Türkiye bazılarının iddia ettiÄŸi gibi daha muhafazakar, daha İslami bir ülkeye dönüÅŸmeyecek.
Askerlerin etkinliÄŸinin artacağı bir ülkeye de...
Bu topraklarda Müslümanlık her zaman yaÅŸayacak, Türk Silahlı Kuvvetleri de daima en saygın kurumların başında gelecek.
Bu çerçeve içinde biz 'daha demokrat bir ülke' olacağız, ona uygun kültürü adım adım geliÅŸtirerek, demokratik standartları yükselteceÄŸiz.
Bir yandan da 'Türkiye'ye özgü ÅŸartların', evrensel kriterlerle uyumu sorununu hep yaÅŸayacağız.
Kimse kızmasın, yadırgamasın, olumlu anlamda görmeye çalışsın, buradaki sistem biraz 'Türkiye'ye özgü' olacaktır.
Devleti yaÅŸatacak, rejimi güçlü kılacak, halkın da sahip çıkacağı bir 'Türk tipi demokrasi, Türk tipi laiklik' geliÅŸecektir. CoÄŸrafyamızın dayattığı zorunluluk gereÄŸi...
Evet, bizim dönüÅŸümümüz bu yönde olacak.
YaÅŸadıklarımız, o güzergahtaki birer sınavdan ibaret. Son belge krizi dahil. Devletin zirvesinde 'iyi bir kriz yönetimi' uyguluyorlar.
Bir yandan da kamuoyunda en küçük bir ÅŸüpheye yer kalmayacak biçimde adil yargılamanın tamamlanması ve gerçeklerin ortaya çıkması için mutabakat oluÅŸtu.
Küresel sistemin bu coÄŸrafyada Türkiye'den beklentileri de bu yönde.
Dünya konjonktürü, 'Türkiye'nin teokrasiye kaymasını da militarizme yönelmesini de' istemez, kabul etmez.
Hemen yanıbaşımızda İran'ın yaşadıklarına bakın...
Evet; Türkiye 'marjinallerin tasfiye edildiÄŸi, aşırı uçların törpülendiÄŸi' bir süreçten geçiyor. Elbette direnenler olacak. Bu direnç zaman zaman, potansiyel krizleri içinde barındıracak. O dönemlerdeki yönetim becerileri devletin zirvesindeki iliÅŸkilerin geleceÄŸini etkileyecek.
ÇATIÅžMA DEVLETLE TOPLUM ARASINDA DEĞİL
Devletle toplum arasında bir mücadele yaÅŸandığı görüÅŸü en çok kullanılan tezdir, ben katılmıyorum. Hayır; Türkiye'de devlet ve toplum arasında bir çatışma yok. Bu düÅŸünce yanlış bir algının ürünü. Toplumun yüzde 85'inden fazlası askeri her defasında en çok güvenilen kurum sıralamasında bir numaraya koyuyorsa orada bir çatışmadan bahsedilemez.
'Toplum askerine güvenir' ama 'onun siyasete müdahalesini istemez.'
Son dönem geliÅŸmeleri, 29 Mart öncesi dahil olmak üzere iÅŸte bu realitenin hayata geçirildiÄŸi bir sürecin adıydı.
Dünyayla senkronize bir ülkeyiz, yerküreyle entegre bir ekonomiye sahibiz.
Neyse ki ülkeyi büyük sistemin dışına atma gayretleri her defasında 'içeride devlet aklına', dışarıda 'küresel vizyona' çarpıp geri dönüyor.
Çatışma ve ayrıştırmayı amaçlayan bütün hamleler, tam tersine 'bütünleÅŸtirici etki' yapıyor.
Devlet sistemi, bu tip manipülasyonları doÄŸru okuma ve derin analiz etme yeteneÄŸini edindi. Siyaset kurumu tuzaklara düÅŸmüyor.
Eski metotlar iÅŸlemiyor. Toplum, kendi bünyesinde devlete yönelik kuÅŸkuların oluÅŸması ve tepki dalgası yaratılma gayretlerini boÅŸa düÅŸürüyor.
Son belge tartışmaları iyi bir örnek oldu...
Artık, o belgenin doÄŸru olup olmaması hiç önemli deÄŸil. Toplumun verdiÄŸi tepki, baÅŸka her türlü sonuçtan daha kıymetlidir. Her ne sonuç çıkarsa çıksın vahimdir ama bu noktada krizlerin üstesinden gelinebilecek olgunluÄŸa ulaşıldı. En azından bunu test etmiÅŸ olduk.
Marjinaller tasfiye olacak. Buna politika, TSK, Emniyet, cemaat, basın, her kurum dahildir.