AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-06-29
Genelkurmay Askeri Savcılığı, 12 gün süren incelemesini tamamladı ve dünkü gazetelere de yansıdığı şekilde kamuoyunca 'AKP ve Gülen'i bitirme planı' olarak bilinen belgenin sahte olduğunu kesin bir dille açıkladı. İnceleme şimdi sivil savcılıkta ve asker haklı olarak bu belgenin nereden çıktığını, nasıl sızdırıldığını merak ediyor.
Ancak bu gelişme bile basındaki bazı kesimleri mutlu etmişe benzemiyor. İlk bakışta bile sahte olma ihtimali epey güçlü olan bu fotokopi belge sızdırıldığında TSK'yı infaz etmeye yeminli basın timleri devreye girmişti. Bu iştah hala kabarık. Herhangi bir temkine gerek duymadan belgenin doğru olduğunu varsayanlar, öyle görünüyor ki, yine suçu Genelkurmay'a atmak için çabalayacaklar.
Dünkü gazetelerde Genelkurmay'ın 'sahte' açıklamasının inandırıcı olmadığından tutun da sahte belge üzerinden yeni sorular üretenlere yine alıştığımız psikolojik harp korosunun sesi duyuluyordu.
Yayımladığı bu belgeyle
yalan habercilik siciline bir çentik daha atan Taraf gazetesi pozisyonunu koruyor. Yalanın doğru olduğunda ısrar
ediyorlar.
Oysa gazetenin yöneticisi Yasemin Çongar, geçen hafta bu belgenin sahte olabileceği ihtimaline değinmiş ve bunun Ergenekon'un çöküşü anlamına geleceğini belirtmişti.
Birbiri ardına yalanlanan belgelere bu sonuncusunun da eklenmesi kuşkusuz Ergenekon soruşturmasının kamuoyu gözündeki inandırıcılığını zedeleyecektir.
Ama ondan daha önemlisi, bu belgenin hakiki bir dönemeç olduğudur. Başından beri de söylemek istediğimiz budur: Bu belgeden sonra Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bu belge krizinin bize öğrettiği Ergenekon soruşturmasının amacından sapıp askerleri yıpratmaya yönelik bir psikolojik harp olduğudur. Bu yüzden de gerçek çıkması kadar sahte çıkmasının da çok vahim sonuçları var.
Daha ilk günden beri, Türkiye'nin Amerika-İsrail eksenine, 'Ilımlı İslam' projesine dönüşmesinin önündeki en büyük engel olan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak, itibarsızlaştırmak için bir tertip düzenlendiği belgelenmiş oldu.
TSK, Türkiye'nin özerk ve bağımsız yapısını savunuyor. Hatta yeni ittifak arayışları, dünyadaki güç dengelerinin değişimi bile askerlerce geçmiş yıllarda hesaplanmıştı. Amerika'nın çıkarlarına uymayan bu görüşlerini dillendiren, Türkiye'nin Rusya ve Çin'le yakınlaşmasını savunan paşalarsa Ergenekon kapsamında gözaltına alındı.
Bunun son adımı askere 'anti demokratik' imajının yapıştırılıp yıpratılmasıydı. Ancak plan tutmadı.
Şimdi artık açık açık bir 'sivil darbe'den söz edebiliriz...
Hani darbeyi sadece askerler yapardı?
Bu belgeyi düzenleyenler, sızdıranlar kim ve amaçları ne? Nasıl bir merkezden yönetiliyorlar ve hangi sistematik hareketin parçaları? Bir an önce açığa kavuşması gereken sorular bunlar.
İşin özünde Türkiye'yi yeniden tasarlama çabasının olduğu çok açık.
Bu da bir darbe, bir rejim değişikliği girişimidir... Bir sivil darbedir.
Bugünlerde 12 Eylül darbesinin mimarlarının yargılanma ihtimalinden söz ediliyor... Peki sivil darbe girişimcileri ne zaman bu ülkenin insanlarına hesap verecekler?
En ayrıcalıklı 20
Bir yandan Leonard Cohen'in 'Live in London' albümünü dinliyorum, bir yandan da seyahat programımı Açıkhava'da vereceği iki konsere göre yapıyorum. Daha önce iki ayrı şehirde iki kere izlemiş olmama rağmen kendi kentimdeki konserlerini de kaçırmayacağım Cohen'in. Eminim, bambaşka bir büyüsü olacak İstanbul'un Cohen üzerinde. Malum, yıllardır bekliyoruz onu.
Konser, Jazz Festivali kapsamında İKSV tarafından düzenleniyor. Ve Vakıf, belki de tarihinde ilk kez kendi çalışanlarına bile 'davetiye' vermiyor. Yani bu konseri araya ne kadar tanıdık sokarsanız sokun bedava izleme şansınız yok. Dahası, en pahalı ve en ucuz biletler anında satıldı.
Herkes ama herkes bilet alacak: Hepimiz böyle biliyorduk. Zaten ilk günden beri iyi yer kapmak için de büyük bir yarış sürüyor.
Öte yandan bugünlerde kenti kasıp kavuran bir Cohen konseri dedikodusu var... 'Bütün hayvanlar eşittir, ama bazıları daha eşittir' gibi bir mantığa çıkıyor bu dedikodu: Herkes biletle girecek konsere ama İKSV ayrıcalıklı 20 kişiye davetiye verecekmiş. Şimdi Cohen'i bedava izleyecek bu en elit kadro merak ediliyor.
Bu yazın galibi Ajda
YAZ şarkılarından bahsederken kişisel favorimi belirtmeyi ihmal ettim... Çeşme'de geleneksel olarak her yer 'karışık Türkçe albüm' alınır ve yaz bitene kadar dinlenir, tüketilir. Bu albümlerin Çeşme'deki adı 'Şekerpare'dir ve iyisini herkes hazırlayamaz. Bu yaz da gelenek değişmedi ama benim 'Şekerpare' CD'mde hiç durmadan dinleyip durduğum şarkı Göksel'in Ajda Pekkan cover'ı 'Baksana Talihe.'
Nostalji furyasından hiç hoşlanmam, Göksel'in eski şarkılardan oluşan albümünü de doğrusu çok merak etmiyorum ama 'Baksana Talihe'nin yapılmış en iyi Ajda Pekkan cover'larından bir olduğu ortada. Ajda Pekkan cover'ı furyasını başlatan Yeşim Salkım'ın 'Yeniden Başlasın'ı ve Deniz Seki'nin 'Dile Kolay'ı gibi...
Bu arada öyle ya da böyle bu yaz Ajda Pekkan yazı... 'Resim', 'Nikah', 'Baksana Talihe' derken bir DJ'in elinden çıkma 'Oyalama Beni' remix'i de her yerde çalınıyor... Ajda'da boş yok...