AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-06-29
Yazar olmanın bana en zor gelen yanı, yazarın hayatında sadece keyif alarak okuma boyutunun ortadan kalkmak zorunda olmasıdır. Okuduğunuz her kitapta, her makalede yeni bir yazı için fikirler aramaya başladığınızda, bir süre sonra size sadece mutluluk verecek metinlerden uzaklaşıp yeni fikirler verme ihtimali olan yazılara yoğunlaşıyorsunuz.
Bunun kendi başına bir sakıncası yok tabii... Üstelik insanı besleyen bir ortam da bu ama insan öyle yaşamaktan bir süre sonra yorulabiliyor.
Sadece kendinizi düşünerek, egoistçe sadece mutluluk için kitap ve makale okumayı müthiş özleyebiliyorsunuz.
Ben o durumdayım işte...
Bu nedenle bir hafta kadar kitaplara, dergilere dokunmak, yazılar arasında mutluluk bulmak için çekiliyorum. Bu bir hafta boyunca yazı yazmayı hiç düşünmeme amacındayım.
Sadece okumakla geçirmeyeceğim vaktimi tabii ki yalan da söylemeyeyim.
Nedense son zamanlarda deniz kestanesi yeme fikrine takmış durumdayım. Yapabilirsem, başarabilirsem, kızarmış ekmek üzerine deniz kestanesi koydurarak deneyeceğim. Bir yerlerde okumuşumdur mutlaka, not almışım ama nerede okuduğumu yazmamışım. Bir de kobe bifteği yediğimden bu yana İstanbul'da birçok et lokantasında pek popüler olan New York stili biftek artık yiyemiyorum. Onun ne kadar ikinci sınıf olduğunun artık farkındayım. Okudum ki bir de omi bifteği varmış. O kadar yumuşakmış ki pişirecek şefin eti keserken eli fazla sıcak olsa dahi et eriyebiliyormuş. Bu omi bifteğine de taktım ama doğrusu onu bulabileceğimi zannetmiyorum.
O kadar yumuşak, yağsız ve sinirsiz etin sashimi stili yenmesi gerekiyor. Bunun için de bir ara Japonya'nın Shiga bölgesine gitmek lazım. İzinden sonra belki bu işin yapılabilirliği üzerine çalışırım.
'Millet kan ağlarken hiç yakışmıyor bunları yazmak' kontenjanından insanlara malzeme olması için yazdım bunları. Bu kadar lafı sadece bir hafta izinliyim demeye şıklık katıyor olmak için ekledim.