AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-07-02
Ülkem çalkalanıyor. İçindeki ve dışındaki kuvvetler arasında sürekli bir mücadele var. Bu doğal. Hayatın kendisi böyle bir çatışmalardan oluşuyor. Ülkemizin var oluşuna can verecek kavgalara mı tanık oluyoruz şu günlerde? Örneğin, sürekli olarak söylendiği gibi Türkiye özgürleşiyor, yıllardır üzerinde etkili olan baskılardan arınıyor mu? Askerle iktidar, iktidarla muhalefet, bütün bunlarla medyayı kullanan güç odakları arasında göründüğü söylenen çekişme Türkiye'nin özgürleşmekte olduğunu mu gösteriyor?
Türkiye'de siyasetin üzerinden ordunun etkisini kaldırdığımızda siyaset özgürleşecek, öyle mi? Siyasetçilerin kafalarının içi özgür mü ki dışta görünen baskılar kalkınca siyaset özgürleşsin? Kendi dünya görüşlerine uygun bir ülke yaratılmak isteniyor ve özgürlük kavramı buna araç yapılıyor. Kendi planladıkları dünyada yaşamak özgürlüktür, onlara göre. Peki, bu nasıl demokrasidir ki farklı dünyalar göz önüne alınmaz? Demokrasi ve özgürlük öncelikle bir bilinçlilik durumudur, hayata karşı takındığımız tavırlarla gerçekleşir. Özgürlük ve demokrasi öncelikle bir edep işidir. Yazık ki bugünlerde bu tavır ve edep ülkemizi terk etmiştir. Kimse Türkiye'de olup bitenlere bir anlama mesafesi içinde bakamıyor. Siyaset denen oyunda, birçok faul yapılıyor, oyuncular aynı zamanda hakem olduğu için bunun farkına varılmıyor. Bu siyaset, ağzımızdan düşürmediğimiz bu demokrasi ve bu özgürlük, bizi demokrasi ve özgürlüğe götüremez. Ülkemiz ağır bir değer yitimi, değerlerin soysuzlaşması bunalımı yaşıyor.
Türkiye geriliyor. Bu gerilim bir doğum sancısı mıdır? Değildir. Gerenler, gerdikleri Türkiye'de düşledikleri amaçlarına ulaşamayacaklardır. Gerenler, ülkenin ve dünyanın durumu hakkında gerekli bilgilerle donanmamışlardır diye düşünüyorum. Bu ülke bu gerilimi, bu siyaseti hak etmiyor.
Ufukta bir siyasi olgunluk da görülmüyor. Kalkan bu toz duman içinde kırılanın, yıkılanın, yeni yeni oluşmakta olanın ne olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. Kimilerine göre Türkiye doğru yoldadır. Planlandığı gibi ülke tümüyle sivilleşmektedir. Hukukun üstünlüğü gerçekleşmektedir. Demokratik güçler ülkeyi refaha çıkarmaktadır. Bunlar hem oyuncu hem hakem olanların, gol attığını düşünenlerin görüşleridir.
Şimdi diyebilirsiniz ki, siyasette hakem olmaz. Yalnız oyuncular vardır. Oyun, 'gücü gücü yetene' oyunudur. Bu oyunda kural, galibin koyduğu kuraldır. İşte Türkiye'de özgürlükçülük oyunu denen oyun oynanmaktadır. Demokrasi ve hukuk kelimeleri de bu oyunun sözde kurallarıdır. Anlamları öylesine bulanıktır ki arkasında farklı niyetler saklanabilmektedir. Türkiye'yi baskıdan kurtarmak için çaba gösterdiğini düşünenler bu oyunun göründüğü gibi 'özgürleştirici' oyun olduğunu sanıyorlar, oyunun aktörleri olmaya çalışıyorlar. Oysa artık bu toz duman içinde oyuna anlama mesafesinde durup bakamıyor kimse. Kendi beklentileri, düşleri, düş kırıklıkları ile görüyorlar olup biteni.
Kimsenin dediği olmayacak. Bu sav elbette bir paradoks içeriyor. Bu sözün söylediği de olmayacağı için kendi kendini ortadan kaldıran bir söz gibi görünüyor. Oysa bu sözle muradımız, ülkemizdeki siyasetin henüz özgürlüğü ve demokrasiyi yaşayabilecek olgunlukta olmadığını söylemek. Kafalar özgür değil. Ruhlar istiklalini kazanmamış. Baştaki otoriteye, parti başkanına, kafasında yüzleşmekten korktuğu nice dogmaya tutsak olmuş ruhların siyasetiyle bu ülke özgürlüğe kavuşamaz. Kendilerine özgürlükçü diyenlerin söylediklerine, bize açmaya çalıştıkları ufuklara, yollara baktığımda çok zor günlerin bizi beklediğini görüyorum. Bir değer ve anlam çöküntüsü yaşamaktayız. Bu çöküntünün adına özgürleşme çöküntüsü diyebiliriz. Özgürleşme tutsaklığı. Hürriyet istibdadı.
Ne zaman özgürdük? Bu ülkede değişik suçlamalarla binlerce insan tutuklanmadı mı? Daha düne kadar komünistlik bir hainlikti. Nice vatansever bu suçla hapislerde çürüdü.
Anlama mesafesini bulup o mesafeden bakabilmeliyiz ülkemizde olanlara. Soğukkanlı. Kendimizi yeniden gözden geçirerek. Türkiye'de yaşamanın acısını bal eylemeye çalışarak.
Bu ülke bir gün bu çökkünlükten çıkacak. (Farklı bir çökkünlüğe geçerek mi?) Geriye dönüp baktığımızda oynanan oyunları göreceğiz. Hukuku. Demokrasiyi. Özgürlüğü. Bu kılık değiştirmiş kavramlarla aldığımız yolda neler yitirdiğimizi görerek.