Yerel seçimde AKP'nin kaybettiÄŸi oy oranının ardından BaÅŸbakan ErdoÄŸan'ın DoÄŸan Grubu'yla masaya oturacağı, bir ÅŸekilde seçim öncesi ÅŸiddetlenen kavganın biteceÄŸini tahmin etmek zor deÄŸildi. Tek istisna vardı: Recep Tayyip ErdoÄŸan'ın sağının solunun belli olmaması. Normal ÅŸartlarda bu durumdaki bir BaÅŸbakan'ın Hürriyet'i karşısına alması beklenemez. Ama ErdoÄŸan bu ya, kimseyi dinlemeyip kavgayı sürdürebilirdi.
ErdoÄŸan ÅŸaşırtmadı. Aynı durumdaki baÅŸka bir lider nasıl davranırsa, öyle davrandı.
Dün, Radikal gazetesine 'indirilen' bir aracı sayesinde Genel Yayın Yönetmeni'ne röportaj vermiÅŸ BaÅŸbakan ErdoÄŸan. Gerçi röportaj deseniz röportaj deÄŸil; zaten 'Soru-cevap olmasın, sohbet havasında geçsin' diye talimat gelmiÅŸ BaÅŸbakan'dan.
Genel Yayın Yönetmeni'nin röportajı koparması da kolay olmamış. ErtelenmiÅŸ, uzun süre bekletilmiÅŸ, randevu saatine uyulmamış, iki arada bir derede konuÅŸulmuÅŸ.
Koskoca basının geldiÄŸi noktaya bakın: Bir BaÅŸbakan koca Genel Yayın Yönetmeni'ni parmağında oynatıyor, düÄŸün çıkışında koridorda konuÅŸuyor, ayağına getiriyor ve o gazeteci de bundan gocunmuyor, iÅŸi piÅŸkinliÄŸe vuruyor. Ayıptır ve yazıktır. Bu bir karakter problemidir.
Ama bu röportaj birkaç açıdan anlamlı.
Daha evvel BaÅŸbakanlık'ta çalışan Radikal'deki aracının ne iÅŸe yaradığı, neden alındığı resmen ortaya çıktı. Demek ki bu iÅŸlere bakacak artık.
Bundan daha da önemlisi BaÅŸbakan ErdoÄŸan'ın DoÄŸan Grubu'nun bir gazetesine konuÅŸarak daha evvel söylediÄŸi sözleri adeta yutmuÅŸ oluÅŸu. İnsanları DoÄŸan Grubu gazetelerini boykota çağırırken, uçağına yazarları çağırmazken, muhabirlerin akreditasyonunu iptal ederken bir anda DoÄŸan Grubu olmadan yapamayacağını anladı.
Bundan sonra ErdoÄŸan yeni bir strateji izleyecek demektir. DoÄŸan Grubu'yla iliÅŸkiler yeniden ÅŸekillenecektir.
Olumlu olan, ErdoÄŸan'ın basınla kavga edilerek siyaset yapılmayacağını anlamış olmasıdır. Boykot çaÄŸrıları, halkı galeyana getirmek, bir medya grubunu batırmaya çalışmak yanlış stratejilerdi, nitekim elinde patladı.
Neden geri adım attığına gelince...
Aslında bu da ortada... Eskiden 'yüzde 47 arsızlığı' vardı, ÅŸimdi gerilen oy oranının yarattığı hezimet.
İçeriÄŸi hiç önemli olmayan dünkü röportajın tek anlamı bu kodlarında gizli. BaÅŸbakan güçsüzleÅŸiyor, bunun farkında, bir çıkış yolu arıyor. Aylardır konuÅŸulanların saÄŸlaması oldu bu söyleÅŸi.
Pavyondaki bakire
Oya Baydar, Ahmet Altan'ın 'pavyondaki namuslu kadın' tanımlamasına bozulup istifayı bastı. Ama bu iÅŸ burada bitecek gibi görünmüyor. Altan'ın çirkin metaforundan dolayı medyada bir cinsiyet ayrımcılığı baÅŸlayacak gibi.
Bir kadına bu şekilde hitap edilmesini kınayanlar, Baydar'ı haklı bulanlar var.
Oysa Altan'ın benzetmesi ne özgün ne de yeni. Yıllar önce bir baÅŸka gazeteci kendisini 'pavyondaki bakire' olarak tanıtmıştı ve bu benzetme o günden beri üzerine yapışıp kaldı.
Bakın o gazeteci, bu tanımlamanın doğumunu nasıl anlatıyor:
'Binbir entrikanın döndüÄŸü, etik sözcüÄŸünün 'yangında kırılacak' cam dolaplarda beklediÄŸi medyada kendimi 'pavyondaki bakire' gibi hissediyorum... Yıllar önce, bir iletiÅŸim konferasında, medyayı ve 'medyada kendimi' nasıl gördüÄŸümü böyle anlatmıştım... Ben derdimi ifade edebilmiÅŸ miydim, bilmiyorum ama salondakiler bir hayli gülmüÅŸtü! Hemen yanımda oturan UÄŸur Dündar da, bir not yazıp önüme sürmüÅŸtü: 'Yarın konferans, bu sözler sayesinde yazılacak, bak görürsün'... DediÄŸi gibi oldu, konferanstan yalnızca benim sözlerim, sözlerimin de 'pavyondaki bakire' kısmı alıntılandı... Ertesi yıl, yine bir konferansa çaÄŸrıldım. Salona girmeyi beklerken, bir öÄŸretim üyesi yanıma geldi. 'Sizi hatırlıyorum' dedi, 'Siz genelevdeki masum kadınsınız'... 'Aman hocam' dedim, 'Daha o kadar düÅŸmedim. Åžimdilik pavyonda idare ediyorum...' Güldük...'
Kendisini 'pavyondaki bakire' olarak tanımlayan gazeteci medyayı takip edenlerin çok iyi bildiÄŸi gibi AyÅŸenur Arslan'dan baÅŸkası deÄŸil tabii ki.
Küçük bir film
Türk Sineması'nda herkesin büyük söz söyleme takıntısı var. İlla büyük meselelere, büyük insanlara, büyük konulara dokunmaları gerektiÄŸini düÅŸünüyorlar film yapabilmek için. Bir helikopter kalkması, bir patlama sahnesi, edebi replikler, politik çaÄŸrışımlar derken kendi kendilerinin kliÅŸelerini yaratıyorlar.
Oysa bir de küçük insanlar var; küçük hayatlar, küçük hikayeler... TuÄŸla gibi roman yazmayınca roman sayılmadığı gibi, küçük hikayeleri anlatan küçük filmleri de filmden saymama eÄŸilimi var...
Bu dogmayı yıkacak bir Türk filmi izledim geçenlerde... 'Uzak İhtimal' sessiz ve derinden baÅŸarı yakalıyor, yurtiçi ve yurtdışında ödüller alıyor.
Vizyona girince uzun uzun hakkında konuÅŸuruz, ama ÅŸimdilik ÅŸunu söyleyeyim: Beklemeye deÄŸecek bir fim. Naif, Hıncal Uluç'un yazdığı gibi 'iddiası iddiasızlığında gizli' ve çok yalın bir film...
Küçük insanlar, küçük hayatlar üzerine küçük bir film. Ama çok güzel.