AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-07-02
Kültür Bakanımız'ın Boğaz'daki okulları, devlete ait misafirhaneleri otel yapma niyeti varmış. Galiba kültürümüzü, pragmatik kafalı insanlar olarak turizmle tanıtmak istiyoruz. Nerede güzel, tarihi bina varsa 'yararlı' hale getirip turistlere servis etmelidir diye düşünüyoruz. Turistlere eğlence olarak sunulup tennureler giydirilerek sema yaptırılan insanımız mı kültürümüzün derinliklerini sunacaktır turistlere? (Konya'daki törenleri kastetmiyorum!) Galiba Avrupa Birliği'ne girme atılımlarından biri de kültürümüzü turistik hale getirmek? Turistik rakı, turistik şiş kebap, turistik fes, pala bıyıklı delikanlılarımızın kılıç kalkan eşliğinde turist karşılamaları, turistik Yunus Emre, turistik Mevlana... Kültürümün dünyaya, turizmin yardımıyla açılmasının ne ince, ne derin, ne ince yolu! Lütfen kültürümüzdeki derinlikleri turistik sığlıklara terk etmeyelim.
Kuleli Askeri Lisesi Boğaz'ı gezeni hep büyülemiştir. Uzaktan bakılınca, gece ışıklar içindeki hali Anadolu insanın acılar, sevinçlerle donanmış düşlerinden kopup gelmiş gibidir. Yakınına geldiğinizde, önündeki camisi, kucakladığı Vaniköy ve Çengelköy ile binanın kendine özgü derinliklerle dolu tarihsel gizleri olduğunu düşünmeye başlarsınız. Bu binayla söyleşebilmek, ardındaki ağaçlarla yükselen bahçelerinin size anlatabileceği öyküleri duyabilmek, geçmişimizi kuşatan yoğun anlam dünyasına girmekle olanaklıdır.
Binaların da iç dünyaları, o dünyaları dile getirmeye çabaladıkları mimar” yapıları vardır. On yaşımdan beri duyarım bu yapının türküsünü. Babam öğretmendi orada. Onunla çocuk yüreğimin heyecanıyla dolaşırdım koridorlarında. İlkokulu bitirdiğim 1959 yılında babam gibi yüzbaşı olan rahmetli Şefik Can, Selimiye Askeri Orta Okulu giriş sınavında beni Türkçe'den imtihan etmişti. Onun derin, yumuşak yüzünü unutamam. Soyadımın anlamını sormuştu. Galiba bilememiştim. İnam Arapça okunuşuyla 'in'am' nimet verme, ihsanda bulunma demekmiş, Türkçe'de ise itimat, emniyet, güven anlamlarına geliyormuş. Şefik Hocam, yıllar sonra Mevlana'yı onun dilinden ve yorumundan okuduğum bu yüce kişi bana, verdiği bu bilgiyle bu binada, bu yüzyılı aşan geçmişi içinde nice askerlere kışlalık etmiş, nice hastalara hastane olarak kucağını açmış bu binada, nimetle güveninin bir arada olabileceğini fısıldıyordu kulağıma. Gerek Selimiye Askeri Ortaokulu'nda gerekse çok kısa bir sürede olsa Kuleli Askeri Lisesi'nde aldığım eğitimin niteliğini sonradan devam ettiğim Haydarpaşa Lisesi'ndeki eğitimle karşılaştırınca değerlendirebildim. Çok çok iyiydi. O zamanların Haydarpaşa Lisesi'nde değerli öğretmenlerim oldu hep, ama bir asker olarak aldıklarım olmasa çok eksik olurdum.
On beş yaşında bahçelerinde şiirler yazdım. Bandosunda çalarmış gibi yaptığım klarnetimle yürüdüm. Kuleli'de yıllar sonra okuyup üzerinde düşüneceğim Heidegger'in dörtlüsünü keşfetmiştim bile: 1. Bu okulda yeryüzü vardı. Ülkemin topakları, Boğazın beni düşüncelere salan suları, vatanım vardı. 2. Bu okulda, bu binada gökyüzü vardı. Gökyüzünü o yaşlı ağaçlarının yapraklarından, Boğaz'a yansıyan bulutlarıyla gördüm. Duvarlarında gördüm gökyüzünü. Kulelerinden gördüm. Meçhul sevgilime gözyaşlarımla yazdığım mektuplarımda seyre daldım gökyüzünü.(Sınıf subayım birini yakalayıp yırtmıştı!) Gökyüzünden kainata uzanan Kuleli'yi gördüm. Yıldızların altında tarihini, yetiştirdiği değerleri sessiz bir gururla taşıyan okulumu gördüm. Türkiye'min geleceğine açılan gökyüzünü gördüm onda. 3. Kuleli'de ölümsüzler vardı. Yüzyıllar ötesinden gelen kültürümün ölümsüz değerleri vardı. Bilgi arayışı, ölümsüz bilme aşkı, bitimsiz insan sevgisi vardı. Vatan sevgisi, insandaki sonsuzluğa duyulan saygı vardı. Şimdilerde otel yapılmaya çalışılan bu okulda, gözümü kamaştıran gökyüzünde ölümsüz olan insan var oluşunu gördüm. 4.Okulumda ölümlüleri gördüm. Kendimi. On beş yaşında. Kendini arayan, dostlarını arayan, Türkiye'yi arayan, Cumhuriyet'in değerlerinin taşıyıcısı olan benim gibi ölümlü arkadaşlarımı. Yıkılıp değişecek duvarları, yeniden düzenlenecek bahçeyi, bu vatan için savaşta ölerek ölümsüzlüğü yaşatacak kardeşlerimi gördüm.
Çoğulcu bakışa saygı duyan kültür ('turizm'i, katmıyorum) Bakanımız'ın lütfedip bu okulu ziyaret etmesini diliyorum. Komutanından öğrencisine kadar, Anadolu'nun renklerini taşıyan etkinlikleri içinde nasıl bir eğitim süreci yaşandığını görebilir. Bilim ve sanat, mimariyle verilir. Bu bilge bina, çevresiyle; vatan sevgisiyle dolu, ince duyup, derin düşünebilen, geniş bilgilerle donanmış, eleştirel duyarlığa sahip yarının genç subaylarının yetişmesinde önemli bir rol oynayacaktır.
Sayın Bakan'ın bu okuldaki gökyüzünün ve ölümsüzlüğün üstünü örtmeye kalkmayacağını umuyorum.