Karşınıza ilk çıkana sorun, bakalım kaç tane milletvekili ismi sayabiliyor?
Sonra ona kaç tane gazeteci ismi sayabileceÄŸini sorun...
Kamuoyu oluÅŸturmada, toplumları biçimlendirme ve yönlendirmede artık medyanın siyasetten açık açık rol çaldığı bir dönemdeyiz.
Siyasi ve bürokratik mekanizmaların karar süreçlerinin medya üzerinden ÅŸekillendiren halk iradesi ile zıtlaÅŸmaya baÅŸlayabileceÄŸinin sinyali dünyanın her yerinden gelmeye baÅŸladı.
Gazeteci, artık istesek de istemesek de, kategorik olarak karşı da çıksak, kabul de etsek, ülkelerin kimliklerinde ve geleceklerinde eskisinden daha aktif bir role sahip.
Elbette, her zaman medyanın 'haber verme' fonksiyonu yanında bir 'kamuoyu oluÅŸturma' fonksiyonu vardı ama, ÅŸimdi bu fonksiyon kitleler üzerinde yer yer siyasetçinin tesirini aÅŸan bir konuma ulaÅŸtı.
Kurumlar veya güçler arasında bir güven bunalımı, bir çatışma ortamı doÄŸduÄŸu zaman, gözler 'medyanın sözü'ne çevriliyor ve medya bir onay makamına dönüÅŸüyor.
Hatta, daha da ileri gidip, arabulucu bir ortam yaratma iÅŸlevini de üstlenebiliyor.
Teknolojinin hızlı ve önlenemez geliÅŸimiyle ÅŸekillenen medyanın bu yeni konumuna itirazlar çok anlamlı deÄŸil.
Ancak toplumun bütün renklerinin seslendirilmesine imkan tanıyan bu yeni ortam, koÅŸulsuz bir demokrasi vaat ederken; aynı zamanda yönlendirmelere de açık kimliÄŸiyle devletler açısından endiÅŸe oluÅŸturuyor.
Önlem olarak, otoriter yönetimler medyaları baskı altına alma, sınırlama yoluna gidiyor. BaÅŸarılı oldukları söylenemez.
Demokratik devletler ise; medya patronajlarının ve yönetimlerinin siyasi tercihleri ile ilgilenmiyor... Ancak, bu yönetimlere gazetecilik müktesebatlarının yönlendirmeleri eleyecek ve tuzaklara düÅŸmeyecek kadar yetkin olabilmesi için bilgilendirici destek veriyor.
Åžöyle de söyleyebiliriz...
Toplum üzerinde zaman zaman siyasetçilerden daha etkin olan gazetecilerin, sorumluluk duyguları henüz etkinlikleriyle doÄŸru orantılı artmış deÄŸil.
EÄŸitimleri de öyle.
Medya demokrasisi sürecinde ülkelerin zarar görmemesinin tek yolu sansürden deÄŸil; medya yöneticilerinin güvenilirliklerinden ve yetkinliklerinden geçiyor.
Bu ise, demokratik bir ortamda devletin tek başına düzenleyebileceÄŸi bir fonksiyon deÄŸil. Medya patronajlarının ve meslek örgütlerinin asli iÅŸlevlerine dönerek katkılarının aktif olması gereken bir süreç.
Siyaset ve kurumlara gelince...
Gazetecileri mesleki yeterlilikleriyle deÄŸil de; 'yandaÅŸ' veya 'karşıt' diye, siyasi görüÅŸüyle tefrik eden akreditasyon uygulamaları; medya demokrasisi çağında sorunun çözümüne katkıda bulunamıyor.
Aksine, gazetecilerin siyasallaşmasını besleyebiliyor.