AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2009-06-30
Krizle birlikte gelişmiş dünya ekonomilerinde kamu yararının korunmasına dönük çabalar; daha çok şeffaflığın sağlanması, risk yönetimi, denetim ve gözetim mekanizmalarında kalitenin artırılması üzerine yoğunlaşmış bulunuyor. Bizde ise bunlara ilave olarak ciddi bir kayıtdışılık sorunu yaşanmaktadır. Dolayısıyla, vergi oranlarında yapılan indirim sadece talebi canlandırdığı için değil, aynı zamanda kayıtdışılığı azaltmaya etki ettiği için de vergi gelirlerini artırmaktadır.
Bu nedenle vergi indirimi paketi açıklandığında bunun olumlu bir adım olduğunu söylemiş fakat kapsamın yetersiz ve sürenin kısa tutulduğunu yazmıştım. Daha sonra hükümet indirim oranlarını bir miktar düşürerek süreyi uzattı. Uygulama sonuçları indirimli vergi oranları nedeniyle vergi gelirlerinin düşmediğini, aksine arttığını gösteriyor. Buna rağmen, hükümet vergi oranlarında indirim kararı almakta gösterdiği temkinli tavrı sürdürmeye devam etmektedir.
Ocak-Mayıs döneminde 20 milyar 683 milyon lira açık veren bütçenin iktidarı bu temkinli tavrı göstermeye zorladığını anlıyorum. Zira hükümetlerin siyasi kaygıları olur. Büyük bütçe açıklarından korkarlar ve vergi gelirini azaltacak her tür politikadan kaçınırlar. Ancak vergilerin önemli bir kısmını harcamalar üzerinden alan bir yapıda, vergi indirimlerinin bütçe açığını büyüteceğini ileri sürmek bence yersiz. Örneğin tapu harçları yüzde 67 indirildiği halde aylık tapu harcı geliri sadece yüzde 41 düştü. Yine 2008 Ocak-Mayıs döneminde dahilde alınan KDV tutarı 7 milyar 80 milyon lira iken, 2009 yılının aynı döneminde küresel krize rağmen dahilde alınan KDV tutarı 7 milyar 880 milyon liraya kadar yükselmiştir. Demek ki vergi indirimleri korkulanın aksine vergi hasılatını düşürmemiş tersine arttırmıştır.
Krizle birlikte ithalde alınan KDV tahsilatıyla bütçeyi destekleme imkanı da ortadan kalkmış bulunmaktadır. Çünkü yaptığımız ihracat önemli ölçüde, ithal hammaddenin ve ara malının işlenip dışarıya satılması şeklinde cereyan ediyordu. Doların ucuz olmasını ve bol kredi imkanlarının bulunmasını fırsat bilen reel sektör, dışarıdan finansmanla aldığı ithal girdileri işleyerek daha çok Avrupa ülkelerine ihraç etmekte idi. Bu nedenle ihracatımız ithalat ile birlikte hareket ediyordu. İthalde alınan KDV tahsilatını artıran da bu süreçti. Bu süreç ayrıca reel sektörün büyük çaplı ve bazen önemli bir risk faktörü olarak dillendirilen dış borcunun da kaynağıydı. Fakat artık ne dolar ucuzdur, ne de eskisi gibi açık kredi muslukları bulunmaktadır. En büyük ihracat müşterimiz olan Avrupa ülkelerinde ise kriz ağırlığını devam ettirmektedir.
Eğer ihracata dayalı bir büyüme modelini sürdürmek istiyorsak dış ticaret politikamızda yapısal dönüşümlerin hayata geçirilmesi elzem hale gelmiştir. İthal ara malların yerine yerli ara malların kullanılması ve yeni pazar arayışları önümüzdeki yıllarda bir seçenekten çok bir zorunluluk gibi duruyor. Ancak dünya ekonomisi topyekun daralıyorken öncelikle iç talebi canlandıracak girişimleri etkili olarak devreye sokmalıyız. Bunların başında da vergi oranlarında indirime gitmek bulunuyor. Bunu kısmen yaptık. Daha zor olanı ise, iç pazarda ekonomik faaliyetleri canlandırırken vergi tabanını da genişletebilmektir. Bu noktada Sayın Şükrü Kızılot'un dile getirdiği alışveriş fişlerine ikramiye verilmesi, yani piyango teşviki faydalı olabilir. Ancak alışveriş fişlerine kazı kazan gibi ikramiye verilmesinin, kumarı çağrıştırması nedeniyle, iktidarca benimseneceğine pek ihtimal vermiyorum...