AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-07-02
Türkiye zor günler yaşıyor. Kargaşa ufkumuzu sarmış. İktidarı ve belli bir cemaati irtica ile suçlayıp, onları yok etmeye yönelik bir belge bulunduğu söyleniyor. Belge ordu içinden bir grup tarafından hazırlanan bir planın belgesiymiş. Ordu daha önce de yaptığı gibi, demokrasiye, özgürlüklere müdahale etmekte imiş. İktidar, bulunduğu söylenen belgeyi nedense yeterince incelemeden hemen yargıya gitmeyi seçiyor. Ordunun hükümete, hükümetin orduya güveni yok görüntüsü verilmeye çalışılıyor.
Bu ülkede Atatürk'ü, Cumhuriyet'i kuran kadroyu sevmeyen, askeri din düşmanı gören bir zihniyet cumhuriyetin başından beri varlığını sürdürüyor. Yine Cumhuriyet'in başından beri irtica tehdidi duyan bir kesimin içine yerleştiriliyor ordu.
Sorunu çok duygusal, yıllardır alışılmış düşünme kalıpları içinde görerek anlama ve çözüme götürme şansımız yok. Orduya sürekli saldırarak 'özgürlüğün' sağlanacağını sanmak bir yanılgıdır. Bu saldırılar zaman içinde giderek kabalaşıp, hakaret sınırlarını da aşarak, küfüre dönüşmekte.
Bu kavgada kültürümüzün hangi değerlerini, tavırlarını görmezden geliyoruz? Öncelikle, neden iki 'taraf', ordu ve karşıtları, birbirini gerektiği gibi, yeterince dinlemiyor? Ordunun irticayı algılayışında, irtica taraflısı olduğu söylenen tarafın orduyu algılayışında birbirlerini anlamayı engelleyen ne gibi noktalar vardır? Ben büyük ölçüde bu ülkede bizi bir vatandaş kılan değerlerde ortaklık olduğunu düşünüyorum. Sahip olduğumuz bu değerler, yüzlerce yıllık geçmişimizin köklerinden besleniyor. Ordu bu ülkenin ordusu, Mehmetçik bu ülkenin insanıdır. Bu noktayı göremediğimiz zaman hiss-i selimimizi kaybetmiş oluruz. Nedir hiss-i selim? Sağlam ve insanı yanıltmayan duygu. Bu duyguyu yaşayabilen kalbe, eskiler, kalb-i selim derlerdi. Sağlam, güvenilir, özürlerinden olabildiğince arınmış kalp.
Ülkemizde çatışan gruplar birbirini dinlemiyor. Dünya görüşleri, yaşam beklentileri, çıkarları farklı olduğu için çatışıyor görüntüsü verebilirler. Oysa bu çatışma birbirlerini gerektiği gibi, yeterince dinlemeden gerçekleştiği için, ülkemizin geleceğini hazırlamakta sağlıklı bir çatışma değil. Sağlıklı çatışma, sağlıklı bir iletişimin ardından gelen çatışmadır. Kalb-i selim sahibi olanların hiss-i selimleriyle yaşanır.
Oysa düşman taraflar akl-ı selimlerini yitirebiliyorlar. Değer yaşadıklarını unutuyorlar. Kendilerini güvensiz, tehdit altında hissettikleri için saldırganlaşıyorlar. Sanırım, ülkemizde siyasetle uğraşanların ağır iletişim sorunları var. Öfke ile kürsüye çıkıp, saldırılarla yapılan konuşmalarla meram sağlıklı biçimde nasıl anlatılır? Demokrasiye bir müdahale varsa, nedendir? Bu nasıl bir demokrasidir ki sık sık müdahale görür? Karşı tarafa saldırmadan önce, 'ben ne yapıyorum ki bunlar başıma geliyor?' sorusunu neden sormayız? Bir iç muhasebe neden gerçekleşmez siyasetçilerimizde? Neden hemen saldırıya geçilir, 'bakın görüyor musunuz bizi yok etmek istiyorlar' denir? Neden bizden rahatsız olanları dinlemek istemeyiz? 'Arkadaş derdin ne? Nedir şikayetin? Nedir bizde rahatsız olduğunu söylediğin özellikler?' diye sormayız?
Önce akl-ı selim. Hiss-i selime götürecek akl-ı selim. Bunun için kalbimizi yardıma çağıracağız: Kalb-i selim. Sağlam kalp. Sağlam kalp dolduruşa gelmeyen kalptir. Öfkelenip saldırmayan, kabalaşmayan kalptir. Yanlışlar, öncelikle iletişimle çözülür. Bu ülkede hukuk da yara almıştır, birçok nedenin yanında, sorunu yeterince anlayamayan, hukukun mantıksal işleyişini gerçekleştiremeyip, iletişim sıkıntısı çeken hukukla ilgili insanımızın da bunda etkili olduğunu söyleyebiliriz.
Demokrasi ve özgürlük zevk-i selim insanların başarısıdır. Elbette bu da akl-ı selim sahibi insanlarla başlar. Demokrasiye müdahale varsa elbette yasalar uygulanır. Soru şudur: Demokrasiye sahip miyiz? Şu an ülkemizde demokrasi var mı? Yoksa olmayan bir şeye müdahale olur mu? 'Kurmak istiyoruz, bunun için müdahale istemiyoruz' diyebilirsiniz. Peki, bu ülkede demokrasinin tek düşmanı ordu mudur? Ordunun geçmişte müdahaleleri demokrasiye müdahale miydi? Burada her türlü müdahalenin demokrasiye aykırı olduğunu savunabilirsiniz. Demek ordu müdahale etmese bu ülkede demokrasi olacaktı, öyle mi?
Kendimizi tanımıyoruz. Duygusalız. Dolduruşa geliyoruz. Ordu da, ona bu ülkeye zarar verecek biçimde ona düşman olanlar da akl-ı selimini korumalıdır. Ben ordumuza hep güvendim. Güveniyorum. Demokrasiyi koruyacaktır o. Bu koruma, görevleri arasındadır. Benim önerim, ondan şikayetçi olanları dinlemeye hazır olmasıdır.
Akl-ı selim, iletişime açıklıkla, kendine güvenle başlar. Bu ülke hepimizin, bu duygu kalbimizdeki mührü çözer, kalb-i selimle yaklaşırız çatıştığımız insanlara. Bizi insan kılan yüksek değerler böyle yaşanır. Değer yaşayamayan, karşısındakini sürekli olarak kötü gören, zevk-i selim sahibi olamamış insanlar, 'dışarıdan' hiçbir müdahale olmasa da, kendi iç dünyalarından gelen müdahalelerin engeli yüzünden, hiçbir zaman özgür olamaz, hiçbir zaman demokrasiyi yaşayamaz.