AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-03
Geçenlerde Fethullah Gülen'in en yakınlarından, Cemaat'in önemli ismi Hüseyin Gülerce ekrana çıkmış ve 'Biz siyasette yokuz, hani neredeyiz, belgesi nerede' diye konuşuyordu. Erbil'de düzenlenen Kuzey Irak'ı tasarlama toplantısının, Abant Platformları'nın, Ergenekon operasyonlarının nedense hep Cemaat'le çatışan isimleri hedef alması yeterli belge değil demek ki.
Olsun, varsın...
Ama dün gazetelerde yer alan küçük bir haber Cemaat'in nasıl siyasetin tam içinde yer aldığının belgesi adeta...
Küçük bir haber olarak geçiştirilmiş, ama dünün en önemli gelişmelerinden biriydi.
Milliyet 'Utah'lı hoca Polis Akademisi Başkanı' diye vermiş haberi; anlayana 'yorum' başlıkta gizli.
Zühtü Arslan, Polis Akademisi'nin ilk sivil rektörü olarak atandı. Kamuoyu, adını AKP'nin 'sivil anayasa' taslağından hatırlıyor.
Milliyet'in Utah vurgusu önemli. Utah, Gülen Cemaati'nin Amerika'da en iyi örgütlendiği eyaletlerin başında geliyor. Türkiye'den pek çok Cemaat ilintili polisin yolu da Utah'tan geçiyor.
Yakın zamanda Türkiye'ye döndürülen ve polis bünyesinde aktif görev verilmeyen Emrullah Uslu bunların en ünlüleri. Utah Üniversitesi'nde doktora yapıyordu. Emniyet kökenli isimlerin yazdığı sucveceza.com'un yazarlarından Fatih Balcı, Zaman gazetesinde yazan Şaban Kardaş da Utah Üniversitesi öğrencilerinden.
Artık Cemaat'le bir bağı olmadığı söylenen ama eskinin sıkı Cemaat'çisi Hakan Yavuz da Utah Üniversitesi'nde öğretim üyesi.
Cemaat ve Utah Üniversitesi ilişkisini daha evvel şöyle özetlemiştim:
'Utah Üniversitesi, Cemaat'in etkin olduğu yerlerden biri. Cemaat burada okumaları için öğrencilerine burs sağlıyor, onlarla beraber etkinlikler düzenliyor, paneller organize ediliyor. Cemaat'in Utah'ta organize ettiği panellerde konuşan öğrenciler sık sık Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ni eleştiriyor, yabancılara karşı Türkiye'yi kötülüyor. Türkiye'nin demokratik olmadığını, inanç özgürlüğü bulunmadığı vurgulanıyor. Bunun sorumlusunun da Türk Ordusu olduğunun altı çiziliyor.'
Polis Akademisi'nin yeni rektörü Zühtü Arslan da ne tesadüf ki Utah'taki Atlas Ekonomik Araştırmalar Vakfı için çalışmalar yaptı. Arslan'ın 2004'te 'Dinlerarası İlişkiler: Seküler ve Demokratik bir Sistemde Barış İçinde Birarada Varoluş Anlayışı' projesi Gülen Cemaati tarafından sahiplenildi, büyük ilgi gördü.
Arslan'ın makalelerinin Zaman gazetesinde yayımlandığını da ekleyelim.
Yine hatırlatmak gerekiyor ki Arslan'ın bir yazısından dolayı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ şikayetçi olmuş, TESEV için kaleme aldığı 'Türkiye'de güvenlik sektörü' makalesi yüzünden Arslan ve dört öğretim üyesi hakkında soruşturma açılmıştı.
Bakalım, Emniyet içindeki F-Tipi örgütlenme iddiaları Utah'lı hocanın yetiştireceği yeni polis-şakirtlerle nasıl bir hal alacak.
Taraf'çıların ne istediğini bir anlayabilsek...
Bu adamların kafası mı karışık, yoksa bu tutarsız davranışlarının patolojik bir açıklaması mı var, ya da karşılarındakini aptal yerine mi koyuyorlar? Gerçekten anlamakta zorlanıyorum.
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, Genelkurmay Başkanı'na ağır ithamlarda bulunuyorlar. Sorular soruyorlar, yanıt bekliyorlar.
Sonra Genelkurmay Başkanı çıkıp 150 dakika boyunca teker teker bu iddiaları yanıtlıyor, sorulara cevap veriyor, basın toplantısı düzenliyor.
Bu sefer de kalkıp 'Neden konuşuyor, neden basın toplantısı düzenliyor' diye çıkışıyorlar.
Davetli gazetecilere çıkışıyorlar, 'Neden gidiyorsun?' diye...
Hem soru soruyorlar hem de yanıt verdiği için adama kızıyorlar. Normal bir yaklaşım mı bu?
'Asker konuşur mu' diyenlere
Pazartesİ günkü Cumhuriyet'in yorum sayfasında, Alev Coşkun'un İlker Başbuğ'un Harp Akademileri'ndeki konuşmasını analiz eden bir yazısı vardı. Başbuğ'un basın toplantısına da denk gelen bu yazıda Coşkun 'Evet keşke askerler hiç konuşmasa' diyor, ama bu eleştirilere karşı da şu soruları gündeme getiriyordu. Dikkatinize sunarım:
1. Hangi demokratik ülkenin ordusu 1984 yılından bu yana terörle uğraşıyor.
2. Hangi demokratik ülkede o ülkenin kuruluş felsefesi tartışmaya açık hale getirilmiştir.
3. Hangi demokratik ülkede demokrasinin temeli olan laiklik ilkesi bu derece tartışmaya açılmıştır ve hangi demokratik ülkede iktidarda olan bir partinin, Anayasa Mahkemesi tarafından 'laiklik ilkesine karşıtlığın odağı haline geldiği' tescil edilmiştir.
Yazgülü Yazıyor
Başlıktaki slogan basın tarihine giren bir köşenin adıdır aslında. Kadınların medyada o kadar da görünmediği yıllarda Günaydın gazetesinde parlayan efsane bir köşesinin... Yazgülü Aldoğan'dır o köşenin yazarı. Yazarın kendi adı bile efsane olması için yeterli deği mi?
Kadınların magazin, kıyafet, makyaj, dedikodu yazmaya zorlandığını bir geleneği yıkmış, çok etkili bir siyasi yazar olmuştur. Medyadaki kadınların bir tür Rosa Parks'ıdır, 'Kadınlar dünyanın zencisidir' sözünü reddetmiştir...
Yazgülü, şimdi bir tabuyu daha yıkıyor...
'Kiralık Adam' diye bir roman yazdı; içinde erotik unsurlar da barındıran bir aşk hikayesi anlatıyor. En çok oğlu Deniz'den çekinmiş, hatta izin almış böyle bir şey yazabilmek için.
Önceki akşam, Deniz de annesinin mutluluğunu paylaşıyordu Yazgülü Aldoğan'ın dostlarıyla beraber... Hepimiz 'Kiralık Adam'ı kutlamak için toplanmıştık.
Bunun neden bir tabu kırıcılık olduğuna gelince...
Yazgülü Aldoğan şimdi de şöhretini siyaset, güncel olaylar üzerine yaptığı yorumlarla kazanmış bir gazetecinin de içindeki romancıya engel olamayacağını gösteriyor...
Geçen gece yaptığım bir espriyi burada da tekrarlamak isterim:
'Ahmet Altan kenara çekil! Ulusalcılar da aşk romanı yazıyor!'