Kaba bir genelleme yaparak bir Türk erkeÄŸinin en çok çekindiÄŸi her dem mevcut (omnipresent) düÅŸman hakkında bir tahmin yürütebilir miyiz acaba? PKK mıdır Türklerin en büyük düÅŸmanı? Yahudiler mi? Ermeniler midir yoksa Yunanlılar mı?
En çok çekinilen, üzerinde yaratacağı tehdidin ve tehlikenin boyutları hakkında en fazla spekülasyon yapılan ve maalesef yok edileceÄŸi halde günden güne güçlenen bu düÅŸman kimdir?
Beyaz, sünni, heteroseksüel ve etnik olarak Türk erkeÄŸin hayatı boyunca en çok korktuÄŸu düÅŸman birisi ya da bir toplum, bir ırk deÄŸil, bizzat kendisidir: Kendisinin bir gün eÅŸcinsel olabileceÄŸi ihtimalidir.
Yıllardır Türk erkeÄŸinin eÅŸcinsellik meselesine bu kadar takıntılı olmasının, dönem dönem artan ÅŸiddette eÅŸcinselliÄŸin gündeme gelmesinin, en yaygın olarak eÅŸcinsellikle ilintili küfrün kullanılmasının, dahası futboldan eÄŸlence dünyasına her ama her alanda bir ÅŸekilde konunun eÅŸcinselliÄŸe getirilmesinin doÄŸrusu baÅŸka bir açıklaması olamaz.
DoÄŸrusu bu korkunun da sebebinin tek nedeni var: Cehalet. EÅŸcinsellik konusunda İslamcısı'ndan hakemine, solcusundan bakanına, yazarından ÅŸarkıcısına hemen herkes baÅŸka hiçbir alanda olmadığı kadar büyük bir cehalet içinde. Buna eÅŸcinseller bile dahil. Bilmiyorlar. İnsan da bilmediÄŸinden korkar ya...
İki haberim var, biri iyi, biri kötü.
Önce iyi haber: Merak etmeyin, endiÅŸelenmeyin, hepiniz eÅŸcinsel olmayacaksınız. İçinizden illa ki birileri eÅŸcinseldir, ama 'Bir gün herkes eÅŸcinsel olacak' diye bir kural yoktur. BoÅŸuna korkmayın. Zaten tam kesinleÅŸmemekle beraber eÅŸcinselliÄŸin doÄŸuÅŸtan geldiÄŸi kanısı kuvvet kazanıyor. Åžimdi deÄŸilseniz sonradan olmanız zor, çok zor.
Kötü haber: Bazılarınız için maalesef ama günden güne daha fazla eÅŸcinsele ve eÅŸcinselliÄŸe maruz kalacaksınız. Kendiniz eÅŸcinsel olmasanız bile.
Nasıl ki eÅŸcinsel hakem göÄŸsünü gere gere ortaya çıktı, Türkiye'nin dünyanın diÄŸer ülkeleri gibi farklı meslek gruplarında 'dolaptan çıkmış' baÅŸka figürlere de alışık olması gerek: Belediye baÅŸkanları, siyasetçiler, müteahhitler vs. vs. Çünkü onların da sırası gelecek.
Kısacası bu konu daha da gündemimi iÅŸgal edecek; buna bir toplumun 'deÄŸiÅŸim sancıları' da diyebiliriz.
Ancak gördüÄŸüm kadarıyla eÅŸcinselliÄŸin gündem olmasından pek kimsenin de sıkıntısı yok.
Mesela sizce Ali Bulaç'la Erman ToroÄŸlu'nu eÅŸcinsellik konusunda konuÅŸmaya, yazmaya, üstelik aynı cahil dili paylaÅŸmaya iten ortak payda ne olabilir acaba? Sadece cehalet mi? Yoksa merak mı?
Korkunun tetikleyicilerinden biri bilinmemezlikse, insanda korku yaratanın gizemin merakı tetiklediÄŸi de bir gerçek. Ama bu konu Freudyen psikalistlerin alanı; geçelim.
Türkiye'deki tartışmaların derininde aslında çok yüzeysel bir neden yattığı o kadar aÅŸikar ki, bu kadar ayrıntılandırmaya bile gerek yok...
Bugün eÅŸcinselliÄŸin gündemde olmasının tek sebebi paniktir... Bu paniÄŸin baÅŸlıca nedeni de eÅŸcinsellik konusunda baÅŸka her konuda olduÄŸundan daha cahil olanların 'ayaklarının altındaki toprağın' kaymasının yarattığı korkudur.
Eskiden Yunan çocuklarını 'Seni Türkler'e veririm' diye korkuturlarmış, o hesap iÅŸte 'AnneciÄŸim eÅŸcinseller geliyor' korkusudur bu...
Bilmiyorlar, cahiller ve yeni döneme nasıl adapte olacaklarını kestiremiyorlar...
Çünkü eÅŸcinseller artık kendilerine tayin edilen moda, müzik, mimari, dekorasyon, alışveriÅŸ gibi alanların dışına taÅŸmak ve her yerde var olmak istiyorlar... İşte Paris belediye baÅŸkanı... İşte Türk eÅŸcinsel hakem...
Hayatları boyunca kontenjandan bir yerlere gelmiÅŸ olanlar, hayatın içinde yeni bir kontenjan açılmasını, rantın paylaşılmasını, kendi kontenjanlarının eÅŸcinseller tarafından tehdit edilmesini istemiyorlar.
Solcu kontenjanından bakan ErtuÄŸrul Günay, hakem kontenjanından yazar-televizyoncu Erman ToroÄŸlu, İslamcı aydın kontenjanından Ali Bulaç...
