En güzel tabir Yalçın Küçük'ten gelmiÅŸti, 'küfür romanları' demiÅŸti Ahmet Altan'ın bugün romancı olarak anılmasını saÄŸlayan edebiyat parçalamalarına dair. Bugün 'azizlerin içindeki orospu'yu, 'orospuların içindeki azize'yi keÅŸfetme turlarına çıkan, 'kadın memelerine vatanı satan' Ahmet Altan o yıllarda edebiyatta epey politikti. Bugün gazetelerde yapmaya çalıştığına benzer provokasyonları kitaplarında yapmak için uÄŸraşıyordu.
Sebebi çok basitti. 12 Eylül dönemiydi, solculuk demode olmuÅŸtu. Türkiye yeni bir açılımın eÅŸiÄŸindeydi, Özal'ın 'vizyonu' yükselen deÄŸerdi ve UÄŸur Mumcu'nun tabiriyle 'aile boyu döneklik' kültürü edinmiÅŸ bir ailenin isyankar oÄŸluydu.
Bir insanın yazmış olmaktan utanacağı kadar amatör ve zavallı bir roman olan 'Dört Mevsim Sonbahar'dan tutun da 'Sudaki İz'e edebiyat macerasının tek ama tek bir amacı vardı: Solculara ve solculuÄŸa küfretmek. Devrim yapma hayaliyle hayatlarını kaybeden binlerce insanla dalga geçmek ve kendisini onlar üzerinden aklamak.
Vizyona adapte olmak, kendisini bir 'burjuva' olarak göstermek. Kısacası göz kırpmak ve 80'lerin 'yükselen deÄŸeri' olarak kabul edilmek.
70'lerde de babası aynıydı. Gençleri gaza getirir, o evinin balkonunda viski içerek ölen binlerce insanı izlerdi. 70'lerde devrimcilik modaydı çünkü, 12 Mart gerçekleÅŸtiÄŸi zaman nasıl askerlere ÅŸakÅŸakçılık yaptığı o yılların gazetelerinde belgeli olarak duruyor.
Askerin gelmesini, hükümeti devirmesini alkışlamıştı Çetin Altan kendi darbe günlüklerinde...
O yüzden ÅŸimdi hiç kimse kalkıp da Altan ailesinin darbeye karşı aldığı tavırları falan anlatmasın.
Neyin mücadelesini vermiÅŸler, neye direnmiÅŸler, neyi feda etmiÅŸler ki?
Babası 12 Mart'a alkış tutmuÅŸ, oÄŸlu 12 Eylül olur olmaz solcu geçmiÅŸine küfretmiÅŸ ve Özal'a yaranmış. CumhurbaÅŸkanı'nı ayakta alkışlayan, iktidar sofrasında kadeh tokuÅŸturan onlar. Hangi demokrasi mücadelesinden bahsediyorsunuz, tek amaçları ceplerini doldurmak ve kendilerine rant saÄŸlamaktı.
En büyük özellikleri ise ne modaysa onun peÅŸinden gitmek...
Önce solculara küfretmek, sonra Özalcılık, sonra dönemin modasına uygun olarak Kürtçülük, ÅŸimdi Fethullahçılık ve Siyasal İslamcılık... Bugün Türkiye'de gerçek bir darbe havası olsa, asker de gerçekten darbe yapmaya niyetli olsa, kamuoyunda bir darbe beklentisi olsa baba-abi-kardeÅŸ-torun-damat hep bir ağızdan en büyük darbeci olurlardı. Babasının 12 Mart'ta yaptığı gibi darbeye alkış tutarlar, askeri müdahalenin öneminden bahsederlerdi...
Ama ÅŸimdi moda askere vurmak, onlar da modaya uyuyor...
Hadi vursunlar, ama en acıklı olanı ne biliyor musunuz?
Çok ama çok cahiller... Altan ailesini Türkiye'nin düÅŸünce hayatından çıkarın ve ne eksilir, hiç hesapladınız mı? 'Bayburt'a tenis kortları açılsın' gibi absürd fikirler ve 'bir kadın memesine vatanı satarım' türü ucuz pornografi dışında literatüre ne katkıları var?
O profesör oÄŸlan dünyanın herhangi bir üniversitenin ancak kantincisi olabilir... DiÄŸerinin gazeteciliÄŸi geçmiÅŸte de, bugün de ortada... Babasının tek ama tek yeteneÄŸi Türkçe'yi çok iyi kullanması...
Gerisi koca bir boÅŸ ve düÅŸünce akımlarına yönelik bir 'ikoncan' olma çabası... Ne ama ne modaysa onun peÅŸinden gittiler, bugün de gitmeye devam ederler.
Dün küfür romanı yazarlar, yarın alenen küfür ederler...
Yazık ki düzeyleri de çok düÅŸüktür; sokak diliyle entelektüel mücadeleye kalkışma çabalarından olsa gerek.
Bu ailenin Türkiye'nin düÅŸünce hayatı üzerinde oluÅŸturduÄŸu kara buluta isyan ediyorum.
Bir cahili düzeltelim
Adam profesör olmuÅŸ ama gerçekten cahil... Bu okumuÅŸ olanı bir de... Önce dedi ki 'Dünyanın neresinde askeri mahkeme var', yanıtı Genelkurmay BaÅŸkanı'ndan aldı. Google'lasa öÄŸrenir oysa. Hadi bilgisayar kullanamıyor, bari kulağına kalem sokan çantacısına sorsaydı...
Tipik bir 'Hem dersini çalışmamış hem de ÅŸiÅŸman herkesten' durumu.
Dansöz; ÅŸimdi kıvırıyor... 'Askeri mahkeme hiçbir yerde yok' diye tutturdu rezil oldu ya, ÅŸimdi de diyor ki 'Dünyanın bir tek ülkesinde Askeri Yargıtay var mı, onu söyleyin' diyor...
Al sana yanıtı: Amerika Birleşik Devletleri!