Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine iliÅŸkin tartışmalı kanun TBMM'de kabul edildi. Ancak 'maç' henüz bitmedi. İktidar maçın 'uzatma dakikalarında' CumhurbaÅŸkanından 'gol' yemezse, maçın bir de Anayasa Mahkemesi önünde 'rövanşı' olacak.
Kanun özünde neyi amaçlıyor? Sınırdaki mayınların temizlenmesini ve buradaki arazilerin tarıma açılmasını. Bu amaçta herhangi bir hukuksal sorun yok. Kamu menfaatine uygun bir amaç.
Peki bu amacı hangi yöntemle gerçekleÅŸtirmeyi öngörüyor? Öncelikle klasik ihale yoluyla bedeli kamu kaynaklarından ödenerek temizlik iÅŸinin yaptırılması ve kamuya ait bu taşınmazların kamu tarafından tarımda kullanılması veya iÅŸlettirilmesi. DiÄŸer bir imkan olarak ise, yine ihale ile, mayınları temizleme karşılığı arazilerin tarımsal amaçla 44 yıla kadar özel firmalara kullandırılması. Bir tür 'Yap-İşlet-Devret'. Daha doÄŸrusu 'Temizle-İşlet-Devret'. İhale ise bu 44 yıllık süreyi en fazla kısaltmayı teklif etme esasına dayanacak. Mayınların temizlenmesi süresi ise en fazla 5 yıl olacak. Pratikte muhtemelen bu yola gidilecek.
Böyle bir maliyetli iÅŸ için doÄŸrudan kamu parası harcamak yerine bu yolun öngörülmesi de kamu menfaatine daha uygun. Tabii rekabetin gerçekten oluÅŸtuÄŸu bir ihale organize edilebilmesi kaydıyla.
O halde, aslında yapılan iÅŸin yönteminin temel mantığında da kamu menfaatine, dolayısıyla hukuka aykırılık yok. Fakat hukuksal yönden baÅŸka önemli sorunlar var.
Aslında bu iÅŸin kanun konusu yapılmasına gerek yoktu. Ancak Danıştay'ın kanımca tartışmaya açık bir kararı nedeniyle buna mecbur kalındı.
Bu iÅŸin klasik ihale yoluyla yapılmasına iliÅŸkin iÅŸlemi Danıştay 13. Dairesi, mayın temizletme karşılığı araziyi tarım için kullandırmaya yönelik ihalenin 'mutat' olmadığı gibi, 'yerindelik kokan' bir gerekçe ile iptal etti. Oysa Yüksek Mahkeme'nin konuyu yargısal yetkisi dışındaki bu noktadan deÄŸil, ihalenin sınır güvenliÄŸinin saÄŸlanmasına elveriÅŸli olup olmaması noktasından ele alması beklenirdi.
Mayın konusu sınır güvenliÄŸi ve dolayısıyla kolluk ve ulusal savunma ile doÄŸrudan iliÅŸkili bir konu. O halde bu açıdan iki soruya yanıt aramak gerekli: Sınır güvenliÄŸi, yani kolluk ve ulusal savunmayla doÄŸrudan baÄŸlantılı bir faaliyet kamu hukuku açısından özel kiÅŸilere ve/veya yabancılara gördürülebilir mi? Bu soruya olumlu yanıt verilirse, söz konusu kanunda sınır güvenliÄŸinin ve dolayısıyla kolluk ve ulusal savunma hizmetlerinin tehlikeye düÅŸmemesi için gereken somut önlemler öngörülmüÅŸ mü?
Siyasi yönden uygun olup olmaması ayrı konu. Ama hukuki yönden ilk soruya olumlu yanıt vermek mümkün görünüyor. Zira artık günümüzde sınır güvenliÄŸinin mutlaka mayınlarla saÄŸlanması gerekmiyor. Sonuçta sınırın içinde kalan bir arazide özel kiÅŸilerce hatta yabancılarca tarım yapılması da tek başına hukuka aykırı bir faaliyet deÄŸil.
Hukuki açıdan buradaki önemli nokta, hem mayınların temizleneceÄŸi 5 yıllık süre içinde hem de temizlikten sonraki dönemde sınır güvenliÄŸinin korunmasına yönelik gerekli ve yeterli somut önlemlerin öngörülüp öngörülmediÄŸi.
Kabul edilen kanunda tam da bu noktada sorunlar var. İhaleyi alan özel kiÅŸi hatta yabancı ÅŸirket tam sınırdaki güvenlik çizgisindeki mayınları da temizleyecek. Her ne kadar bu çizgideki arazi sonradan güvenlik kuvvetlerine bırakılacak ve tarıma açılmayacak olsa da, 5 yıllık temizlik sürecinde buradaki sınır güvenliÄŸi nasıl saÄŸlanacak? ÖrneÄŸin teröristlerin buralardan sızması nasıl önlenecek? Tarıma açılan arazilerden askeri yasak bölge içinde kalanlarda yabancılar nasıl çalışabilecek?
Danıştay, Yürütme'nin önem verdiÄŸi bir 'icraatı', 'mutat' deÄŸil diye iptal ediyor. Yani hiç 'gol' tehlikesi yokken gereksiz yere 'penaltı' yapıyor. İktidar, 'beleÅŸ' bir penaltı sayesinde Danıştay'a bir an önce 'gol' atabilme sevdasıyla 'savunma güvenliÄŸinden' taviz veriyor. Bakalım 'hakem' Anayasa Mahkemesi maçı nasıl bitirecek...