Aman korkmayın, eşcinseller gelse de size bir şey olmaz. Meraklanmayın, endişelenmeyin.
Sadece alışacaksınız. Bu kadar.
Portre nasıl yazılır?
Geçenlerde, küçük bir gazetede bir yazarın Murat Belge portresine denk geldim. Yazar kendine hayran olmalı ki aynı yazıyı bir kez daha yayımlamış... Çetin Altan taktiÄŸidir; eski yazıyı dolaptan çıkarıp aynen önümüze koymak.
Portre dedim ama 'Murat Belge güzellemesi' demek daha doÄŸru...
Uzun yazının tamamını okudum; okudum da bu yazının neden yazıldığını pek anlayamadım. DoÄŸrusu, Murat Belge hakkında bir kitap arkasında ya da google'da bulunabilecek bilgilerin ötesinde bir ÅŸey yoktu yazının içinde. Daha çok bir CV'nin düzyazıya dökülmüÅŸ ve üzerine üçüncü bir ÅŸahıs tarafından övgü serpilmiÅŸ hali gibiydi.
Yazan kiÅŸi de güya Türk Basını'nın en iyi portre yazanlarından biridir; TuÄŸrul Eryılmaz onu evinden bu iddiayla çıkartıp basına sokmuÅŸtu.
Hadi gelin tartışalım...
Portre yazarlığı bir ÅŸahıs hakkında çıkan haberlerin ya da o ÅŸahsın özgeçmiÅŸinin bir kolaj halinde sunulması mıdır yoksa gazetecilikte baÅŸlı başına emek harcanması gereken bir dal mıdır?
Batı'daki gazetelerde her hafta düzenli olarak portreler yayımlanır, bugün romancı olarak adını bildiÄŸimiz pek çok önemli yazar da kariyerlerini portre yazarak inÅŸa etmiÅŸtir.
Portre yazarlarının imzaları bile Batı'da bu türün öyle kolay geçiÅŸtirilebilecek, arÅŸivdeki haber dosyasından derlenebilecek kadar kolay olmadığını gösterir bize. Nerede Tom Wolfe'un, Truman Capote'in, Rex Reed'in portreleri nerede bizim google'cılar...
Pek çok dergi, portresini yayımlamaya layık bulduÄŸu insanlar hakkında yeni bir söz söyleniyorsa, ya da haber deÄŸeri varsa o yazıyı basar... Aksini öÄŸrenmek zaten mümkündür. Bazen bir portre yazımı haftalar, aylar sürer. Konu edilecek kiÅŸiyle, yakınlarıyla görüÅŸmeyi gerektirir.
Eminim bu kadar emek harcanmış bir Murat Belge yazısını okumak herkesi mutlu ederdi... Yazık ki gördüÄŸüm bir gazete kağıdı israfından ibaret...
Tabii bu biraz da okurun tercihine kalıyor.
Siz çıtanızı vasatların iktidarına ve beÄŸeninizi vasatların beÄŸenisine göre ayarlarsanız o gazeteyi de, o yazarı da, portresi yazılan ÅŸahsı da takdir edersiniz. O gazeteler de size Truman Capote benzerlerini deÄŸil, ÅŸarkı sözü yazarlarını portreci olarak sunar.
Çoraplı adamın marifeti
Salı günü İstanbul sokaktaydı... Ta Mecidiyeköy'den TeÅŸvikiye Camii'ne uzanan bir kalabalık uÄŸurladı Türkan Saylan'ı sonsuz yolculuÄŸa. İstanbul sokakları 'ÇaÄŸdaÅŸ Türkiye'nin miting alanı gibiydi.
Bu geliÅŸme, kuÅŸkusuz dünkü gazeteler açısından da en önemli haberdi. Milliyet en iyi birinci sayfayı yapmıştı.
Cemaat'in gazetesi Zaman, haberi birinci sayfadan ve küçük görmüÅŸtü. Bu da kendi açılarından anlaşılabilir bir ÅŸey: Cemaat'in yok olmasını istediÄŸi, çıkarlarına ters düÅŸen biriydi Türkan Saylan...
Peki ya hala 'kitle gazetesi' olduÄŸunu iddia eden Sabah?
FotoÄŸraflı ve birinci sayfada ama diÄŸer merkez gazetelerine kıyasla daha küçük yer almış cenaze haberi. Toplumda yarattığı etkiyle gazetede kapladığı yer arasında ters orantı var.
Sizce bu patronajdan mı kaynaklanıyor?
Sizce Sabah'ın sahipleri 'Aman bu cenazeyi büyük vermeyelim' diye editoryal kadroya talimat mı verdi?
Yoksa BaÅŸbakan damadını arayıp Sabah'ın birinci sayfasında bu haberin küçük görülmesini mi istedi?
Hayır, hiçbiri deÄŸil. Bu patrondan çok patroncu, hayatta tek bildiÄŸi insanların önünde ceket iliklemek olan, 'Aman efendim sepet efendim'ci, sözde denge unsuru bir kifayetsizin marifetidir... Çoraplı adamın başının altından çıkmıştır... Zanneder ki böyle davanırsa o koltuÄŸunu biraz daha korur... Bu kadar küçük düÅŸünür, bu kadar mesleÄŸini kötüye kullanır, gazetesinin itibarını da böyle zedeler...
Daha evvel 'muhafazakar' kesime yaranmak için giydiÄŸi çorap ne kadar onu acıklı bir duruma düÅŸürmüÅŸse, bu haberi birinci sayfanın altına alması da onun kafasının nasıl çalıştığı hakkında yeterli fikri vermiÅŸtir.
Ama maalesef gidicidir...