AKŞAM GAZETESİ | Bahri Havadır | 2009-06-30
Yıllarca hizmet vermiş futbolcularına dolaylı yoldan haber yolladılar:
- Hasan yeni sezonda seni kadroda düşünmüyoruz!
Tebessüm etti sadece... Yılların Galatasaraylısı sessiz kaldı. Bir süreliğine Karataş'a baba ocağına gitti, kafasını dinledi. O kadar röportaj yapmak isteyen oldu ki; hepsini reddetti. Çünkü yanlış anlaşılabilirdi, hem kendisi Galatasaray'ın aleyhine olabilecek hiçbir işe girişmezdi.
Haber geldi bir gün... Futbolcuların kalan alacakları banka hesaplarına yatırılmıştı. Hasan da yokladı hesabını, uzun süredir ödenmeyen bir alacağı vardı. Ancak hesabında para yoktu. Yine sustu!
Geçen akşam Kuruçeşme adasında kulübün tercümanlarından Cenk Ergün'ün düğünü vardı. Hasan Şaş çok sevdiği Cenk'in düğününe katılmadan edemedi.
Orada Futbol Şube Sorumlusu Haldun Üstünel'i gördü... İçini kemiren soruyu sonunda sordu... 'Herkesin alacağı hesabına yatırılmış, benimki neden yok?' dedi. Sakindi. Deseler ki, 'Hasan senin paranı bir yıl sonra vereceğiz' ya da 'Hasancığım biraz zor durumdayız, bize zaman tanı...' Hiçbir şey yapmaz, kimselerle konuşmaz, yine beklerdi. Ama öyle bir yanıt aldı ki, çıldırdı. Üstünel, 'Hasan, senin alacakların için Futbol Federasyonu aracılığı ile UEFA'ya başvurduğunu duyduk. Biz de onun için yatırmadık' dedi.
Dondu kaldı Hasan.
'Pes artık' dedi, kontrolü kaybetmişti: 'Nasıl inandınız böyle şeylere! Kim söyledi bunu! Beni tanımıyor musunuz? Ne zaman yaptım böyle bir şey. İnsan sormaz mı bir telefon açıp? Federasyona sormaz mı? Ben bunu yapacak adam değilim. Bu şekilde davranılacak adam da değilim.'
Kafasından aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki Hasan'ın.
O hışımda adadan ayrılmak istedi.
Bizim Lig TV'den Can (İpekçi) yanına yaklaştı:
- Kaptan, kısa bir röportaj yapabilir miyiz?
- Kusura bakma Can! Sinirlerim tepemde! Bir an önce buradan gitmek istiyorum.
Gitti de...
Hasan Şaş, alacağı nedeniyle başvurmamıştı hiçbir yere... Zaten bir gün sonra kulüp de internet sitesinden iddiayı yalanlamıştı. Ama olan Hasan'a olmuştu yine... Yok şikayet etmiş, yok kulübü icraya vermiş!
Sokaktaki bir insan inanabilir böyle bir iddiaya da... Kulüptekiler nasıl inandı, şaşkınlığım bundan benim.
Yönetimin en sıkıntılı anlarında, paraların ödenmediği sıralarda sıkışan gençlere para yardımı yapardı Hasan; 'Sakın kulübünüz hakkında konuşmayın' diye tembih ederdi bir de...
Peki bunu bilmiyor mu yöneticiler.
Nasıl kandılar bu karalamaya...
Bir kez daha ayıp ettiler Hasan'a.
Demek ki sadece bir boza markasıymış vefa! İnsanlarda kalmamış!
Polat'ın ilginç açıklaması
Habertürk'te çıktı ilk haber... 'Galatasaray İsviçreli golcü Aleksander Frei'yi alacak' diye...
Sonra olmadı. Aslında bir girişim vardı. Habertürk de gazeteciliğini yapmıştı.
Ama sonradan yatmıştı iş.
Neden olmamıştı? Başkan Adnan Polat, Kuruçeşme'de Cenk'in düğününde anlattı:
'Bazı futbolcular, isminin medyada çıkmasından rahatsız olurlar... Frei de çok uzun zamandır uğraştığımız, sonuna getirdiğimiz bir oyuncuydu ama haber çıktı iş yattı... Yazmasaydınız iş oluyordu...'
İlginç... İsviçre vatandaşı olan, Borussia Dortmund'da oynayan bir futbolcu, burada çıkan Habertürk'te kendi ismini görüyor ve 'Aaaa... Adım medyada çıkmış. Ben de gelmiyorum' diyor. Paraları elinin tersiyle itiyor.
Prensip diye buna derim ben!
Neyse... Diyelim ki Polat'ın dediği doğru... Adam sahiden de takık kendisiyle ilgili haber çıkmasına! Ee, o zaman bu haberi kim sızdırdı onu bulsanıza...
Hakikaten enteresan yani... Kimbilir Frei rüyası neden bitti?
Sarp mı, Topuz mu?
Neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Maliyeti 15-16 milyon Euroyu bulan Mehmet Topuz mu yoksa sıfır bonservisle, yılda 400-450 bin dolar alacak olan Mustafa Sarp mı daha yararlı olacak?
Tartışmasız ikisi de iyi futbolcu ama, Mehmet Topuz'dan Fenerbahçe taraftarının beklentisi çok arttı... Artırıldı aslında.
Biz zaten toplum olarak sabırsız insanlarız. Mehmet Topuz'un Kayseri'de sahaya çıkarken üzerindeki rahatlığı, Şükrü Saracoğlu'nda görmesi mümkün değil... Daha gergin olacağı kesin...
