AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-07-03

kategori2

IMF parası nasıl harcanacak?

Bu yazı dün, yani çarşamba günü sabahı erken saatlerde yazılıyor. Çarşamba günü ABD saatiyle sabah onda ABD'de 2009 birinci çeyrek reel büyümesi ilan edilecek. Ama ABD'de  çarşamba sabahı saat on, bizde kabaca çarşamba akşam üzeri saat beş demek. Bu da ilan edilen sayılar ülkemizde bir gün sonra yayınlanacak ve yorumlanacak demek. Ama biz bu sütunda bir peşin tahmin yapmak istiyoruz.

ABD'de bu hafta yapılan iyimser tahminler ABD 2009 birinci çeyrek büyümesinin eksi yüzde 4.2 civarında olacağını söylüyorlar. Hatırlanırsa 2008 son çeyreği eksi 6.3 olarak gerçekleşmişti. Ve 13 Şubat tarihli revize ABD Merkez Bankası tahmini de 2009 birinci çeyrek reel büyümesinin eksi 5.2 olacağı öngörüsünü açıklamıştı. Bugün yapılan tahminler eksi yüzde 4 ila eksi yüzde 5.5 arasında dağılıyor. Bir evvelki çeyrek gerçekleşmesi de eksi yüzde 6.3 olduğuna göre ABD'de düşüş hızı azalıyor, artan tüketim ve artan ihracat destekli büyüme trendi tersine dönüyor gibi. IMF tahminlerinde de gelişmiş büyük ekonomiler arasında  en düşük daralma tahmini ABD için (2009 yılında eksi yüzde 2.8 ) yapıldığına göre, krizi çıkartan taraf, en çabuk toparlanan olacak galiba! Pragmatizm önemli herhalde!
Peki Türkiye neler yapmakta? Sonunda seçim kökenli siyasi gündem bitti ve IMF konusu ciddi olarak ele alınmaya başlandı. Bugün teknik şartların tartışıldığı bir IMF anlaşması gündemi var. Washington'da bulunan kamu temsilcileri teknik sorunları görüşmekteler ve yakında IMF ile anlaşmanın sonuçlanması bekleniyor. Ancak bugün ülkemizde IMF ile yapılması olasılığı giderek yükselen, nerede ise kesinleşmiş durumda olduğunu düşündüğümüz IMF anlaşması  çerçevesinde yaratılan yeni bir suni bir gündem maddesi daha var: IMF ile yapılacak anlaşma sonrası alınacak döviz cinsinden nakit fonlar, dış borç geri ödenmesi için mi kullanılmalı, yoksa içerideki yardım ve destek paketleri sonrası ve ekonominin durgunlaşması sonrası, büyüyecek olan bütçe açığının finansmanı için mi kullanılacak? Bu tartışmayı ilginç buluyoruz ama soruya verilen cevapları da tatmin edici bulduğumuz söylenemez! Şimdi biraz beraberce düşünelim. Farz edelim ki IMF'den alınan döviz cinsinden borç Hazine hesaplarına girdi. Bu şartlar altında gelen miktar kadar döviz Hazine bilançosunun pasifinde döviz borcu olarak yer alacaktır. Aynı miktar Hazine bilançosunun aktifinde de döviz varlığı olarak yer alacaktır. Bu dövizin Hazine tarafından Merkez Bankası'na satıldığını ve karşılığında TL alındığını varsayalım. Bu durumda Hazine bilançosunun pasifinde döviz borcu yer alacaktır, aktifinde ise TL varlık. Böylece Hazine bilançosunda döviz pozisyon açığı oluşur.
Merkez Bankası ise bilançosunun pasifinde TL cinsinden likidite  yaratmış olacak, aktifinde ise döviz varlığı yer alacaktır. Döviz rezervleri ve Merkez Bankası'nın net dış varlıkları artmış gözükecektir.Bu işlemin sonucunda Hazine döviz cinsinden açık pozisyon taşıyacak (short pozisyon), TL cinsinden ise uzun pozisyon (long) durumda olacaktır. Merkez ise döviz cinsinden fazla durumuna gelmiştir.
Ancak Hazine elindeki TL likiditeyi, zaman içinde bütçenin açığı çerçevesinde harcayacak, böylece TL nakit zaman içinde ekonominin içine dökülerek TL  likidite artışı yaratacaktır. Bir kısmı banka sisteminin, bir kısmı da kişilerin, şirketlerin ve piyasanın eline TL likidite artışı olarak geçecektir. Bu bağlamda IMF yardımı kaynaklı döviz  kısmen, bütçe açığı finansmanında kullanılmış olmakta.

Ancak devletin, bankaların ve de özel kişi ile kurumların döviz cinsinden dış borçları da vardır. Farz edelim ki bir özel kişi ticaret erbabı veya bir özel firma, döviz cinsinden dış borcunu yenileyemiyor ve döviz borcunu ödemek zorunda kalıyor. TL vererek döviz alıp dışa net borç ödemesi yapacak. Bu şartlar altında banka sisteminden döviz alacak ve ödemesini yapacaktır. Bu dövizi TL vererek banka sisteminden temin ettiğinden banka sistemi, TL kaynağı Merkez Bankası'na aktararak karşılığını döviz olarak alacak ve dışa ödeme sağlanmış olacaktır. Bu işlem çerçevesinde Hazine üzerinden bütçe harcamaları sonucu piyasaya aktarılmış olan TL likiditesi, Merkez Bankası'na geri gelmiş olacak, dolaşımdan kalkacak. Diğer taraftan da Hazine tarafından Merkez Bankası'na aktarılmış olan döviz de, özel dış borç ödemesinde kullanılabilecektir. 
Eğer örnekte dışa borç ödeyecek olan özel taraf değil de, kamu yani Hazine olarak alınsa idi, bu sefer Hazine elindeki TL likiditeyi Merkez Bankası'na aktaracak, elindeki TL likidite daralırken, Merkez Bankası dövizi dışa transfer edecek, Merkez'in elindeki döviz miktarı da azalacak, fakat Hazine'nin dış borç servisi de IMF fonu ile gerçekleştirilmiş olacaktı. Sonuçta Hazine'nin döviz borcu azalacak ama Hazine TL likiditesi de azalmış olacaktı. Merkez Bankası ise döviz rezervi fazlasını harcamış olacak, net dış varlık fazlası ise daralmış olacaktı.
Özetlersek, başka alternatifler de düşünülebilir. Örneğin para Merkez Bankası'na sokularak da iş başlayabilir. Ama, IMF fonu, sonunda hem bütçe finansmanı hem de dış borç servisi için kullanılacaktır.