata geçirilmesi elzem hale gelmiÅŸtir. İthal ara malların yerine yerli ara malların kullanılması ve yeni pazar arayışları önümüzdeki yıllarda bir seçenekten çok bir zorunluluk gibi duruyor. Ancak dünya ekonomisi topyekun daralıyorken öncelikle iç talebi canlandıracak giriÅŸimleri etkili olarak devreye sokmalıyız. Bunların başında da vergi oranlarında indirime gitmek bulunuyor. Bunu kısmen yaptık. Daha zor olanı ise, iç pazarda ekonomik faaliyetleri canlandırırken vergi tabanını da geniÅŸletebilmektir. Bu noktada Sayın Åžükrü Kızılot'un dile getirdiÄŸi alışveriÅŸ fiÅŸlerine ikramiye verilmesi, yani piyango teÅŸviki faydalı olabilir. Ancak alışveriÅŸ fiÅŸlerine kazı kazan gibi ikramiye verilmesinin, kumarı çaÄŸrıştırması nedeniyle, iktidarca benimseneceÄŸine pek ihtimal vermiyorum...