Maliyeti düşük bir oyuncu olan Sarp'tan beklenti, Mehmet Topuz kadar yüksek değil... Dolayısıyla Sarp'ın Topuz'a oranla daha rahat olduğunu söyleyebilirim...
Dileğim ikisinin de iyi futbol oynaması, takımlarına katkı sağlamasıdır... Ama Mustafa Sarp'ın, Mehmet Topuz'a oranla stressiz bir sezon geçireceğini görüyorum.
'Sercan'a paramız yetmez!'
Fenerbahçe'den sonra Galatasaray da Bursasporlu Sercan için girişimde bulundu...
İki başkan Adnan Polat ve İbrahim Yazıcı gece yarısı Akmerkez'de buluşup pazarlık yaptılar ama sonuca gidemediler...
Peki niye olmadı? Meraklı tipler, başkan Adnan Polat ve Adnan Sezgin'in etrafını sarmışlar, ardı ardına soruyorlardı? Sercan acaba neden Galatasaray'a gelmedi? Çok mu para istediler? Bu parayı değer mi vs.vs...?
Polat az ve öz konuştu:
'Bizim Galatasaray olarak Sercan'a paramız yetmez... Çok para istediler çok... O paraları verirsek, evin yolunu bulamayız...'
G. Saray taraftarına açık mektup
Galatasaraylılar... Eyy taraftarlar... Biliyorum, her şeyi istiyorsunuz.
- Yıldız oyuncular transfer edilmeli,
- Müthiş bir teknik direktör gelmeli,
- Olağanüstü bir stadımız olmalı,
- Biletlerde indirime gidilmeli,
- Storlardaki forma fiyatları indirilmeli, hatta bedava verilmeli...
- Takımımız her maçta rakip takımlara en az üç fark atmalı,
Daha neler neler...
Haklısınız! Her kulübün taraftarları bunları ister.
İster de... İsteyen adam biraz da 'Bana ne görev düşüyor acaba' der.
'Ben de kulübüme bir katkıda bulunabilir miyim!' diye araştırır insan önce...
GSMobile 13 binlerde daha... Fenerbahçe 25 bini buldu.
Kombinelere ilgi yok.
Seyrantepe'deki stattan yerinizi ayırttınız mı!
Galatasaray ürünlerinden hiç aldınız mı?
Yok yok yok.
İstemeye gelince... İste iste iste!
'Bize Ronaldinho yakışır canım!'
'Yuh olsun! Başkan Deco'yu alamamış!'
Daha neler neler.
Fenerbahçe taraftarlarının kulübüne katkıda bulunmak için ürünlere gösterdiği büyük ilgi, Fenercell satışları tur bindirmiş Galatasaray'a...
İsteyenler... Hadi bunlar için de yarışsanıza Fenerbahçelilerle. Ne duruyorsunuz?
Yoksa sadece iki bilet alıp bağırmakla bu işler olmuyor...
Isveç'ten mesaj var
İsveç, Stockholm'den yazan Ortopedi konusunda uzman olan Prof. Dr. İbrahim Turan'dan önemli bir mektup aldım... Her cümlesi, her anlattığı önemli mesajlar içeren mektubu paylaşmak istiyorum...
Sayın Havadır;
Türkiyede spor hekimliği ile uğraşan çok değerli arkadaşlar var, onları rahatsız etmeyecek şekilde yazıyı kullanırsanız sevinirim.
Futbolcuların en verimli çağları 18-30 yaş arasıdır. Büyük paralarla transfer edilen gençlerin kulüpte eğitimden geçirilip, yol gösterilmesi, psikolojik yapılarının sağlamlaştırılması, genel kültürlerinin artırılması lazım..
Romalılar zamanında Gladyatörlerin Colosseum'daki mücadelesi ile şimdiki fotbol maçları arasında büyük benzerlik var. Fizik, teknik ve psikiyatrik bakımdan kuvvetli olan kazanır. En ufak hata eskiden gladyatörlerin hayatlarına mal oluyordu, simdi de ufak bir hata iyi hazırlanmamış futbolcuların futbol hayatını sona erdirecek kazalara neden olabilir. Bunların önlenmesi için neler gerekli;
- Her futbolcuyu kabiliyet ve fiziki yapısına göre en yüksek kapasiteye çıkaran antrenman ve eğitimden geçirip, o seviyede tutmak gerekir.
- Futbolcular en çok ortopedik kazalara uğramakta. Onun için iyi bir ortopedi doktoru her maçta yanlarında olmalı. İgiltere'de takım doktorları için özel kurslar var. Bu kurslardan geçip diploma alanlar, kulüp doktoru olabiliyor. Bilmiyorum Türkiye'de böyle kurs var mı. Yoksa büyük kulüplerin kendi doktorlarını böyle kurslara göndermelerini tavsiye ederim.
- Futbolcuların daha ciddi yaralanmalarında ya yurtiçinde veya yurtdışında tedaviyi en iyi ve en çabuk bir şekilde yapacak iyi bir ekiple anlaşmış olmak lazım. Türkiye'deki büyük kulüplere, hepsine hitap edebilecek bir sağlık ekibi kurulabilir.
- Ameliyattan sonra, fizik tedavi, rehabilitasyon ekibi gerekli.
- En modern ortopedik cihazların el altında olması lazım. Modern gelişmelerin takip edilmesi şart.
- Büyük kulüplerin stadlarında ameliyathaneli kliniklerinin olması lazım
- Büyük kulüpler bedava diye bazı hastanelere bağımlı kalmamalı. En iyi ve modern tedaviyi kim veriyorsa orası seçilmeli...
İşlerinizde başarılar dilerim.