AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-06-28
CHP Lideri, 12 Eylül 1980 ihtilalini yapanların yargılanmasını engelleyen Anayasa'nın geçici 15. maddesinin kaldırılmasına destek vereceklerini açıkladı. Böylece bu ihtilalcilerin yargılanmasının önünü açtığını zannediyor olmalı. Oysa kazın ayağı hukuken hiç de öyle değil. Çünkü Anayasa'yı da değiştirseniz 12 Eylül 1980 ihtilalini yapanları yargılamak hukuken mümkün değil.
İhtilal yapmak, hem yeni Ceza Kanunu hem de önceki Ceza Kanunu açısından, 'hükümetin ve Parlamento'nun çalışmasını zorla engellemek' kapsamında bir fiil olduğundan, ağırlaştırılmış müebbet cezası gerektiren bir suç niteliğinde görülüyor. Ancak 2004 yılına kadar yürürlükteki Ceza Kanunu'na göre bu suçtan dolayı ceza verilebilmesi için öngörülen maksimum süre 20 yıl. Yani 12 Eylül 2000 tarihi itibarıyla söz konusu ihtilalcilerin cezalandırılması imkanı hukuken sona ermiş. 2004'te yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu'nun bu zamanaşımı süresini 30 yıla çıkarması bu kişiler açısından sonucu değiştirmiyor.
Öte yandan, Anayasa'nın geçici 15. maddesi, bu kimselerin yaptığı ihtilalden dolayı cezai ve diğer yönlerden 'sorumlu tutulamayacaklarını' açıkça öngörüyor. Bu hüküm bunlar açısından 'maddi' yönden bir 'lehte kanun' niteliğinde. Geçici 15. maddeyi şimdi yürürlükten kaldırsanız bile, faillerin sonradan gelen lehte kanunlardan yararlanacağına dair temel kural gereğince de ihtilalcilerin yargılanması hukuken imkansız. Yani aslında hukuken şu anda geçici 15. maddeyi kaldırıp kaldırmamak arasında hiçbir fark yok. Bu hükmün artık psikolojik etkisi dışında hiçbir hukuksal etkisi kalmamış durumda. Bu kimseleri kurtarma misyonunu zaten yerine getirmiş ve bundan artık geri dönüş yok.
Tıpkı Abdullah Öcalan'ın 'idam' cezası yeniden konularak 'idam' edilmesinin artık hukuken olanaksız olduğu gibi. Üstüne bir bardak soğuk su içmekten başka...
Anamuhalefet Partisi Lideri işin hukuki boyutunu bilerek bu açıklamayı yaptıysa, 'ucuz' bir 'siyasi şov' ile karşı karşıyayız demek. Eğer işin hukuki boyutunun böyle olduğundan haberi yoksa, hukuk danışmanlarının yeterliliğini sorgulamasında yarar var.
İşin bir de siyasi boyutu var.
12 Eylül ihtilali nedeniyle ihtilalcilerin mi yoksa ülkeyi o zaman o hale getiren siyasetçilerin ve onlara alet olanların mı daha fazla sorumluluğu var? Bence ikincilerin. Ülkedeki hiç kimsenin can güvenliğinin bulunmadığı bir ortamda, devlet olmanın en önemli unsuru olan 'kamu düzenini' sağlayanları cezalandırmak meşru olur mu? Bunlar ayrıca şahsi bazı suçlar işlemişse o tabii ki ayrı.
İşin ilginci, o zaman sırf ideolojik nedenlerle hem karşıt görüştekilere hem de tarafsız insanlara yaşamlarını zindan eden militanlar şimdi nasıl da demokrat kesilmişler. Orta 1 öğrencisi olarak 'devrimci' olmayı 'havalı' bir şey zannederken, sınıfımızda elinde silahla ülkücü öğretmen kovalayan 'devrimcileri' gördükten sonra nasıl da hayal kırıklığına uğradığımı hatırlıyorum.
Daha da önemlisi, 12 Eylül ihtilalinden sonra yapılan Anayasa Referandumu'nda halk %96 kabul oyunu aslında 'İhtilale' verdi. Bence halk bu referandumla 12 Eylül ihtilalcilerini kendi vicdanında 'aklamış' ve bu 'defteri kapatmıştır'. Halkın o zaman kapattığı bu defteri tekrar açmanın ve neredeyse oy birliği ile meşrulaştırdığı bu ihtilali yeniden 'yargılamanın' hiçbir anlamı yok.
Yoksa siyasetçiler siyasi 'oyuncak' bulma sıkıntısı mı yaşamaya başladılar?!!