AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-06-28
Hatırlar mısınız bir zamanlar win-win lafı vardı? 2003 yılında kamuoyunu Annan Planı konusunda ikna etmeye çalışan hükümet, 'win-win' lafını ortaya atmış, 'kazan-kazan' lafıyla medyadaki havayı değiştirmişti.
Şimdi ise karşımızda 'lose-lose' senaryosu var. Her durumda tarafların ve bütünde Türkiye'nin kaybedeceği bir ortamdan söz ediyorum. Birileri anında 'Stop' tuşuna basmazsa, bu hayırsız kavga şaha kalkmak üzere olan Türkiye'yi hızla Fetret Devri'ne sokacak. Bu bir tahmin değil, görünen gerçek...
Söz ettiğim, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Fethullah Gülen Hareketi arasında olduğu iddia edilen örtülü mücadele ve bu mücadelenin her iki taraf (ve medya ve hükümet) üzerinde yarattığı uzun vadeli tahribat.
Cemaat ve TSK arasındaki inişli çıkışlı dinamiğin uzun uzadıya dökümüne gerek yok. 90'lı yıllarda Fethullah Gülen'in Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmasına neden olan bu karşıtlık, son yıllarda Hareket'in medya ve bürokrasideki etkinliği ve Türkiye'nin sınırlarını aşan lobi gücü sayesinde neredeyse 'eşitler arası bilek güreşi' haline geldi. Dinlemeler, iddianameler, sızmalar ve belgeler derken ordu, her kademede kendisine yönelik bir saldırı olduğu görüşünde. Ordudaki bu görüş, Ergenekon iddianamesi, illegal dinlemeler ve bunun TSK komuta kademesinin şekillendirilmesindeki rolü, Taraf gazetesi gibi askeri cenahın cemaatle özdeşleştirdiği yayın organlarının işlevi ve en son 'Fethullah Gülen ve AKP'yi Bitirme Planı' tartışmasıyla iyice pekişti. Zaten Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, selefi Yaşar Büyükanıt gibi çeşitli konuşmalarda açıkça 'cemaat' vurgusu yaparak bunu bizzat dışavurdu.
Bu savaşın neden durması lazım? Önce cemaat açısından değerlendirelim. Ruhani bir hareketin dünyevi boyutta organize olması, lobi yapması, taraftar toplamaya çalışması, hatta belli oranda kadrolaşma sevdasının olmasına diyecek sözüm yok. Bunlar legal zeminde ve şeffaf olduğu sürece demokratik haktır. Ancak Hareket'in son 5 yılda elde ettiği güç ve bu gücün yalnız özsavunma değil Türkiye'de olaylara şekil vermekte kullandığı algısı, yaygınlaşmıştır. Bugün toplumun bazı kesimlerinde cemaata karşı 90'lı yıllarda bile görmediğimiz bir tepki var. 90'lı yıllarda devletle başı derde giren harekete, merkez medya ve kanaat önderlerinde belli oranda sempati vardı. Bugünkü kutuplaşma atmosferinde ise, yalnız sempati değil nefret edenlerin sayısı da artmış durumda. (Türkan Saylan'ın cenazesinde on binlerce kişinin 'Tayyip Amerika'ya, Fethullah'ın yanına' diye slogan atması cemaat için tedirgin edici olmalı.) Laiklik hassasiyeti yüksek çevrelerin, cemaati Türkiye açısından bir 'tehdit' olarak algılaması, toplumsal barış ve hareketin uzun vadeli hedefleri açısından da bir artı değil.
Cemaatin milliyetçi damarının da farkındayım. Ordusu yıpratılan bir ülke, çıplaktır. Türkiye'nin temel direklerinden olan TSK'nın da bu ölçüde kuşatılmış hissedilmesi kimseye faydalı olamaz. Bu, coğrafyamızda ciddi bir güvenlik boşluğu demektir.
TSK neden kaybediyor? Genelkurmay Başkanı, iki gün önceki basın toplantısında dikkatli üslubuyla 'cemaat' lafını ağzına almayarak amacının karşı-atak değil 'Çekin elinizi üzerimizden!' mesajı vermek olduğunu hissettirdi. Bu önemli.
Ancak Şemdinli sürecinden beri yaşanan örtülü mücadelede en çok yara alanın TSK olduğu da ortada. Bunun iç politikadaki yansımaları ve kamuoyundaki imaj zedelenmesinin boyutları biliniyor. Ortada Başbuğ'un dediği gibi bir 'Psikolojik harekat' var.
Ancak bir de işin güvenlik boyutu var. Türkiye'de yaşananlar, tüm dünya tarafından takip ediliyor. Ve o dünya, Afganistan'dan Lübnan'a kadar Türkiye'yle özellikle terörle mücadelede sıkı işbirliği içinde. Bir NATO ordusu, kontr-espionaj faaliyetlerine, asimetrik savaşa, teknik takiplere ve dinlemelere karşı bu kadar savunmasızsa, Ortadoğu'da ciddi bir stratejik boşluk potansiyeli vardır. Eminim Türkiye'nin düşmanları, her gün Türk gazetelerini okuyup göbek atıyor. Sağında İran, solunda Yunanistan, biraz ötesinde Rusya olan ülkemizin ordusunda böyle bir demoralizasyon lüksü yoktur.
Durdurun bu çılgın savaşı lütfen! Zaman Türkiye için el sıkışma zamanı...