AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-06-28
Dün Ian Bremmer adlı yazarın verdiği bilgilere dayanarak 'devlet kapitalizmi ve serbest piyasa' konusunda geçmiş ile bugün arasındaki önemli yapısal farklılıkları sütuna aktardık. Global krizde ABD, Avrupa ve hatta geri kalan gelişmiş ülkelerin nerede ise tümünde devlet ile özel kurumlar, yani özel şirket ve özel bankalar ortak oldu. Devletler ileride satıp çıkacağını söylüyor ama bu zor olabilir.
Dün anlattık, dünyada son yıllarda hızla güçlenen dört adet kurum ortaya çıktı. Bunların bir tanesi uluslararası yerine dev ulusal petrol şirketleri, bir tanesi devlet tarafından sahip olunan ve beslenen dev ulusal monopolcu şirketler, bir diğeri özel olmakla beraber devlet tarafından korunan ve beslenen ulusal özel şampiyonlar, ve en son olarak da SWF (sovereign wealth funds) denen devletin yönettiği portföy fonları.
Bugün bu dört yeni kurumdan SWF (sovereign wealth funds) denen kurum hakkında bazı şeyler söyleyip önemini tartışacağız. Yukarıda adı geçen ulusal petrol şirketlerinin dünyadaki petrol rezervlerinin ve petrol üretiminin içindeki payının yüzde yetmişbeşe yakın olduğunu belirtmiştik. Geçmişte ön planda olan uluslararası petrol şirketleri ise bugün dünya üretiminin sadece yüzde onunu yapıyor ve dünya petrol rezervlerinin ise sadece yüzde üçüne sahip. Benzer bir şekilde SWF denen kurumlar da devleşti ve şu anda dünyadaki toplam yatırımın sekizde bir kadarını yapmakta ve bu pay giderek ve hızla artmakta (şu anda dünyadaki toplam yatırımın yüzde 12 kadarı).
SWF kelimesi son yıllarda ortaya çıkmış bir terim. SWF devletler tarafından yönetilen ve sahip olunan bir yatırım portföyü demek. SWF denen yatırım fonları devlet kapitalizminin en güçlü finansman kaynağı. SWF ile ülkelerin döviz rezervlerini de ayırmak gerek. Döviz rezervleri genelde bağımsız merkez bankalarının yönetiminde ve son derece likit mali yatırımlara kanalize ediliyor. Halbuki SWF bir yandan kendi ciddi boyutta yatırım yapıyor, gelir elde ediyor, diğer taraftan da ya kamu mülkiyetindeki şirketlerin ,veya ulusal şampiyonların, veya kamu tarafından korunan dev şirketlerin finansmanını gerçekleştiriyor.
Düşünülürse devlet kapitalizmi çerçevesinde, kapitalist devletin sahip olduğu veya koruduğu şirketlerin finansmanı para basılarak yapılamaz, çünkü bu enflasyonist olur ve varlıkların değerini azaltır. Bütçeden doğrudan finansman sağlamak da, mesela Türkiye'nin KİT'ler ile yaşadığı gibi, işler kötü gittiğinde bütçe açığını dev boyuta çıkartabilir. Bu nedenle devlet kapitalizminin artık en büyük finansman kaynağı SWF kurumları.
SWF denen kurumlar devletin adına, döviz cinsinden ihracat sonucu elde edilen kamusal fonları bir elde topluyorlar ve sonra da çeşitlendirilmiş bir portföy çerçevesinde döviz, kamu borç senetleri, gayrimenkul, kıymetli madenler , veya birçok yabancı şirketin doğrudan mülkiyeti gibi yatırımlara sevk ediyorlar .
Aslında SWF kurumu son dönemde gündeme gelmiş olsa da dünyadaki dördüncü büyük SWF olan Kuveyt Yatırım Otoritesi 1953 yılında kurulmuş. SWF adı ise 2005 yılında ilk defa kullanılmış. Dubai, Libya, Katar,Güney Kore ve Vietnam son yıllarda SWF kuran ülkeler. SWF kurumlarının en büyükleri ise Abu Dhabi, S.Arabistan, Çin ve Rusya'da bulunuyor. Gerçek demokrasiler arasında ise en büyük 10 SWF'den birini elinde tutan tek ülke, petrol gelirini bir fonda biriktiren Norveç.
SWF kurumları 2007 yılında global kriz gündeme gelmeden evvel toplam dört trilyon dolar fon sahibi idiler. Petrol fiyatları 147 dolardan aşağıya inince SWF fon toplamı 3 trilyon dolara indi. Gene de SWF kurumlarının fon hacmi tüm dünyadaki döviz rezervleri veya tüm dünyadaki toplam hedge fund denen mali yatırımcı kurumların varlıklarından daha büyük!
Şimdi SWF denen kurumlara yeni bir görev de düşecek. Global kriz çerçevesinde ülkeler bütçe açıklarını büyütüp, borç stokları da dev hale gelince bütçe açığı ve borç sürdürmeyi desteklemek için SWF kurumları yardıma gelmek zorunda.
IMF tarafından yapılan yeni bir araştırma G20 denen gelişmiş ülkelerin en büyük on tanesinin toplam kamu borcu /GSYİH oranının 2007 yılındaki yüzde 78 oranından 2014 yılında yüzde 114 düzeyine tırmanacağını ve bu gelişmenin bu ülkelerin kamu borçlarında 9 trilyon artış anlamına geleceğini hesaplıyor.
Ancak brüt borç kavramından net borç kavramına geçilirse, Norveç iyi bir örnek. 2007 yılında Norveç'in kamu brüt borç stoku GSYİH oranı olarak yüzde 60 iken, ülkenin petrol geliri ile oluşturulan SWF fonu hesaba katıldığı zaman Norveç, GSYİH oranı olarak net kamu borcu değil, GSYİH oranı olarak net yüzde 150 kamu fon fazlası sahibi olarak ortaya çıkıyor. Japonya da benzer bir durumda. Brüt kamu borcu 2007 yılında yüzde 171 oranında, ama mesela Japan Post Bank denen ve diğer mali varlıkları hesaba katıldığında, net borç oranı yüzde 86 civarına iniyor. Bir başka açıdan bakılırsa da, tüm dünyada iş tersine döndü, SWF kurumları global krizin yarattığı bütçe açıkları ve borç stokunu finanse edecek diye de düşünülüyor. Bu da hem bir uluslararası çözüm hem de bir uluslararası sorun tabii!