AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-06-30

kategori2

İran'ın komşusu Irak

İran'da olup biten her şey öncelikle komşusu Irak'ı ve dolaysıyla bu ülke  ile ilgili  tüm bölgesel ve uluslararası ülke ve güçleri ilgilendiriyor. Çünkü Şiilerin iktidarda olduğu ikinci ülke olan Irak, Amerikan işgali altında. Lübnan'daki İran destekli  Şiiler yani Hizbullah Amerikan destekli İsrail için büyük tehlike kabul edilirken, İran destekli Irak'lı Şii parti ve güçler ise Amerikan desteği ile Bağdat'ı yönetiyor.

Garip olan bu işin bir de ideolojik boyutu var.
Çünkü Başbakan Maliki'nin lideri olduğu El-Dava partisi başta  olmak üzere tüm Şii parti ve gruplar İran'ın siyasi ve ideolojik etkisi altındayken İranlılar da Irak'ın en önemli dini lideri İran kökenli Sistani'nin söylem ve tutumunu yakından izler. Sistani ise yalnız İran ve Iraklı Şiiler açısından değil dünya Şiileri açısından da çok önemli ve sözü dinlenen dini bir lider. Sistani'nin Necef'te oturması ise onu İranlı dini liderler karşısında daha avantajlı bir duruma getiriyor ve İran kökenli olmasına karşın Arap Şiilerin desteğini sağlıyor. Çünkü Şiiler arasında derinden ve sessiz bir Necef-Kum çekişmesi yaşanıyor ve doğal olarak bu tartışma İran'da yaşanan son dönem gelişmeleri dolaylı-dolaysız ekiliyor ve etkileyecektir.
Örneğin Arap milliyetçisi Şiiler ABD destekli Suudilerin de kışkırtması ile son İran olaylarını da bahane ederek 'Acem Şiilere'' yüklenmekte ve Körfez ülkelerindeki Şii'lere 'bakın Acemler birbirine düştü' diyerek onları İran etkisinden uzaklaştırmaya çalışıyor.  Özetle İran'ın geleceği bu sessiz çekişmenin de kaderini belirleyecek bu ise orta ve uzun vadede Irak'ın iç ve dış politikalarını yakından etkileyecektir.

Örneğin güçlü bir Şii İran desteğinden yoksun Maliki ve yandaşlarının hükümeti Kürtler karşısında daha zayıf olacak.
Her zaman güçlü bir İran'ın hesabını yapan Iraklı Kürtler ise iç sorunları ile boğuşan ve Bağdat Şiileri ile meşgul olamayan Tahran'ın ilgi ve desteğinden yoksun Şii Maliki ve yandaşları karşısında daha güçlü olacaklarını düşünür. Böyle bir durum  Amerikan desteğinin artmasıyla  Kürtleri cesaretlendirir ve Bağdat ve hatta Ankara ile pazarlıklarında daha katı davranmaya iter.
İşte size bir örnek:
Haziran başında Bağdat ile petrol konusunda anlaşan ve Türk firması Genel Enerji'in çıkardığı petrolü Kerkük - Ceyhan boru hattı üzerinden ihraç etmeye başlayan Erbil'deki Kürt parlamentosu geçen hafta yeni Kürdistan anayasasını onayladı. 25 Temmuz'da referanduma sunulacak anayasada Kerkük, Musul'un beş ilçesi ile iki beldesi ve Diyala'nın iki ilçesi Kürdistan sınırları içinde  gösteriliyor. Bununla da yetinmeyen Erbil hükümeti, Merkezi hükümetin uluslararası ihaleye çıkardığı ve aralarında Kerkük bölgesinin iki sahasının bulunduğu 6 yeni petrol sahasına da itiraz etti.
Özetle Erbil hükümeti ile merkezi Şii hükümeti arasında anlaşmazlıklar ve dolaysıyla gerginlikler bir türlü bitmiyor.
Önceki anayasadan farklı olarak bu yeni anayasa taslağında Sevr'e atıfta bulunmayan Kürtler kuşkusuz  bölgesel ve uluslararası dengeleri kollayarak politika yapıyor. İşte bu nedenle İran'daki gelişmeler öncelikle Irak ve Irak'tan dolayı Türkiye için çok önemlidir.
Yoksa Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 22-23 Haziran için kararlaştırılan Irak gezisini son  anda iptal etmezdi.
Davutoğlu'nın bu gezisi doğal olarak bazılarını rahatsız etmişti.
Bağdat, Erbil, Basra, Musul, Kerkük ve Sitani'nin yaşadığı Necef'i kapsaması planlanan bu geziden bir gün önce Kerkük'te bomba yüklü araç patlatıldı ve 80 kişi öldü.
Yani birileri Davutoğlu'nın Irak ziyaretinden ve Türkiye'nin Irak ve bölge açılımlarından rahatsız olmuştu.
İnanıyorum ki; İran ile ilgili son dönem haber, yorum ve TV programlarını izleyenler, Türkiye içinde ve dışında kimlerin rahatsız hatta tedirgin olduğunu çok kolay tesbit etmiştir.